ESKİ BİR MAKALE VE BANA DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

TOKTAMIŞ ATEŞ’İN YAZISI

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki yalan

Toktamış Ateş, Cumhurbaşkanlığı Fors’undaki yıldızların tarihte kurulmuş 16 Türk devletini temsil etmediğini yazdı. Ateş’in delilleri tarihe at gözlüğü ile bakmak istemeyenlere göre:
Toktamış Ateş’in yazısı

Tarihi doğru yorumlamak (2)

Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızın, tarih boyunca kurulmuş olan 16 Türk devletini sembolize ettiği konusunda, ciddi kuşkularım var.

Kimi tarihçilerimizin; bu yıldızların, tarih boyunca kurulmuş olan Türk devletlerini sembolize etmediğini, sadece bayrağı süslemek amacıyla eklendiğini ileri sürmeleri, bence de fazla abartılı değildir. Bu 16 yıldızın tarih boyunca kurulan 16 Türk devleti olduğunu iddia edemeyiz. Zira tarih boyunca, çok daha fazla sayıda Türk devleti kurulmuştur. Ve buna ek olarak, burada zikredilen kimi devletlerin, ne derece Türk devleti sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır.

Örneğin, Hunlar’ı Türk sayar ve bununla övünürüz. Fakat çalışmalarını okuduğum Batılı tarihçilerin hiçbiri, Hunlar’ı Türk saymamaktadır. Ayrıca günümüzde Macaristan, biraz kuzeybatımızda varlığını sürdürürken; yani “Hunistan” (Hungary) varken, bunlar nasıl Türk olur? Burada da bir kurnazlık yaparak, Macarlar’ı da Türk saymışız ki; buna, bizden başka inanan yok…

* * *

16 yıldızdan biri, Timur İmparatorluğu’nu temsil ediyor. Biz Timur’u ve Timur İmparatorluğu’nu da Türk sayıyoruz. Acaba bu yaklaşımımız, ne kadar doğru?

Eğer dikkatimizi Yıldırım Beyazıt’la Timur arasında gerçekleşen Ankara Savaşı’na çevirirsek, açıklaması zor fotoğraflarla karşılaşırız. Topraklarını yitiren Anadolu Türkmen beylerinin önemli bir bölümünün sembolleriyle birlikte Timur’un ordusunda yer aldığını; buna karşılık Osmanlı ordusunda, başlarında kralları on bin kişilik bir Sırp kuvveti olduğunu düşünürsek, Timur İmparatorluğu’nu bir Türk imparatorluğu sayabiliriz. Peki, o zaman, Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl değerlendireceğiz? (Rivayet olunur ki; Timur’un casusları, savaş öncesinde Anadolu Türkmen askerlerini, “Bakın beyleriniz nerede yer alıyor” diye kandırmışlar ve Yıldırım Beyazıt’ın yenilgisinin nedeni, Türkmen askerlerinin savaş başladıktan sonra saf değiştirmeleri olmuş). Zaten Osmanlı ordusunda Ankara Savaşı sonrasında, Hıristiyan müttefiklerin askerleri, böyle toplu biçimde yer alarak bayrak göstermemişler.

* * *

Timur’a bizim sahip çıkmamız ne derece haklıdır çok tartışma götürür. Zira Timur, köken olarak ve anayurt olarak Özbek’tir ve Özbekistan’da gömülüdür. Zaten Özbekler de Timur İmparatorluğu’nu, kendi tarihlerinin bir parçası olarak sayarlar ve Timur’u “Tarih içindeki en önemli Özbek” olarak isimlendirir ve değerlendirirler.

Biz bu konuda da kurnazlık etmişiz ve “Özbekler de Türk’tür” demiş ve işin içinden çıkmışız. Oysaki bu da doğru değildir, Buna en kökten karşı çıkanlar ise, bizzat Özbeklerdir. Evet, Özbeklerle aramızda, tarihten gelen kültürel bir yakınlık vardır ama Özbekler Özbek’tir…

10–15 yıl önceydi. Özbekistan’dan gelen 100–150 kadar genç subay, Türkiye’de eğitiliyorlardı. Söylendiğine göre, çok farklı kılıklarda ve biraz da perişanlık içinde gelen bu genç subaylar; önce dil eğitimine alınmış, pırıl pırıl üniformalar verilmiş ve daha sonra, altı aylık bir eğitime tabi tutulmuşlardı.

Bunlara, ben de 8 saatlik bir yakın tarih eğitimi verdim. Harp Tarihi’nden bir kurmay albayla birlikteydik. Eğitim vermeye çabaladık ama aldıkları yoğun dil eğitimine rağmen, çoğu bizi anlamıyordu. Cin gibi birkaç kıdemlileri vardı. Onlar iyi Türkçe biliyorlar ve arkadaşlarına yardımcı oluyorlardı.

Ders sırasında, yanımdaki değerli subay meslektaşım, “Sizler de Türksünüz” diyerek bir konu anlatmaya çalıştığı anda, amfide kıyamet koptu. Elleriyle sıralara vuruyor ve protesto ediyorlardı. Kıdemlileri, bu protestoyu kontrol etmekte çok zorlanmışlardı. Ve daha sonra, bizlere bir açıklama yapma gereksinimini duymuşlardı. Onlardan biri bizimle konuşurken, diğerleri arkadaşlarına anlatıyor, sınıftaki diğer genç subaylar başlarıyla onaylıyorlardı.

“Biz sizi, kendimize çok yakın buluyor ve çok seviyoruz” diyordu konuşan kıdemli, “Ayrıca size, yardımlarınızdan ötürü minnet de duyuyoruz. Ama biz Türk değil, Özbek’iz”… Doğrusu, hem şaşırmış ve hem de hayal kırıklığına uğramıştık. Ama gerçek buydu ve alışmak zorundaydık. Sovyetler çözüldükten sonra çok hayallere kapıldık. Ama çok şükür ayaklarımızı çabuk yere bastık. Tarihi doğru yorumlamak, herkesin yararınadır.

YAZININ BENDE OLUŞTURDUĞU CEVAPLAR (Cahit Alptekin)

Toktamış Ateş’in bu yazısı bu ülkenin öne çıkmış insanlarının tarih bilgisinden ne derece mahrum olduğunu ve bu milletin Toktamış Bey gibi fikir sahipleri(!) yüzünden ne kadar bahtsız ve çözülmeye mahkûm olduğunu göstermektedir. Aslında Toktamış Ateş’în bu yazısı ulusları ulus yapan ortak değerlerin yok edilmeye çalışılması çabasından başka bir şey değildir. Şimdi Toktamış Ateş’in bütün iddialarına cevap vereceğim.

Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 devletin tarihteki bütün Türk Devletlerini temsil etmediği mevzuuna bende katılıyorum, yalnız forsdaki 16 Türk Devletinden kasıt Türk tarihinde kurulmuş 105’i aşkın devletten en büyüklerini göstermek ve bağlantı kurmaktır. Zaten 105 tane yıldızlı fors olabileceğine inancım yok;)

Toktamış Bey Hunların Türk olmadığını iddia ediyor. Yabancı yazarların böyle iddialarda bulunduğundan bahsetmiş. Başta Lev N. Gumilev(1) ve Wilhelm Barthold olmak üzere ciddi bilim adamlarının tespitleri Hunların Türk olduğunu kesin olarak ortaya koymuştur. Kaldı ki Çin kaynakları Hunları, “Gök – Türklerin Ataları” olarak kabul eder. Birkaç bilim adamı Hunların Türk değil Tunguz olduğunu iddia etmiştir. (shiratori gibi) ama buna en güzel ve tartışmaları bitiren cevabı yine bir yabancı Âlim Wilhelm Barthold “Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler” adlı eserinde vermiştir. Bu eserin 17 sayfasında ataları Tunguzlar olarak kabul edilmiş olan Siyen – pi’lerin Türkçe konuştuğu bir Çince- siyen-pi’ce sözlük vasıtasıyla prof. Pelliot tarafından tespit edilmiştir. Barthold’un bundan yaptığı çıkarım Tunguzların Türkçe konuştuğu ve bir lügat’a sahip olduğudur. Kaldı ki bir birbirleriyle çok yakın coğrafyalarda iç içe yaşamış ve binlerce yıl karışmış olan Türk ve Moğol kavimlerini birbirlerinden kesin sınırlarla ayırmak hiç mümkün değildir. Toktamış Bey’in Ahmet Taşağıl’ın “Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları” isimli çalışmasını okumasını tavsiye ederim.

Toktamış Bey Karadeniz’in Kuzeyinin binlerce yıl Türk kavimlerinin göç sahası olup Macarlarında Hunlara bağlı Kuzey batı Türkistan-Ural sahası kavimlerinden olduğunu(2) ve bölgeye Hunlar içinde geldiğini(3) ve de zaten ilk Türk devletlerinin çeşitli boyların birleşip başlarına bir kağan ailesi geçirmekle oluştuğunu bilmesi gerekir. Bugün Macaristan sahası etnografik olarak çok zengindir ve birçok Peçenek ve Avar mezarları ile köy kalıntılarının ortaya çıkarılıp müzelerde sergilendiğini de belirtmek isterim. Attila’nın karargâhı da Macaristan’da bulunmaktadır. Macarlar kendilerini Hunlardan gelmiş saymakla Türklerle akraba olarak görürler. Bunu ben değil bu dalda çalışan birçok Macar âlimi kabul etmektedir. Ünlü Macar ailimi Stein’ın, Gyula Nemeth’in ve Istvan Györ’ün çalışmalarını Toktamış beyin okuması gerekir. Edouard Chavannes’in “Batı Türkleri Tarihi” de önemlidir.

Gelelim Timur meselesine 1336 senesinde Keş kentinde dünyaya gelen Timur’un babası bilinen Türk kabilelerinden olan Barlasların reisi TARAGAY BAHADIR (Emir Turgay)’dır.(4) Timur’un soyu anne Tarafından Cengiz’le akrabadır.(5) Ama Babası Türk’tür. Kaldı ki Moğol kavimi Cengiz hanla fetihlerine başlarken çok az nüfusluydu. Bütün alimlerin kabul ettiği gerçek Moğolların fetihlerinde Türk boylarını kullandıkları, özellikle kumandanlık ve devlet işlerinde (teşkilat, yazı..vs) Uygur Türklerinin öne çıktığıdır. (Batu Han’ın içine sadece 4 bin gerçek Moğol bulunan ve üçte ikisi Türk olan 150 bin kişilik ordusu ile Kıpçak Türkleriyle dolu olan K. Karadeniz’de Hanlığını kurması askeri ortaklığa örmek olabilir veya Cengiz han’ın Harzemşah Muhammed’e Uygurca mektup göndermesi…) Yıldırım Bayezid’in sert ve merkeziyetçi fetihleri Anadolu beylerini o dönemin en büyük gücü olarak gördüğü Timur’a sığınmaya zorlamıştır. Tabi ki bu beylerin askerleri de sert ve henüz oturmamış olan Osmanlı fetihlerinin etkisi ve bunun yanında bey hanedanına bağlılık duygusuyla beylerinin yanlarına geçmişlerdir. Bu olayda Bayezid’in sert ve Haris davranışlarının etkisini kaynaklardan takip edebiliriz. Sırp askerlerinin kahramanca çarpışmasının en önemli nedeni ise sert ve kan dökücü bir muhafazakâr olan Timur’un Hıristiyanlara karşı müsamaha göstermez tutumuna karşılık çaresizlikle ölümü tercih etmeleridir.(6) Timur’un ordusunun Ağırlık sahası Batı Türkistan ve Azerbaycan’dır ki buralar birçok Türk Boyunun sahasıdır. Kaldı ki Tüzükat – ı Timur’da bizzat emir Timur kendi yer götürmez Türk askerleriyle yaptığı savaşları ve taktikleri anlatır. Toktamış Bey bunları da okumalıdır. (TARAGAY BAHADIROĞLU “TÜZÜKAT – I TİMUR”)

En son olarak dudak uçuklatan Özbek Meselesine gelelim Batı Türkistan’da yerleşmiş Türk Boylarının bir kısmı özellikle 1436 senesinden sonra Özbek olarak anılmıştır. Dikkatinizi çekerim Timur 1405’te Çin Seferine çıkarken Otrar’da ölmüştür ve o yıllarda “Özbek” diye bir isimlendirme yoktur. Sadece 1313–1340 yılları arasında hüküm süren, Altın ordu Hükümdarı Gıyâseddin Muhammed Özbek tarafından Batı Türkistan sahasındaki Türk boyları teşkilatlandırılmıştır.(7) Timur’a Özbek’in ne olduğu sorulsaydı büyük ihtimal cevap veremezdi. Özbek isminin kökeni Ebu’l Hayr Han’dır. 1428 senesinde batı Türkistan sahasında etrafına Türk boylarını Toplayan Ebu’l Hayr Han, bir ufak hanlık kurmuştur. “Bu Hanlığın Özbek Hanlığı, Türk halkı olan halkının da Özbek olarak anılmasının nedeni Ebu’l Hayr Han’ın baba tarafından dedesinin Moğol Hanlarından Altın ordu Hükümdarı Gıyâseddin Muhammed Özbek olmasıdır. Bu nedenle Hanlık ve Türk Halkı Özbek olarak isimlendirilmiştir. Hatta bu hanlığın yönetimine isyan eden bir kısım Türk Boyları hanlık sınırlarından kuzeye çekilmişlerdir ki bunlara da Türkçe olarak baş kaldıran, sert, asi manasında “Kazak” adı verilmiştir.( bu tür olaylar Türk tarihinde Hun ve Göktürk ve diğer sülaleler döneminde Çin’e sığınma şeklindeydi ve çok yaygın bir olaydır) Bu Türkler de şimdi KAZAK olarak anılır. Uygur, Kırgız, Türkmen… Vs. Türklerin bu isimleri nasıl aldıkları kaynaklarda çok açıktır. Arzu edilirse hepsini de açıklarım. Özbek Hanlarından Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın “Şecere – i Terakime” (Türklerin Soy kütüğü)adlı eserini Toktamış bey’in acilen okuması gerekir ki meseleyi öğrensin. Bunları bilmeyen bir insan bu derece sığ yorumlarla insanlarımızın beyinlerini zehirleyemez. Ana dili Türkçe olan bir halka başka etnonimlerin yakıştırılması doğru değildir.
Son olarak Özbek öğrencilerin biz Türk değiliz tepkine gelelim. Bunun temeli çarlık Rusya’nın ayrıştırma çalışmalarına dayanır. Rus Çarlığı bölgeyi istila etmeden önce Türkistan sahasına birçok ilmi heyet göndermiş, bu heyetlerin yaptığı çalışmalarla bölge Türklerinin dilini, geleneklerini, inanış ve yazısını ayrıntılı olarak öğrenmiş(8) ve istila hareketinden sonra bu elde ettiği bilgilerle bilinçli ve çok başarılı bir Ayrıştırma politikası yani “siz Türk değilsiniz Kazaksınız, Özbeksiniz, Türkmensiniz, biz her şeyi size öğreteceğiz” politikası (Tabi gerçekleri saptıran bir politika) takip etmiştir. Bölgeye yüz binlerce Rus yerleştirilmiştir ki bu sayı bugün milyonları bulur. Kiril alfabesi etkin kılınmış ve Türkler Türklüklerinden koparılmaya çalışılmıştır. Bugün Özbek, kazak, Kırgız, Türkmen gençleri arasına büyük bir Rus hayranlığı vardır ama ne yazık ki bu gençler daha 19. yüzyılın 2. yarısında Rusların Buhara, Hive ve Hocend hanlıklarını istilası sırasında atalarını nasıl hunharca yok ettiğini bilmemektedirler. Aslında Özbek askerlerinin bu tepkisinin en büyük suçlusu bir orta asta politikası olmayan Türkiye Devletidir.

Atatürk’ün 60 sene önceden öngördüğü ve kardeşlerimizle bağlarımızı erkenden kurup hazır olmamızı istediği Sovyetlerin yıkılma hadisesinden faydalanılamamıştır. Bugün Türkiye Türklerinin tarihsel bağı ve anavatanı olan alanlarda ABD, Rusya, Çin ve İran Devletleri paylaşım yarışındadır.

Toktamış Bey’in dediği gibi Tarihi doğru yorumlamak herkesin yararınadır, ancak bunu yapabilmek için Türk tarihine vakıf olmak ve en önemlisi de iyi niyetli olmak gerekir. CAHİT ALPTEKİN

DİPNOTLAR:

(1) GUMİLËV, L., N. (2004): Eski Türkler, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 5. Baskı. GUMİLËV, L., N., (2003): Hazar Çevresinde Bin Yıl, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 3. Baskı. GUMİLËV, L., N., (2005): Hunlar, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 4. Baskı.
GUMİLËV, L., N. (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı. (ilgili kısımları okumalı)

(2) Prof. Yaxiong Du, “Batı Uygur (Sarı Uygur) Türkleri ve Kültürleri” adlı makalesinde derlemiş olduğu 94 Batı Uygur şarkısı içinde Macar halk şarkılarına benzeyen 15 şarkı olduğunu, bunun da toplamın % 15,9’una tekabül ettiğini belirtmektedir. (Yaxiong Du, Batı Uygur (Sarı Uygur) Türkleri ve Kültürleri, Türkler Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları, c. XX, Ankara, 2002.)

(3) Tarihi kayıtlarda Bulgar – Türk Devletinin hükümdar ailesi olan Dulo (Doulo) sülalesine mensup gösterilen Avrupa Hun Kağanı İrnek, Macar geleneklerinde, Macar kabilelerini Tuna boyuna getirerek orada terleştiren Arpad Hanedanı tarafından “Ata” tanınmaktadır. IV. Asırda Hunlara, Volga’dan (İtil) batıya doğru rahberlik eden geyik motifli “Sihirli Geyik” efsanesinde de Hunlarla Macarlar (Hunor – Moger) kardeş olarak gösterilmiştir. Nihayet Macaristan’da yaşamış olan Sekellerin Hunların çocukları olduğu zannını oluşturan bir “Başbuğ Çaba” efsanesi vardır.

(4) Bu konuda ayrıntılı bilgi için: Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 449. Bknz.

(5) Cengiz Han’ın annesi Şato Türküdür (Sha – t’o). Konuyla İlgili Zeki Velidi Togan’ın Araştırmaları İncelenmeli.

(6) Bazı kaynaklarda Sırp birliklerinin kahramanlıklarına karşılık serbestçe çekilip gitmelerine izi verildiğine dair bahisler vardır.

(7) Bu arada Altın Ordu Hanlığının kurucusu Batu Han’a , Deşt – i Kıpçak’ ı fethe giderken Cengiz Han yasası gereğince sadece 4 bin gerçek Moğol verildiğini belirtelim. Hanlığın hanedanı Moğol orijinlidir. Ancak ordusu ve halkı Kıpçak Türklerdir. (Kuman/Polovest) Ayrıca Bu Moğolların da dil ve adet olarak Türkleştiklerini de belirtmek isteriz. Aynı Durum bu hanlık dağılınca ortaya çıkan Kırım, Kazan, Astarhan ve Kasım Hanlıkları için de geçerlidir. Bunlar Tatar veya Moğol değil Türk’türler. Kaldı ki Tatar isimlendirmesi başka amaçlara hitap edebilecek bir isimlendirmedir.

(8) Ruslar aynı yolu 19. asır Anadolusu’nun Güneydoğu kısmına da uygulamışlar. Bölgeye gönderdikleri Minorsky, Jaba gibi bilim adamı kimliğine sahip olan kişilerle Kürtlerin üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapıp elde ettikleri verileri saptırarak, ayrı bir Kürt Milleti fikrinin yaratıcısı olmuşlardır. (Gerçek etnografik kanıtlar için Neriman Görünay’ın “Altaylardan Tuna Boyuna Türk Dünyasında Ortak Motifler”, Kültür Bakanlığı Yayınları, yine Neriman Görünay’ın: “Oğuz Damgaları ve Göktürk Harflerinin El Sanatlarımızdaki İzleri” Kültür Bakanlığı Yayınları, Ali Tayyar Önder’in: “Türkiyenin Etnik Yapısı”, Fark Yayınları, Ziya Gökalp’in: “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler”, Sosyal Yayınlar, Prof. Fahrettin Kırzıoğlu’nun: “ Kürtlerin Türklüğü”, Hamle Yayınları…vs. tavsiye ederim. Aynı konuda Yaşar Kalafat, Orhan Türkdoğan, Tuncer Gülensoy ve Cemal Şener’de takip edilebilir.)

MAKALEYİ YAZANIN OKUMASI YA DA TEKRAR OKUMASI GEREKEN SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

ANADOL, C. (2006): Türkler / Tarihe Hükmeden Millet, İstanbul, Bilge Karınca, 2. Baskı.

AVCIOĞLU, D. (1999): Türklerin Tarihi I, İstanbul, Tekin Yayınevi, 1. Baskı.

AVCIOĞLU, D. (1999): Türklerin Tarihi II, İstanbul, Tekin Yayınevi, 1. Baskı.

BABAN, C. (1983): İsa Öncesinden Günümüze Kadar Çin Tarihi, İstanbul, 2. