ÜLKEMİZDEKİ TATARLAR VE KÖKENLERİ

ÜlkemizdekKıpçak Savaşçısıi Tatarlar ve Kökenleri 

Cahit Alptekin* 

    Özet: Bir kavim adı olarak “Tatar” kelimesi ilk defa Orhun Yazıtlarında geçmektedir. Tatar adı, çeşitli tarihlerde Türk ve Moğol kabileleri için müşterek bir ad olarak kullanılsa da başlangıçta Moğolları ifade etmiştir. Moğol kabilelerinden Tatarlar, en kalabalık ve güçlü kabileydiler. Bu durum birçok Moğol ve Türk kabilesinin (boyunun) yabancılarla münasebetlerinde kendi adları yerine Tatar adını kullanmalarına neden olmuştur.

Moğollar arasındaki “Tatar” adı bir Moğol boyunu ve Moğolistan sahasındaki Türk- Moğol boylarını ifade etmekteyken Türk dünyasında, özel olarak Kıpçak bozkırlarında, ortaya çıkan “Tatar” adı ise Kıpçak Türklerini ifade etmektedir. Artı olarak bugünkü Moğolistan sahasında ise, geçmişte Tatar olarak adlandırılmış Otuz Tatar, Dokuz Tatar gibi Türk kabilelerinin yaşamış oldukları bilinmektedir.

Kıpçak sahasını fetheden Batu Han’ın ordusunun büyük bir kısmını yine Türkler oluşturmuşlardır ve orduda çok az sayıda bulunan Moğollar, Deşt-i Kıpçak sahasındaki Türklerle karışarak kısa sürede eriyip gitmişlerdir.

    Anahtar Kelimeler: Tatar, Moğol, Türk, Rus, Rusya, Kıpçak.

Tarih bilmek, insanlara yaşadığı zamanı anlamak ve gelecek hakkında öngörülerde bulunmak şansı vermektedir. Yani, Tarih bilmek ve Tarih şuuruna sahip olmak, bir milletin milli vasıflarını koruması ve nereden geldiğini bilip nereye gideceğine karar vermesi için olmazsa olmaz gereksinimlerden biridir. Büyük tarihçi İbn Haldun: “Suyun suya benzediği gibi, hal de geçmişe benzer” sözü ile ne kadar büyük gerçekleri ifade eder. Hali değerlendirmek, geleceğe ümit ve güvenle bakabilmek için, geçmişin iyi bir şekilde süzgeçten geçirilmesi gerekir.[1] Tarih, aynı zamanda, geçmişini ve nereden geldiğini unutan halkların mezarlığıdır.

Öncelikle bu makaleyi neden yazdığımı siz sevgili okuyuc

ularıma anlatmak isterim. Ülkemizde AB ve ABD ile bunlara bağlı sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü faaliyetlerin bulunmakta olduğu herkesçe bilinen bir husustur. Bu faaliyetlerden bir tanesi de ülkemiz insanlarını mozaiklik olgusuna alıştırmak ve onlara Türk olmadıkları, farklı etnik kökenlerden geldikleri fikrini benimsetmektir. Ne yazık ki hükümet destekli faaliyetlerle Türklük olgusu bir üst kimlik konumuna yerleştirilmeye çalışmakta ve bu çalışmalar başarı sağlamaktadır. Hâlbuki bu çalışmalara kaynak ayıran emperyalist devletler kendi ülkelerinde sıkı bir ulusçuluk göstermekte, tersi yöndeki her yönelişi olması gerekeni yaparak, boğmaktadır. Ülkemizde özellikle Türkmen, Tatar, Alevi, Yörük, Karakeçili… Vs. gibi öz Türk unsurlar ayrı birer etnisiteymiş gibi gösterilmekte, ne yazık ki insanlarımız bu hiçbir ilmi delile dayanmayan iddiaları gerçek gibi kabul edip gaflete düşmektedirler. Lakin biz, ufak makalemizde bu Türk unsurlardan sadece Tatarları inceledik.

Türkmen, Yörük, Alevi, Karakeçili, Tahtacı gibi unsurların Türklüğünün vatandaşlarımız tarafından iyice öğrenilmesi gerektiğinin farkında olarak ve bu konuda yapılmış ilmi çalışmaların daha da arttırılması ile vatandaşlarımıza hitap eden yayınlarında yapılması gerektiğini bilerek, şimdilik sadece Karadeniz’in kuzey sahasındaki Tatarların kökenlerini, çeşitli kaynaklardan, ortaya koyduk ki bilgisizlik nedeniyle kendini kesin olarak Moğollukla ilişkilendiren ya da “Ne Türk’üz, ne de Moğol’uz, biz ayrı bir milletiz” diyen vatandaşlarımız köklerinin ne kadar öz Türk olduklarını bir nebze fark edebilsinler.

Öncelikle bilinmesi gerek ilk husus gerçek Tatarların kimler olduğu ve nerelerde faaliyet göstermiş olduklarıdır. (Daha sonra örnek olarak koyduğumuz kaynaklarda Karadeniz’in Kuzey sahasındaki “Tatar” adı verilmiş Türkleri de göreceğiz.)

7f82d43aace7471ab78037c0c742061b

Bir kavim adı olarak “Tatar” kelimesi ilk defa Orhun Yazıtlarında geçmektedir. Bu yazıtları ilk defa okumuş olan Thomsen, bu kavmi Moğol asıllı olarak saymaktadır. Thomsen ve Rene Giraud bu kavmin yerleşme alanını Baykal Gölünün güney doğusuna yerleştirirler. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Tatar” ve “Otuz Tatar” isimleri geçmektedir ve bir daha hiçbir yerde rastlanmayan “Otuz Tatarlar”, Bahaeddin Ögel’e göre günümüz Moğolistan’daki Moğollarla akrabadırlar.[2] Tatar adı, çeşitli tarihlerde Türk ve Moğol kabileleri için müşterek bir ad olarak kullanılsa da başlangıçta Moğolları ifade etmiştir. Geçmişte, günümüz Moğolistan’ının doğu kısmında yaşayan kabilelerin büyük bir kısmı Moğol olup, bunlar Moğol adını sonradan benimsemişlerdi. O dönemde bu kabilelerin başında Kereyit, Nayman ve Tatar kabileleri gelmekteydi. Bu arada özellikle Naymanların Türk mü Moğol mu olduğu konusunda da tartışmaların devam ettiğini söylememiz gerekir. Saydığımız kabilelerden Tatarlar, en kalabalık ve güçlü kabileydi. Bu durum birçok Moğol ve Türk kabilesinin (boyunun) yabancılarla münasebetlerinde kendi adları yerine Tatar adını kullanmalarına neden olmuştu. Tarihte bu tür örneklere sık sık rastlanmaktadır. Mesela Reşideddin’de Moğol adının sadece Cengiz Han’ın mensup olduğu boyun adı olup, sonradan diğer boyların da kendini Moğol olarak adlandırmaya başladığına dair şöyle bir örnek bulunmaktadır: “Diğer kavimlere o zaman Moğol demezlerdi. Çünkü şekil, heyet, lakap, lehçe ve gelenekleri birbirine yakın olmakla beraber eskiden farklı idiler.” Yine Reşideddin, Tatar adının nasıl ve hangi şartlarda meşhur olduğu üzerinde durarak şöyle demektedir: “Onların çok büyümeleri ve saygıdeğer bir yerleri olması sebebiyle değişik boylara mensup olan ve değişik isimleri bulunan diğer Türk kabileleri de onların isimleriyle tanınmaya ve hepsine Tatar denilmeye başlandı. Ve bu değişik boylar kendilerini onlara intisap ettirerek ve onların ismini kullanarak şöhret ve ihtişam kazandılar.”[3]

Çin kaynakları 842 yılından sonra “Ta-ta” ismiyle Tatarlardan bahsetmeye başlar. Bu kaynaklar Moğolistan’daki kuzey Tatarlarına “Kara Tatarlar”, Alaşan bölgesindeki güney Tatarlarına ise “Ak Tatarlar” derler. Çin kaynaklarına göre, asıl Moğollar, en eski Moğollar (20 Kabile), Kara Tatarlar (9 Kabile), Ak Tatarlar (15 Kabile), Vahşi Tatarlar olmak üzere dört kısma ayrılmaktaydı. Bunlardan Ak Tatarlar bir Türk kabilesi olan Öngütleri ifade etmektedir ki bunlar Sha-t’o Türklerinin Cengiz devrindeki torunlarıdır.[4] Aynı zaman da Ak Tatarlar, 9 kabileden oluşmaları sebebiyle, Orhun Yazıtlarındaki “Dokuz Tatar”lar da olabilirler. (Çinli seyyah Wang Yeng-te, bu Dokuz Tatarları, Tatarların en önemli kabilesi olarak görür.)[5] Çin kaynaklarının da Türk olan Ak Tatarlar konusunda hataya düştüğünü söyleyebiliriz.

Tatar kelimesinin etimolojisine gelirsek karşımıza bu ismin Türkçe olduğu çıkmaktadır. “Tatar” sözü Türkçe asıllı olup Türkçe olan “-ar” ekiyle türetilmiştir. (Tatar, Avar, Hazar, Bulgar, Macar..vs. gibi) “Ar”,”Ir”, “Er” kişi anlamına gelmektedir. Mesela Kazan Tatarcasın da (Türkçe) “İr” sözcüğü “erkek kişi” anlamına gelmektedir.

“Tatar” kelimesinin kökü Tat- Kaşgarlı Mahmud’a göre “Müslüman olmayan, Uygur” manalarını verir. “Tatar” kelimesinin kökü Tat’da Tad, dat, yat kökündeki d-y seslerinin değişimi görülür. Bu değişim Türk dillerinde olağandır. “Tat” sözü Yat/Yad (yabancı) sözünün değişmiş bir şekli olup Tat-ar adı da “Yabancı kişi” anlamına gelmektedir. Böylece Tatar adı ilk olarak Asya’da, daha sonra da Avrupa’da yaygın hale geldi. Daha sonra Arap ve Ermeni tarihçileri bu tabiri Moğol ve Türkler için kullandılar. Örnek olarak Memluklar Timur’u “Tatar” olarak isimlendirdiklerini ve Gürcü yazarların ise Türk olan Ak Koyunlular ile Kara Koyunluları “Tatar” olarak isimlendirdiklerini belirtebiliriz.[6]

    A. ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA KARADENİZİN KUZEYİNDEKİ TATARLARIN TÜRKLÜĞÜNE DAİR BİLGİLER (Çeşitli Satırlar Verilmiştir)

Bu bölümde Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda, bir süredir, “Tatar” olarak anıla gelen ve ülkemizde de yaşayan insanlarımızın Moğol değil Kıpçak Türkü kökenli olduklarına dair çağımızın en önemli otoritelerinin bazılarının tespitlerini veriyoruz. Bu konudaki bütün kaynakları, bu makalenin çapını aşacağı fikrinden hareketle, buraya koymadık. Gerçekten de bu konuda faydalanılabilecek kaynaklar pek çoktur ve biz sadece bir kaçından örnek kısımlar vermekle konunun ilgilisinin merakını cezp etmeye gayret ettik.

            1. George VERNADSKY:

    “(Batu’nun Ordusu) Moğol subayların kumanda ettiği güçlü ve iyi talimli bir Türk ordusu elinin altındaydı. Orta Asyalı Türkmenlere ilaveten birçok Kuman (Kıpçak) ve Alan savaşçısı Batu’nun kuvvetlerine katılmışlardı.[7]

    Moğollar, ırk olarak Altın Ordu toplumunda küçük bir azınlık teşkil ediyorlardı. Ordu’nun büyük kitlesi Türklerden meydana geliyordu.

    Altın Ordu’daki Moğolların ekserisi Çingiz Han’ın Cuci’ye tahsis ettiği 4 bin askerin soyundan geliyorlardı; Kuşin, Kıyat, Kinkit ve Saycut kabilelerine mensuptular. Altın Ordu’nun batı kısmında (Volga’nın batısında) Türk unsuru ekseriyetle Kıpçaklar (Kumanlar) temsil ediyorlardı, ama Hazarlarla Peçeneklerin bakiyeleri de vardı. Volga’nın orta kesiminin doğusunda, Kama Nehri havzasında Bulgarların bakiyeleri ile yarı yarıya Türkleşmiş Ugorlar yaşıyorlardı. Aşağı Volga’nın doğusunda Mangıtlar ve diğer Moğol klanları, ekserisi İranî yerlilerle karışmış olan Kıpçak ve Oğuz gibi birçok Türk kabilesine hükmediyorlardı. Türklerin sayıca çokluğu Moğolların Türkleşmesini tabi kılmıştı ve hakim sınıflar arasında bile Moğol dilinin yerini Türkçe almıştı. Yabancı devletlerle diplomatik yazışma Moğolca yapılıyordu, ama iç meselelerle ilgili 14. ve 15. yüzyıl belgelerinin çoğu bizim bildiğimiz kadarıyla Türkçe (genelde Çağatay Türkçesi) idi. Saray şehrinde kendilerine ayrılmış mahalleleri bulunan Ruslar, Alanlar ve Çerkezler siyasi bakımdan Türklerden aşağı bir seviyededirler.[8]

    Markizi, Tatar derken muhtemelen sadece Kumanları değil, bilakis Altın Ordu’nun bütün Türk tebaasını kastetmektedir.[9]

            2. Akdes Nimet KURAT:

    “Moğol-Tatar istilası sırasında Kuman-Kıpçakların bozkırlarda yaşayan zümrelerinin, yani göçebelerin kitle halinde yerlerinden oynatıldığını görmüştük. Fakat Kırım’da artık yerleşik hayata geçmiş olan köyler ve şehirlerde yaşayan Kıpçak ahalinin bu istiladan fazla müteessir olmadığı anlaşılmaktadır. Moğolların, yerleşik ahaliyi imhadan ziyade onları belli bir vergiye bağlamayı tercih ettikleri de biliniyor. Bu suretle eski Kuman-Kıpçakların birçoğu kendini muhafaza edebilmişti.[10]

    Mamafih onlar da etnik bakımdan epey karışmışlardı. Kırım’da Hazar kalıntıları da vardı. Bunlardan biri de Karaimlerdi.[11]

    1235’te toplanan Büyük Kurultay’da Doğu Avrupa’nın istilası kararlaştırılmıştı. Bu maksatla bilhassa Türklerden olmak üzere büyük bir ordu toplandı. Miktarı katiyetle bilinmeyen bu Moğol-Türk ordusunun en az birkaç yüz bin kişiden ibaret olduğu muhakkaktır.[12]

    Kumanda zümresi bilhassa Moğollardan, daha doğrusu Tatarlardan(Moğollaşmış Türk) ibaret olmakla beraber, askerlerin çoğunluğunu Orhon-Yayık ve İrtiş aralarında yaşayan Türk urukları teşkil ediyordu.[13]

    Netice itibarıyla Moğol istilasından sonra da Kıpçak ilinin etnik durumunda bir değişiklik olmadı. Diğer yandan da yukarıda da belirtildiği gibi Kama boyundaki Kıpçak ve galiba onlarla beraber olan Kimeklerin gelmesi ile Orta İdil boyundaki Türk unsuru artmış ve İdil Bulgarları da Kıpçaklaşmışlardı. Böylece Moğol istilasının bir neticesi Orta İdil boyundaki Türk ahalisinin daha da Türkleşmesini mümkün kılmasıdır. Bugünkü Kazan Türklerinin(Tatar) kavmi teşekkülleri işte bu tarihi olaylarla izah olunmaktadır.[14]

    Batu Han’ı kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600 bin kişiden ibaret olduğu söylenmektedir; bunun ancak 60 bin’i Moğol’du. Kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı. Kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında Moğollar, bilhassa bunların Tatar zümresi bulunmakta idi. Tatar adının menşeinin Türk olması lazım geldiğini söylemiştik. İşte bu sebeptendir ki Moğol istilasını yapan kuvvetlerin hepsine Moğol ve Türk fark etmeksizin “Tatar” adı verilmişti. Tarihin mislini bir daha görmediği bu hayret verici seferler, kazanılan meydan muharebeleri hep “Tatar” kumandanlar tarafından idare edilen Moğol ordusunda herkesin “Tatar” olmakla iftihar ettiğine şüphe yoktur. Aynı zamanda “Tatar” olarak adlandırılmak Moğol-Türk Kağanlığında imtiyazlı bir zümreye aidiyeti göstermekte idi. Bu sebepledir ki Moğol ordularındaki Türk kavimleri kendilerini böyle tesmiye etmeseler bile yabancılar karşısında böyle görünmeye başlamışlardı. Çok geçmeden İdil boyunda yerleşen Moğol-Tatarlar, kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmişlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına rağmen, “Tatar” adı ile anılmaya başlanılmışlardır.[15]

    (Altın Ordu Devletinin Türk Karakteri) Bu devlet, ahalisinin büyük bir kısmı-Rus yurdu müstesna- halis Türk idi. Ancak üst tabakada Moğol unsuru mevcuttu. Moğolların yine Türklerle kardeş olmaları hasebiyle bu unsur kısa bir zaman içerisinde Türkleşmiştir. Devlet teşkilatı Cengiz’den çok önce teşekkül eden nizamdan ibaretti. Gök-Türk ve Uygur teşkilatının mühim unsurlarının Altın Ordu’da da mevcut olduğu muhakkaktır. Hele teşkilat sözlerinde Uygurca terimlerin kullanıldığı görülmektedir. Bunun içindir ki Altın Ordu ve sonraki Hanlıkların devlet ile iktisadi ve içtimai teşkilatlarını öğrenmek ancak önceki Türk devletlerinin durumlarını bilmeğe bağlıdır.[16]

    (Tatar Adına Dair) (Kazan Hanlığı Bahsi) Bu İdil boyu Türklerine “Tatar” adı verilmesinin sebebi: Moğol istilası zamanında askeri teşkilatın ve istila bitip Altın Ordu Devleti kurulduktan sonra, idari teşkilatın başında bulunan “Tatar”lara izafeten verilen bir isimdir. Ruslarla temas edenler, bilhassa Tatarlardan tayin edilen Tatar “Baskak”ları ve askerleri taht ilinde (Saray şehri) Tatar zümreleri olduğundan, Ruslar alelumum Altın Ordu’daki bütün ahaliyi “Tatar” tesmiye etmişlerdir; bu cümleden olarak eski Bulgar Devleti ahalisi de sırf Altın Ordu hâkimiyetinde bulunması hasebiyle bu isimle anılmaya başlanmıştır. Tatarların çok eskiden bir Türk kabilesi olduğu kuvvetli bir ihtimal olmakla beraber, 13. yüzyılın başında artık tamamıyla Moğollaştığı malumdur. “Tatar” adının İdil boyunda Moğol istilasından önce de kullanıldığına dair öne sürülen görüşler ciddi delillere dayanmıyor. Bu suretle Kama mansabındaki Türk ahali tamamıyla Türk olduğu halde, bilhassa Ruslar tarafından verilen bir Moğol adı ile tanınmışlardır. Mamafih bu “Tatar” adı İdil boyu Türklerince hiçbir zaman benimsenmemiş; ancak Rus siyasi baskısı altında kabul ettirilmiştir. Yani göçler ve değişmelerin neticesinde İslam olmayan Bulgar ahalisinin bir kısmının Suru Nehri mansabındaki ormanlık sahaya gittiği ve bir kısmının da eski dinlerine yani şaman olarak Bulgar memleketindeki ormanlar arasında kaldığı anlaşılıyor. Müslüman kısmı da bilhassa Kuman (Kıpçak) ve diğer Türklerle karışmışlardır.[17] İşte bu sebeptendir ki bugünkü Kazan Türkçesinin (Tatarcasının), esasını Kıpçak Türkçesi teşkil etmiştir.”[18]

            3. A. Yu. YAKUBOVSKİY:

    (Altın Ordu’nun, Tatar’ın Türklüğü) “Güneydoğu Avrupa’nın ve özellikle Kıpçak bozkırlarının etnik karakteri konusunda şimdiye kadar yanlış bir fikir hüküm sürüyordu. Deşt-i Kıpçak adı Moğol devrinde muhafaza edilmekle kalmayarak, o zamanki kültür âleminde Çin’den Endülüs’e kadar yayılmıştı. Batu ile beraber Deşt-i Kıpçak’a önemli bir Moğol kitlesinin geldiği ve göçebe halk arasında Moğolların çokluğu teşkil ettiği ileri sürülüyordu. Aileleri ve bütün malları, özellikle hayvanları ile beraber Cuci ulusuna gelen Moğolların sayıca az olmadıkları şüphesizdir. Lakin bu toprakların işgaliyle sıkı sıkıya bağlı olan bu hareket, hiçbir suretle bir göç gibi telakki edilemez. Moğolların esas kitlesi Moğolistan’da kalmıştı. Bu durum karşısında işgal olunan memleketlerin, Kıpçak bozkırlarının Moğollaşmasından söz edilemeyeceği tabidir. Güneydoğu Avrupa‘da eski Türk unsurlarının kuvvetli oldukları, Kıpçakların Deşt-i Kıpçak’ta esas göçebe kitlesini teşkil ettikleri Al- Omari’nin aşağıdaki ifadesinden anlaşılıyor: ‘Bu devlet eskiden Kıpçakların yurdu idi. Lakin Tatarlar tarafından işgal edilince, Kıpçaklar onlara tabir oldular. Sonra (Tatarlar) onlarla (Kıpçaklar) karıştılar ve akraba oldular. Toprak, onların (Tatarların) tabiat ve soylarına galip geldi. Tatarlar tamamıyla Kıpçaklaştılar. Çünkü Moğollar (ve Tatarlar) Kıpçak topraklarına yerleştiler, onlardan kız aldılar ve onların (Kıpçakların) yurtlarında kaldılar.’

    Al- Omari’nin ifadesi Moğol fatihlerin Türkleşmesi olayının çağdaş aydınlar tarafından çok güzel müşahede edildiğini gösteriyor. Moğolların, Kıpçak bozkırlarında yaşayan esas halk kitlesine nispetle sayıca pek fazla olmadıkları görülüyor. Esasen bunun başka türlü olmasına da imkân yoktu. Bu Türkleşme olayının ne kadar süratli ve geniş olduğu 16. yüzyılda Cuci Ulusunda (Altın Ordu) Moğolca yerine Türkçe edebi bir dilin teşekkül etmesinden anlaşılıyor. Bu dil, Kıpçak ve Oğuz lehçelerinin özelliklerini taşıyordu. Oğuzlar, Aşağı Sır Derya alanında ve Harizm’de yerleşmişlerdi. Hâlbuki Altın Ordu şehirlerinde, hatta Aşağı Volga havzasında bile Türkler hâkim unsur olmaktan uzaktı. Buna karşılık bozkırlarda Kıpçaklar hâkim unsuru teşkil ediyordu. Burada Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci Hanedanına mensup hanların yönetiminde bulunan ve aileleriyle beraber gelen Moğol fatihler, 20-30 bin kişilik bir askeri zümre oluşturuyordu.[19] Güneydoğu Avrupa’nın sonraki tarihi gösteriyor ki Moğolların, daha doğru tabirle Tatarların yalnız adı kalmış, dilleri unutulmuştur. 15. yüzyılda artık hiç kimsenin Moğolca konuşmadığı anlaşılıyor. Fazla olarak hanların Yarlık diye anılan resmi fermanları bile 15. yüzyıl Orta Asya edebi Türk dilinde yahut da “yerli Kıpçak dilinde” yazılmıştır. Fakat diğer taraftan 13. yüzyılda diplomatik muhaberelerde Moğol dilinin kullanıldığını da biliyoruz.[20]

    Al-Omari’ye göre, Tatarların gelişine kadar Cuci ulusunun geniş bozkırlarında Kıpçaklar yerleşmişti. Tatarlar buraya geldikleri zaman, Kıpçaklar onlara tabi oldular. Tatarlar sayıca az olduklarından Kıpçaklarla karışarak ‘tamamıyla Kıpçaklaşmışlar. Tatarlar yavaş yavaş kendi Moğol dillerini unutmuşlar ve toplu olarak Kumanca (Kıpçak) yani Türkçe konuşmaya başlamışlar. Tatar ve Moğol fatihleri hakkındaki bu çok önemli gözlem, bütün sonraki olaylarla doğrulanmıştır. Deşt-i Kıpçak’ta, gerek Don ile Volga arasındaki güney Rus bozkırlarında gerek daha doğuda, Ural Irmağı havzasında, Aral Gölünün kuzeyindeki bozkırlarda ve Aşağı Sır Derya havzasında Moğol kabilelerinin Türkleşmesi processus’üyle karşılaşıyoruz. Burada esas itibarıyla Yedisu ve Maveraünnehir’deki olay gerçekleşmiştir. Moğol kabilelerinden 13. yüzyılın son yarısında Yedisu’dan Hocend alanına göç eden Celayirlerle, Kaşkaderya vadisine göç eden Barlasların mukadderatını hatırlayalım. Bu iki büyük Moğol kabilesi(bizce Barlaslar Türk’tür. C.A.) Yedisu’da artık dil bakımından kısmen Türkleşmiş olarak çıkmışlardı. Yeni yerlerinde bu Türkleşme o kadar derinleşmişti ki 14. yüzyılda, herhalde yüzyılın son yarısında Türk dilini kendi ana dilleri sayıyorlardı.

    Deşt-i Kıpçak’a dönelim. Kıpçakların eski özelliklerini tamamıyla kaybettiklerini sanmak yanlış olurdu. Cuci Ulusu sınırları içindeki ordunun teşekkülünü kaynaklardan öğrenirken, Kıpçaklara ayrı bir askeri birlik şeklinde 14. yüzyılın sonunda bile tesadüf edebiliriz. Şerefeddin Ali Yezdi, Timur’un 1391’de Toktamış’a karşı yaptığı seferi anlatırken, bu sonuncunun askerlerinden[21] şöyle söz eder: ‘Ruslardan, Çerkezlerden, Bulgarlardan, Kıpçaklardan, Alanlardan, Kırım’da Kefe ve Azak ahalisinden, Başkurtlardan ve Mordvalardan oldukça büyük bir ordu topladı.’ Aynı yazar Timur ve Toktamış orduları arasında 1391’de Kunduzça mevkiinde yapılan muharebeyi tasvir ederken Timur ordusunda Osman bahadır’ın birliğinde bir Kıpçak koşunu bulunduğunu yazıyor. Onun buna benzer birçok koşunları bulunduğu anlaşılıyor. Batu’nun seferi dolayısıyla ve bundan sonra Deşt-i Kıpçak’a gelen Moğollar birkaç kabileden oluşuyorlardı. Lakin Deşt-i Kıpçak’taki şartlar altında sadece iki büyük Moğol kabilesi Konguratlar ve Mangıtlar, yalnız kabile birliklerini muhafaza etmekle kalmamışlar, ayrıca önemli birer grup teşkil etmişlerdi. Fakat birliklerini muhafaza ettikleri halde kendi Moğol dillerini unutarak Türkleşmişlerdi. Sonradan 15. yüzyılın son yarısında Mangıtlar adlarını değiştirerek Nogay adını almışlardı. (Bu yoruma da katılmaktayız! Emir Nogay’ın halkına bakınız. C.A.) Kazan kronikçisine göre 15. yüzyılın seksenli yıllarında Volga’nın doğu kıyısına geçerek Yayık’a kadar yayılmışlardı. Kongratlar ve Mangıtlar yavaş yavaş göçebe Türk toplumuna girmişler ve kendilerini Türk saymaya başlamışlardır.”[22]

            4. Réné GROUSSET:

    “Moğol Avrupa’sı uçsuz bucaksız bozkırları ile bir boşluktu. Rubruck’un orası hakkında yazdıkları bize fikir vermektedir: ‘Yolumuz üzerinde gök ve topraktan ve bazen sağ tarafımızda deniz ve şurada burada iki fersah mesafeli Kuman kurganlarından başka hiçbir şey göremeden daima doğuya ilerliyorduk.’

    Bu bozkırda Moğol aşiretleri, daha doğrusu Moğol unsurlarının hakim olduğu Türk orduları göçebe hayatı yaşıyordu; zira, Reşideddin’in bize aktardığı Cengiz Han’ın ‘vasiyetnamesine’ göre Büyük Kağan, Batu’ya ancak dört bin esas Moğol veriyor, geri kalan ordular ise müttefik Türkler olan Kıpçaklar, Bulgarlar, Oğuzlar..vs.den meydana geliyordu. Bu da Cuci Hanlığının neden bu kadar Türkleştiğini açıklamaktadır.”[23]

            5. Jean Paul ROUX:

    “Yine 1236 güzünde üçte biri Moğol üçte ikisi Türklerden oluşan 150 bin kişilik dev bir ordu doğu Avrupa’ya saldırıyordu.[24]

    Ne olursa olsun, onlara (Kıpçaklar) bağlı boyların 1237 ilkbaharında teslim olmaya başladıkları ve 1238’de de her türlü direnişi durdurdukları bir gerçektir. Moğollarla birleşip onlara bağlandılar ve bunu o kadar iyi başardılar ki içlerine karıştılar, daha doğrusu onları sindirdiler. Doğu Avrupa’da Moğol İmparatorluğu kısa süre içinde yalnızca Türkçe konuşulan bir Türk İmparatorluğuna dönüştü. Önünde Karadeniz’in kuzey bozkırlarında uzun bir hayat olan Cuci’nin ulusu Kıpçak Hanlığı kadar Altın Ordu adıyla da tanınmaktadır.”[25]

    “Moğolların Mısırla ittifak kurmaları ve hükümdarların İslamiyet’i benimsemeleri pek çok değişikliği beraberinde getirirken bu dinin özellikle 14. yüzyılda kitlelere yavaş yavaş sızmasını sağladı. Bu kitleler aynı zamanda tüm Moğol geçmişlerini unuttular ve aristokrasi Türkleşti. Ulusal dillerin ve özellikle de Bulgarcanın aleyhine olarak önce Cengiz Hanlıların kültür aracı Uygurca, sonra da Kıpçak Türkçesi yayılmaya başladı. Türkçe Konuşan Tüm Müslümanlar doğal bir süreçle Tatar asıyla anılmaya başladılar.”[26]

            6. İlyas KAMALOV:

    “Ele geçirilen bölgedeki nüfusun çoğunu göçebe Kıpçaklar oluşturduğu için bu bölgeye Deşt-i Kıpçak, yani Kıpçak Bozkırları adı verildi.[27] Aileleri ve bütün malları, özellikle hayvanları ile beraber Cuci Ulusuna gelen Moğolların sayısı azdı. Ancak bu toprakların işgaliyle sıkı sıkıya bağlı olan bu hareket bir göç olarak düşünülmemelidir. Moğolların çoğunluğunu oluşturan esas kitle Moğolistan’da kaldı. Bu durum karşısında işgal edilen memleketlerin (Kıpçak Bozkırlarının) Moğollaşmasından söz etmek mümkün değildir.”[28]

“…Hatta Fars kaynakları Cuci ulusundan bahsederken, ‘Deşt-i Kıpçak’ tabirini kullanmışlardır. Yine Arap kaynaklarında devletin adı, kroniklerin kaleme alındığı döneme göre değişmektedir…” “….Altın Orda Devletini başından sonuna gezen P. Carpini ve W. Rubruck ‘Kumanlar Ülkesi’ tabirini kullanmışlardır ki, bu Arapların kullandıkları ‘Deşt-i Kıpçak’ tabiri ile eş anlamlıdır. Çünkü Avrupalıların ‘Kuman’ diye zikrettikleri kavim, Müslüman müellifler tarafından ‘Kıpçak’ diye anılmıştır. 1017 yılında Doğu Avrupa’ya göç eden Kumanlar, Ruslara yenilince yerlerini doğudan gelen Kıpçaklara terk ettiler. Kıpçak adı altında birleşen bu iki Türk kavmi de bundan sonra Kuman olarak anılmaya devam etti. Muhammediyev’in Reşidüddin’e dayanarak verdiği bilgiye göre, Kıpçaklar yeni kurulan ulus için ‘Kıpçak Başı’ tabirini kullandılar.”[29]

            7. Sercan M. AHİNCANOV:

    “El-Ömeri’nin bu konudaki açıklaması da dikkat çekicidir. ‘Eskiden bu ülke Kıpçakların topraklarıydı; ama Tatarlar tarafından zapt edilince Kıpçaklar, onların tebaası oldular. Daha sonra onlar (Tatarlar), Kıpçaklarla karışıp kaynaştılar. Toprak onların önceki ırki görünümlerinin üzerini örttü ve hepsi tam birer Kıpçak oldu.’[30] Gördüğümüz gibi, Kıpçakların etnik tipi, Tatarlara özgü Mongoloid tipten bariz şekilde farklıdır. Nitekim Plano Caprini de Moğol Hanı’nın otağına varmak için Deşt-i Kıpçak’ta yaptığı yolculuk sırasında onların fiziki görünümlerinin diğer tüm insanlardan farklı olduğunu belirterek Kıpçaklardan ayırır. Şöyle der Caprini: ‘Kıpçak, Sarasen ve benzeri gibi onlarla (Moğollarla) beraber yaşayan tüm halklar saçlarını aynı şekilde keserler, ama hiçbirisinin çehresi Tatar (Moğol) çehresine benzemez.’[31]

   B. GÜNÜMÜZDE TATARLAR

Günümüze Kırım Yarımadası, Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da ufak kalıntılar halinde Tatar Türkleri (Kıpçak-Kumanlar) mevcuttur. En büyük grup ise Türkiye’dedir. Türkiye’de, Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da yaşayan Tatarların hemen tamamı Kırım’ın Rusya’ya kaybediliş sürecinde Kırım Hanlığından kaçıp Osmanlı Devletine sığınanlardır.

Meseleyi açacak olursak: 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından itibaren, özellikle de 1783’ten sonra, Kırım’dan Balkanlara doğru bir Tatar muhacereti vardır. Osmanlı Devleti, Tatarları önce Romanya Sahasına, daha sonra ise Bulgaristan ve Makedonya bölgesine yerleştirmiş. Hatta 1856 ve 1878′de Tatarlar Anadolu’ya da nakledilmişlerdir. Eskişehir, Edirne, Yozgat, Kırklareli, Konya, Çorum ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

Anadolu’ya göç etmeyip Balkanlarda kalanlar hakkında şu bilgileri verebiliriz: Günümüzde Romanya Tatarları, Romanya’da ve Bulgaristan’da Dobruca bölgesinde yaşayan Kıpçak ve Oğuz grubundan Kırım Tatarlarının bir kolu olan Sünni Müslüman Türk halkı olarak tabir edilir. Romanya, Macaristan, Moldovya sahasına yerleşen Tatarların bir kısmı yerli halkla karışıp asimile olmuşlardır. Asimile olmayıp günümüzde de varlığını sürdürenler Lehçe bazında da ayrılan 3 ana gruptan oluşur:

*Dobruca Nogayları, Köstence’nin yakın ve uzak kuzeyinde Tulça’da yaşarlar ve dilleri Kıpçak Türkçesinin öğelerini korumakta en başarılı olanıdır.

*Dobruca Tatarları, genellikle Köstence’nin güneyinde ve merkezinde yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesinden önemli ölçüde etkilenmiştir.

*Dobruca Tatları, Pazarcık (Hacıoğlu) şehirleri civarında yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesine en yakın olanıdır. Bunlar Kırım yarımadasının güney yalıboyundan ve Bahçesaray şehrinden göçüp gelenlerdir.

Türkiye’deki Kırım Tatarları “Kırım Tatarcası” konuşurlar. Kırım Tatarcası ise 3 şiveye ayrılır. Kırım’ın güney sahilinden gelenler Yalıboyu şivesi, Bahçesaray civarında Tat şivesi, steplerden gelenler ise çöl şivesi’ni kullanırlardı. Karayca (Karaimce) artık Türkiye’de kullanılmamaktadır. Türkiye’deki Kırım Tatarları’nın büyük bir bölümü “çöl şivesi” konuşmaktadırlar.

Sonuç

Moğollar arasındaki “Tatar” adı bir Moğol boyunu ve Moğolistan sahasındaki Türk- Moğol boylarını ifade etmekteyken Türk dünyasında, özel olarak Kıpçak bozkırlarında, ortaya çıkan “Tatar” adı ise Kıpçak Türklerini ifade etmektedir. Artı olarak bugünkü Moğolistan sahasında ise, geçmişte Tatar olarak adlandırılmış Otuz Tatar, Dokuz Tatar gibi Türk kabilelerinin yaşamış oldukları bilinmektedir.[32]

Kıpçak sahasını fetheden Batu’nun ordusunun büyük bir kısmını yine Türkler oluşturmuşlardır ve orduda çok az sayıda bulunan Moğollar, Deşt-i Kıpçak sahasındaki Türklerle karışarak kısa sürede eriyip gitmişlerdir. Ele geçirilen ülkede de, ele geçiren orduda da azınlıkta olan bir grubun sayıca ve kültürce üstün olanlar arasında Türkleşmesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

Kazan’daki, Kırım’daki Türkler Kıpçak Türkçesiyle anlaştılar, anlaşırlar ve Karadeniz’in kuzey sahasında yaşayan Türklere “Tatar” adı Ruslar tarafından verilmiştir.

Çarlık devrinde Ruslar, ele geçirdikleri bütün “Türk” boyları için “Tatar” sözünü kullanmışlardı. Ancak Ruslar, bu dönemde bu adı hiçbir zaman “Moğol” anlamında kullanmamışlardı. Ruslar, bu Türklere “Tatar” demekle beraber “Türk” kökenli olduklarını inkâr edemediklerinden, onlara “Türkî” (Türkler) de demişler. Türkiye Türkleri için ise “Turok” adlandırmasını kullanmışlardır. Bu tabirler İngiliz ve Amerikan eserlerine de geçerek Rusya Türkleri “Turkic”, Türkiye Türkleri ise “Turkish” olarak adlandırılmıştır.[33]

Sovyet devrinde ise “Tatar” sözünün Türk manasında kullanılması terk edilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması, her boyun adının ayrı birer millet adıymış gibi öğretilmesi sistemi kabul edilmişti. Bu sistem, siyasi amaçlarla tatbik edilen bir sistemdi ve amaç: “Türk camiasından olmadıklarına inanan Başkurt, Kazak Kırgız, Özbek gibi suni milletlerin yaratılmasıydı.”

Türk boyları için ayrı ayrı alfabeler ve yazı dilleri geliştirildi. Ayrıca onlara tarihi bakımdan birbirleriyle ilişkisi olmayan ayrı milletler oldukları fikri aşılanmaya çalışıldı. Amaç Türkiye Türkleri ile Rusya’da ki kardeşlerinin bağlarını koparmak ve bu kardeşlerimizde “biz Türk değiliz” inancını yerleştirmekti. Türkiye’deki Tatar kardeşlerimizin bir kısmı da, kendilerine empoze edilen bu düşüncenin sonucu olarak, “Biz Türk değil Moğol’uz, Tatarız” gibi tarihi temeli olmayan düşüncelere saplandılar.

Bu makalemiz de gerçekleri yazmaya, otorite kabul edilen araştırmacıların yazdıklarından örnekler vermeye çalıştık. Umarım okuyana faydası olur; çünkü Rusya Türkü: “Men Kazanga baramen”[34] derken Türkiye Türkü “Ben Kazana varamam” demekle ne kadar yakın olduklarını ifade etmektedirler. Aradaki tek fark Kıpçak lehçesi ile Oğuz lehçesi arasındaki farktır.

Kaynakça

Alptekin, Cahit, Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarih, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2008.

Ahincanov, Sercan M., Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR, Selenge Yayınları, İstanbul 2009.

Cebeci, Dilaver, Men Kazanga Baramen (Tataristan Seyahati Notları), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınevi, İstanbul 2000.

Çandarlıoğlu, Gülçin, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri (9-11. Asırlar), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 2004.

Grousset, Réné, Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2006.

Gürün, Kamuran, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi 1, Karacan Yayınları, İstanbul 1981.

Kamalov, İlyas, Altın Orda ve Rusya Üzerindeki Türk Tatar Etkisi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2009.

Kamalov, İlyas,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2007.

Kurat, Akdes Nimet, IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Murat Kitabevi Yayınları, Ankara 2002.

Roux, Jean Paul, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2007.

Roux, Jean Paul, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2007.

Turan, Oğuz, Türklerde Stratejik ve Taktik Düşünceler, Belge Yayınları, İstanbul 1986.

Yakubovskiy, A., Yu., Altın Ordu ve Çöküşü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000.


* Tarihçi / Yazar

[1] Oğuz Turan, Türklerde Stratejik ve Taktik Düşünceler, İstanbul 1986, Belge Yayınları, s. 286.

[2] Kamuran Gürün, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1981, Karacan Yayınları, s. 222, 223.

[3] Sercan M. Ahincanov,  Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR, İstanbul 2009, Selenge Yayınları, s. 153-154.

[4] Sha-t’o (Şato) Türkleri hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Cahit Alptekin,  Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarih, İstanbul 2008, IQ Kültür Sanat Yayınları.

[5] Gülçin Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri (9-11. Asırlar), İstanbul 2004, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, s. 14.

[6] İlyas Kamalov,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Ankara 2007, Kaknüs Yayınları, s. 19-22.

[7] George Vernadsky, Moğollar ve Ruslar, İstanbul 2007, Selenge Yayınları, s. 82.

[8] Vernadsky, A.g.e., s. 254.

[9] Vernadsky, A.g.e., s. 338.

[10] Akdes Nimet Kurat,  IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 2002, Murat Kitabevi Yayınları, s. 99.

[11] Kurat, A.g.e., s. 100.

[12] Kurat, A.g.e., s. 120.

[13] A.g.e., 121.

[14] A.g.e., 122.

[15] A.g.e., 128.

[16] A.g.e., 132.

[17] A.g.e., 153.

[18] A.g.e., 154.

[19] A., Yu. Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, Ankara 2000, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 34.

[20] Yakubovskiy, A.g.e., 35

[21] Yakubovskiy, A.g.e., 132.

[22] Yakubovskiy, A.g.e., 133.

[23] René Grousset, Bozkır İmparatorluğu, İstanbul 2006, Ötüken Neşriyat, s. 432.

[24] Jean Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, İstanbul 2001, Kabalcı Yayınları, s. 278.

[25] Roux, A.g.e., 280.

[26] Jean Paul Roux, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul 2007, Kabalcı Yayınları, s. 286.

[27] İlyas Kamalov,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Ankara 2007, Kaknüs Yayınları, s. 22.

[28] Kamalov, A.g.e., s. 23.

[29] İlyas Kamalov, Altın Orda ve Rusya Üzerindeki Türk-Tatar Etkisi, İstanbul 2009, Ötüken Neşriyat, s. 71-72.

[30] Sercan M. Ahincanov,  Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR,  İstanbul 2009, Selenge Yayınları, s. 40.

[31] Ahincanov, A.g.e., s. 88.

[32] Kamalov, A.g.e., 25.

[33] Kamalov, A.g.e., s. 26.

[34] Aynı isimli esere bakınız: Dilaver Cebeci, Men Kazanga Baramen (Tataristan Seyahati Notları), İstanbul 2000, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınevi.

ÜLKEMİZDEKİ TATARLAR VE KÖKENLERİ için 28 cevap

  1. cengizhan diyor ki:

    sana helal olsun kardeşim… böyle konuları sürekli ele almamız lazım…

  2. CETIN koylu diyor ki:

    Kalemine,aklına,Bilgin’e saglık

  3. turkbirisi diyor ki:

    Pekiyi kardesim sagolasin. bilgi bilgidir ancak o insanlarin bir cogu turk olduklarinin farkinda mi? bazilari turklere sempati duysalar da ruslara cok daha yakin olanlari var. biz turkler olarak kendi payimiza ne yapiyoruz. gecmisteki arkabalarimiza karsi gelecek nesilerde sicak bir attraction gelistirmeliyiz ki bu is karslikli olur. bu konuda bu ise onem verenlerce ne yapiliyor? henuz daha standardize edilmis ortak bir alfabemiz yok (bildigim bu!). habire onlar turk! bunlar da turk, yahu bunlar da turk’mus de haberimiz yok deyip duruyoruz (tuh anasini butun dunya turk’mus abartisi icinde olanlarimiz bile var!!). kulturel baglari tekrardan kurmak icin somut olarak ne yapiliyor? oncelikle ortak bir dilde-alfabede karar kilmamiz sart. sonra, ilerde bunu ortak bir din ile pekistirmenin yollarina da bakmak lazim (ki bu suphesiz tevhid dini islam’i anlamayi ve anlatmayi gerektirir). yoksa butun bu arayislar/calismalar saman alevi gibi bir heyecan yaratmaktan oteye gidemez…

    • cahitalptekin diyor ki:

      Nasıl olsa, farkında değiller diyerek, onlara farkındalık kazandırmamak da olmaz. Hiçbir şey yapmamak doğru değil. Bizim görevimiz belgelerle ortaya koyup bilinçlendirmek. Bir uyanış söz konusu. Tabi ki, yetmiş yıl sürmüş Sovyetlerin suni milletler yaratma çalışmalarının izleri öyle kolay kolay silinmez. Ancak son yirmi yılda çok şey anlatıldı. Biz de katkıda bulunuyoruz. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisinde, bu yazımın daha geniş ve ayrıntılı haliyle, bende katkıda bulunmaya gayret ettim, ediyorum.

  4. Ensar İSLAM diyor ki:

    BEN TÜRKMENİM VE TÜRKMENLERİN EN BÜYÜK KOLU OLAN AVŞAR KOLUNDAYIM BUNUNLA ÖVÜNMEYE GEREK YOK ÇÜNKÜ ESAS OLAN FERT OLARAK BENİM VE HEPİMİZİN ALLAHIMIZA KULLUĞUMUZ ÖNEMLİ

  5. M.Kemal VURAL diyor ki:

    Sayın
    Cahit ALPTEKİN
    Altmış yaşına kadar öğrenmek istediğim birçok bilgiyi yazınız içinde buldum.Bu mükemmel çalışmanız için size çok teşekkür ederim.Eskişehir doğumlu olup şu an İstanbul’da yaşamaktayım.Atalarımızın geçmişiyle ilgili ulaşmak istediğim bazı bilgilere ihtiyacım var.Bu sütunları daha fazla işgal etmemek için mail adresinizi istirham ediyorum.Saygılarımla.
    M.KEMAL VURAL

  6. Sinan Akad diyor ki:

    Romanyalı bir arkadaşım Tatarların Moğol olduğunu iddaa ediyor.Beni aydınlatırmısınız.

    • cahitalptekin diyor ki:

      Makaleyi ve kaynakçamizda bulunan eserleri incelemeniz yeterli olur. Rusların Tatar diye isimlendirdigi topluluk, bütün araştırmacılar ve uzman tarihcilerin üzerinde fikir birliği ettikleri şekilde Türktür. Dilleri de Türkçedir. Moğolca değildir.

  7. serko diyor ki:

    Bende tatar soyundan geliyorum ama hangi tatar soyu bir türlü çozemedim bizim soyumuza hep tatar denmiş benimde ana, baba tatar bir türlü neslimin nereden geldiğini bilemiyorum. Roman tatarı diyerlar bize bunu açıklarmısınız.

    • cahitalptekin diyor ki:

      Romanya’nın özellikle de kuzey bölgesi, 11. Asırdan itibaren Kıpçak Türklerinin yerleşme sahası olmuştur. Bunların büyük kısmı yerli halka karışıp asimile olmuşlardır. Lakin bugün bile Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da ufak kalıntılar halinde Tatar Türkleri (Kıpçak-Kumanlar) mevcuttur.

      Bu bölgedeki Tatarların asıl büyük kısmı ise Kırım’ın Rusya’ya kaybediliş sürecinde Kırım Hanlığından kaçıp Osmanlı Devletine sığınanlardır.

      Meseleyi açacak olursak: 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından itibaren Kırım’dan Balkanlara doğru bir Tatar muhacereti var. Osmanlı Devleti, Tatarları önce Romanya Sahasına, daha sonra ise Bulgaristan ve Makedonya bölgesine yerleştirmiş. Hatta 1856 ve 1878’de Tatarlar Anadolu’ya da nakledilmişlerdir. Eskişehir, Edirne, Yozgat, Kırklareli, Konya, Çorum ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

      Anadolu’ya göç etmeyip Balkanlarda kalanlar hakkında şu bilgileri verebiliriz:
      Günümüzde Romanya Tatarları, Romanya’da ve Bulgaristan’da Dobruca bölgesinde yaşayan Kıpçak ve Oğuz grubundan Kırım Tatarlarının bir kolu olan Sünni Müslüman Türk halkı olarak tabir edilir. Romanya, Macaristan, Moldovya sahasına yerleşen Tatarların bir kısmı yerli halkla karışıp asimile olmuşlardır. Asimile olmayıp günümüzde de varlığını sürdürenler Lehçe bazında da ayrılan 3 ana gruptan oluşur:
      *Dobruca Nogayları, Köstence’nin yakın ve uzak kuzeyinde Tulça’da yaşarlar ve dilleri Kıpçak Türkçesinin öğelerini korumakta en başarılı olanıdır.
      *Dobruca Tatarları, genellikle Köstence’nin güneyinde ve merkezinde yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesinden önemli ölçüde etkilenmiştir.
      *Dobruca Tatları, Pazarcık (Hacıoğlu) şehirleri civarında yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesine en yakın olanıdır. Bunlar Kırım yarımadasının güney yalıboyundan ve Bahçesaray şehrinden göçüp gelenlerdir.

      Türkiye’deki Kırım Tatarları “Kırım Tatarcası” konuşurlar. Kırım Tatarcası ise 3 şiveye ayrılır. Kırım’ın güney sahilinden gelenler Yalıboyu şivesi, Bahçesaray civarında Tat şivesi, steplerdan gelenler ise çöl şivesi’ni kullanırlardı. Karayca (Karaimce) artık Türkiye’de kullanılmamaktadır. Türkiye’deki Kırım Tatarları’nın büyük bir bölümü “çöl şivesi” konuşmaktadırlar.

      • serko diyor ki:

        Bilgi için tesekkürler Tatar soyuda artık türkiyede çok fazla nesli var akrabağlarımın en az 3 çocuk en fazla 9 çocuğu var hepside okumuş kendi işini ailesini kurmuş bir çok akraba mutlu son işde.

  8. nogay diyor ki:

    insanlar sürekli birşeyler söylüyolar ve yapılan araştırmaların çoğu doğru değil tatarlar türk değildir türklere birşey demiyorum ama bazı insanlar hiçbirşey bikmeyip konuşuyolar sen bir tatara sen türksün türk soyundan geldin dersen asla kabul etmez zaten bu yazılanlara değil yaşayıp görmüş aileme inanırım benim babaannemlerin hiçbiri burda doğmamış yani kırımda doğmuşlar şöyle birşeyde var çoğu tatar ukraynalıyla karışmıştır sonuçta çok eski bir zamanda göç olmuş mesela benim ailemde öyle ukraynalılarla evlenenler olmuş ve Tatarlara artık türk demeyin tamam annem türk türklere lafım yok sonuçta bende bir türküm ama tatarlar türk demeyin çünkü hiçbir tatar türk denmeyi kabul etmez ve sadece türkiyede tatarlara türk deniyor gerçeği gidin ukraynalılardan öğrenin ukraynalılar onlarda bizden demişlerdir ama malesefki bazı insanlar bu olayı anlamamak için çaba gösteriyor ve bazı türkler kırım ve ukraynada yaşanan olaylara el atıp paylaşım yapıyor tatarların hiçbiri türklerden yardım istemiyor fakat bunu anlamıyorsunuz bugün rusyada rus tatarlar diye paylaşım yaparlar ama aslında rus tatar veya ukraynalı tatar diye birşey yoktur sadece bazı tatarlar ukraynalılarla ve ruslarla karışmışlardır yani bazıları hem yarı ukraynalıda olabiliyor yani benim gibi ve tatar diline laf etmeyin eskiden kırımın fethiden sonra tatar dili biraz bozulmuştur türkçe kelimeler veya benzeri kelimeler girmiştir GERÇİ BUNLARI ARTIK KANITLAMAYA GEREK BAZI TURKLER HALA TATARLARA TURK DEMEYE DEVAM EDİCEKLER BU İNSANLAR SADECE BİLİNÇSİZ İNSANLAR TOPLULUĞU UKRAYNAYA GİDİNDE ARAŞTIRMA YAPIN BAŞKA DİYECEK BİRŞEY YOK

    • cahitalptekin diyor ki:

      Aslında iddialarınızın elle tutulacak bir yanı yok, neresinden tutsak elde kalıyor ama biz yine de cevaplayalım.

      Tatarların Türk olmadığıyla ilgili ananızdan babanızdan duyduklarınız tarihi gerçek ve bilgileri değiştiremez. İddia ettiğiniz ve Rusların ruslaştırma siyasetine uygun olan asimilasyon süreci de Tatarların tarihini ve kökenini değiştirmez. İddialarınızın hiç bir bilimsel temeli yok, hiçbir kaynağı yok. Her şeyi bildiğinizi zannediyorsunuz kulaktan dolma masallarla! Oysa ki bizzat Rus bilimadamları dahi ve Asyalı Türk bilimadamları da (G. VERNADSKY, A. Yu. YAKUBOVSKİY, İlyas KAMALOV, Sercan M. AHİNCANOV… gibi)Tatarların hangi soydan olduğunu açıkça yazarlar. Biraz okuyun araştırın etrafa yanlış bilgi saçmayın.

      Daha, Tatarların konuştukları dilin Türkçenin hangi grubuna girdiğine dair bir bilginiz yok! Oysa yüzlerce kaynak var bu konuda! En azından Fuat A. Ganiyev’in eserlerini okusanız isabetli olacak. (Bugünkü Tatar Türkçesi Söz Yapımı)

      Moğolların Gizli Tarihi bile Cengiz Han’ın oğlu Batu Han’a verilen orduda her sekiz askerden sadece bir tanesinin Moğol, geri kalan yedisinin Türk Boylarından olduğunu söylerken siz neyin peşindesiniz. Ya da Batu Han’ın istilası öncesi Karadeniz’in kuzey sahasının Kıpçak Bozkırı olarak bilindiği ile ilgili onlarca kaynak eser hiç mi elinize geçmedi! Sizin zannınızca, Karadeniz’in kuzeyine ve balkanlara inen onlarca Türk kavimi buhar olup uçtu herhalde. Sadece Moğollar ve Ruslar var değil mi!

      Rusların Ruslaştırma ve Türklükten uzaklaştırma süreci bayağı etki etmiş ailenize ve size. Kırım’ın 1783’te Rusların elinde geçtiğini, büyük soykrımlar yapıldığını ve en son Stalin’in yaptıklarını çok çabuk unutmuşsunuz. Sovyet Milletleri yaratma politikasından tamamen bihabersiniz. Türk boyları için ayrı ayrı alfabeler ve yazı dilleri geliştirildi. Ayrıca onlara tarihi bakımdan birbirleriyle ilişkisi olmayan ayrı milletler oldukları fikri aşılanmaya çalışıldı.

      Daha eskiye gidecek olursak, Çarlık devrinde Ruslar, ele geçirdikleri bütün “Türk” boyları için “Tatar” sözünü kullanmışlardı. Ancak Ruslar, bu dönemde bu adı hiçbir zaman “Moğol” anlamında kullanmamışlardı. Ruslar, bu Türklere “Tatar” demekle beraber “Türk” kökenli olduklarını inkâr edemediklerinden, onlara “Türkî” (Türkler) de demişler. Türkiye Türkleri için ise “Turok” adlandırmasını kullanmışlardır. Bu tabirler İngiliz ve Amerikan eserlerine de geçerek Rusya Türkleri “Turkic”, Türkiye Türkleri ise “Turkish” olarak adlandırılmıştır.

      Sovyet devrinde ise “Tatar” sözünün Türk manasında kullanılması terk edilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması, her boyun adının ayrı birer millet adıymış gibi öğretilmesi sistemi kabul edilmişti. Bu sistem, siyasi amaçlarla tatbik edilen bir sistemdi ve amaç: “Türk camiasından olmadıklarına inanan Başkurt, Kazak Kırgız, Özbek gibi suni milletlerin yaratılmasıydı.

      Son olarak, ukraynalılar tatarlara bizden diyor iddiasındasınız. Acaba Kırım Tatarlarının tam bağımsız olmak için senelerdir mücadele ettiklerini biliyor musunuz? Ukraynalıların söylemine bir de bu açıdan bakın! Anneniz de Türkmüş halbuki, bu hale gelmeniz kötü olmuş. Tatarların Türklerden yardım isteyip istemediğine de siz karar veremezsiniz. Açın biraz tarihinizi okuyun. Yalnız, adam gibi bilimsel eser ve yayınlardan! Milletçe en büyük eksikliğimiz bu şuursuz halimiz zaten. Her türlü ihanete ve asimilasyona yol açan bu lanet hastalık! Tedavisi basit: OKUMAK! En başta da yorum yaptığınız makaleyi adam gibi okumak! Bu çalışmanın daha geniş ve daha fazla bilgi içeren versiyonu Türk Dünyası Araştırmaları Dergisinin 190. Sayısında yayınlanmıştır. Bu sayıyı internetteki kitap sitelerinden temin edebilirsiniz ya da Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’ndan.

  9. deniz diyor ki:

    öncelikle bilgiyi veren kardeşim neden insanları yanlış bilgiler le doldurmaya çalışıyor sunuz moğollar bir türk deildir tatarlar da türk deildir kesinlikle tatarlar moğallarla akrabalık içinde birbirine gelin almış kız vermiş tir evet ama türk deildirler sizin bu egolarınız yüzünden tarihi yanlış değerlendirmeniz neden dir anlamıyorum neden herkesin soyu türkler den geliyor anlamıyorum bu nasıl bir saçmalık tır yakında araplarada türk dersiniz hiç şaşmam apaçiler i türk yaptınız moğolları türk yaptınız azeriler türk yaptınız kafkas ları türk yaptınız sibirya falan bu böyle uzar gider tüm dünya türktür deyin egonuz tavan yapsın sen önce oturr kendinin ne oldunu bizim ne oldumuzu şuanki anadolu türk leri yani biz gerçekten türkmüyüz onu bul neden yazıtlarmız neden yüzümüz gözümüz neden hiç bir örfümüz geleneğimiz yok eski atalarımıza ait bunları söyle

  10. deniz diyor ki:

    peki madem diyorsunuz moğollar türk boyu ndan geliyor tatarlarda türk madem sizlere hiç bir tarihi kaynakla deilde en basit bir örnek le söyleyim neden moğollar la tatarlar birbirne çok benziyorda türkler benzemiyor peki bizim türk alfebemiz nerede bizim hangi özelliğimiz türkleri anımsatıyor soruyorum ve cidden çok merak ediyorm birisi gerçekten bunların cevabını versin ama doğruyu söylüycek biri söylesin çünkü ben çok taktım buna hatta genlerimi araştırmayı bile düşünüyorum

    • cahitalptekin diyor ki:

      Önce makaleyi adam gibi okuyun. Makale, Moğolların Türk olduğunu iddia etmiyor. Makale, asıl Tatarların Çin kaynaklarında geçen ayrı bir topluluk olduğunu, ancak Kafkasya, Karadeniz’in Kuzeyi ve Balkanlara yayılmış olan, Ruslar tarafından da bilerek Tatar diye isimlendirilen topluluğun Kıpçak Türkü asıllı olduklarını, dillerinin Türkçe olduğunu, KAYNAKLARA DAYANARAK, inceliyor. Bir defa yorum yaptığınız konuda çok fazla bilgi eksiğiniz var. Genlerinizi araştırmadan önce bol bol kitap okuyun. Doğruyu söyleyecek biri diyorsunuz, doğru araştırarak bulunur! Türklerin orijinal alfabesi olan Orhun Alfabesinin asırlar önce terk edildiğinden habersizsiniz. Bugün hiçbir Türk topluluğu bu alfabeyi kullanmıyor! Orta Çağda ise Uygur, diğer adıyla Soğd alfabesi, hem de Moğollar tarafından bile kullanılmıştır. Biz Türkler, tarih boyunca çeşitli alfabeler kullandık ki bunların en sonuncusu ve yaygını Arap alfabesi olmuştu. Rus hakimiyetinde kalanlar ise, 100 yıldır Kiril Alfabesini kullanıyor. Ama bugün, bu alfabeyi değiştirmek için hareket halindeler. Türk Cumhuriyetleri Latin alfabesinde buluşmaya çalışılıyor. Yalnız bir gerçek varki Türkçe konuşan biri, çok zorluk çekmeden diğer Türk topluluklarıyla temas kurabilir. Dilinizi iyi bilmeniz yeterli. Bir de antropolojik mevzulara takmışsınız. Niye onlar çekik gözlü de biz değiliz diye! Tarihin ilk devirlerinden beri, geniş alanlara yaıldığı ve bütün tarihi tek bir coğrafyada geçmediği için, Türkler konusunda belirli bir tip ya da renk yoktur. Çin kaynaklarına kadar bu durumdan bahsedilir. Türk, dili ve sahip olduğu kendine özgü bokır kültürüyle tespit edilir. Ebu’l Gazi Bahadır Han 17. Asırda Şecere-i Türki isimli eserinde, Batı Türklerinin (ki Oğuzlardan bahsediyor) tipinin doğudakiler gibi asyatik olmamasını “Yere suya çektiler” diye açıklar. Bu, iklimin ve ele geçirilen yerlerdeki kavimlerle kız alıp vermenin antropolojik sonucudur. Kaldı ki doğu Türkleri de başlangıçta Mongoloid değildirler. Onları daha da asyatikleştiren Moğollarla kız alıp vermedir. Ancak Moğol moğolca konuşur, Türk de Türkçe!
      “neden herkesin soyu türkler den geliyor anlamıyorum bu nasıl bir saçmalık tır yakında araplarada türk dersiniz hiç şaşmam apaçiler i türk yaptınız moğolları türk yaptınız azeriler türk yaptınız kafkas ları türk yaptınız sibirya falan bu böyle uzar gider tüm dünya türktür…” gibi laflarla meseleyi ajite etmeyin. Önce okuyun, sonra konuşun! Bu tarz laflarla akademisyenleri zan altında bırakmak haddiniz değil. “neden hiç bir örfümüz geleneğimiz yok” cümlesini de neresinden tutsak elimizde kalıyor. Bütün orta asya gelenekleri aslında batıl inançlar olarak ülkemizde yaşıyor. Ama yine aynı noktada takılıyoruz. Yorum yapmadan önce bilgi sahibi olmak! Hiç bir şey okumadıysan, en azından Dr. Yaşar Kalafat’ın bu konudaki eserlerini okumalısın. Anadolu’da ve Trakya’da ölünün üstüne neden makas ya da bıçak konulduğunu, kurşun dökme adetinin nereden geldiğini,geceleri tırnak kesmenin, kapı eşğine basmanın, ıslık çalmanın, köpek ulumasının neden uğursuzluk sayıldığını, ateşe işemenin neden engellendiğini, ocak kavramının neden kutsal olduğunu,geceleri destursuz tekin olmayan yerlere neden girilmediğini, hacet giderilmediğini, Türbelere, ağaçlara neden çaput bağlandığını ve buna benzer yüzlerce olayın arka planını araştırırsan görürsün kültürel bağın sağlamlığını! Pazırık kurganından çıkan halının motifi ile Edirne’de gelinlerin çoraplara dokudukları motifin aynı olması ya da o halıda kullanılan düğüm tarzının bugün ünlü Gördes Halımızda devam ettiğini öğrenirsen gittiğin yanlış yoldan dönersin. Daha çok örnek var da, artık daha fazla uzatmayacağım.

      Benim soyum sopum Allaha şükür belli. Araştırıp öğreniyoruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın.

      • Türkçü diyor ki:

        arkadas ben hala anlamadim Tatarlar ve Noyonlar aslinda Turkmu yoksa Mogolmu Kergitlerde Mogolmu yoksa Turkmu lutfen yardim et!

      • cahitalptekin diyor ki:

        Nogaylar demek istediniz sanırım? Nogay ismi, Altın Orda Devletinin en güçlü emirlerinden Emir Nogay’dan gelir. Emir Nogay’ın idaresi altında bulunan Türklere Nogay isimlendirmesi yapılmıştır. Benzeri durumlara Türk Tarihinde çok rastlanır. Mesela Altın Orda Han’ı Özbek’in soyundan gelen Ebu’l Hayr Han’ın Devletine Özbek Devleti, halkına da Özbek denmesi gibi… Karadeniz’in Kuzeyinde, Balkanlar’da, Kırım’da ve Anadolu’da Tatar olarak isimlendirilenler Türktür. Çin kaynaklarında geçen asıl Tatarların ise Moğol olma ihtimali yüksektir. Bunların ardılları bugün Moğolistan’da yaşamaktadırlar. Anadolu, Kırım ve Balkanlardaki Tatarlarla ilgileri yoktur. Makaleyi bir kez daha okumanız yardımcı olacak size.

  11. deniz diyor ki:

    tamam verdiğiniz bilgiden dolayı size teşekkür ediyorum kardeşim ben yanlış lanse olsun istemiyorum size karşı deil dediklerim sadece yani bu türkleştirmelere genel olarak değinmek istedim ve bilgiye bu konuda gerçekten açım evet yetersizim bunu inkar etmiyorm ama okumakta istemiyorm çünkü kaynaklar kesin olmuyor yada ben kesin bir bilgi olduğuna inan mıyorm çünkü şu var yıllar geçmiş kimin kimden kız alıp verdiği belli mi bunu kesinlikle idda edebilirmiyiz bunları düşünüyorm kaynak gerekli ama mantık ta gerekli bence ben sizinle tartışma yaratmak istemiyorm lütfen yanlış anlamayın ama bunları düşünmek cidden üzüyor beni yani demek istediğim sen istediğin kaynaktan bilgi al yada ben istediğim kadar araştırıyım soyumun beşyüz yıl öncesini bilemem bilimsel konuşmuyorum ama senin vercen bilgiler başım üstüne ve teşekkrlerimi sunuyorum bu dedik lerim sadece benim piskolojik ifadelerm sana yanlışsın demiyorm ayrıca halı dokuma ve batıl inançlar bi nebze rahatlattı

  12. ibrahim emre çelikateş diyor ki:

    Ellrine sağlık gerçekten çok önemli kıymetli bigiler Benim soy biraz karısık ama biraz aratırmayla dedemin dedesinin eskisehir mihalcikten boluya göç ettiğini öğrendim orada arastırma yaptım ve çelikateş soyadlı aileler buldum çelikateş soyadı türkiyede başka varmı bilmiyorum ama hiç rastlamadım daha ilerisini nasıl bulabiliriz ? tekrardan teşekkürler

    • cahitalptekin diyor ki:

      Merhaba, teşekkür ederiz. İlgilendiğiniz konuda Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Türkiye’de Aşiretler, Cemaatler ve Oymaklar isimli dört-beş ciltlik çalışması var. Onu inceleyebilirsiniz. Bunun dışında ilgili bölgenin nüfus arşivleri yardımcı olabilir. Lakin bunun için de ilk nüfus müdürlüğünden talepte bulunup izin almanız lazım. Çok ilgilenirler mi bilemem.

      Rica ederiz.

  13. İdil diyor ki:

    Merhaba gerçekten güzel bir yazı olmuş.Öncelikle tatarların Türk olmadığı konusunu kim çıkarıyor bilmiyorum ama bizim aile tatar ama herkes Türküz biz der.Zaten türk olmasalardı ne bu kadar dil yakınlığı olurdu ne de kırımdan kaçıp türk toprakları vatanımız diye buraya gelirlerdi.Bizim ailede kırımdan romanya’ya pazarcık’a gelmiş ordanda köstenceye ve ordan İstanbul Şehreminiye gelmişler.Romanya’dan önce kırım da nerde yaşamışlar diye bulmaya çalışıyorum ama pek bi bilgi yok.Aile büyükleride erken yaşta rahmetli olduğu için.Ama türkiyede İdil soyadını almışlar.Bununla bi bağlantı olabilir mi acaba?

    • cahitalptekin diyor ki:

      Yorumunuz için teşekkür ederiz. Bir bağlantı olabilir. İtil Nehri ve boyları Türk Tarihi için çok önemli bir coğrafyadır ve Türklerin yerleşme sahalarından biridir. Adını da Türkler vermiştir bu nehrin.

  14. dedeakayoğulları diyor ki:

    yazı güzel olmuş fakat evet tatarlar gerçek türklerdir.bunun bilincindeyiz.bir tatar olarak bizimde büyüklerimiz kırımdan göçmüş fakat aile soy ağacı araştırmaya kalktım bulamadım dedeakayoğulları gibi uzun bir soy isim almış büyük dedemiz kırımdan romanya-türkiye balıkesir-bandırma ilçesinin bir köyüne yerleşmiş ler ayrıca nogay köyü olarakta ayrı bir köy var yakınımızda

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: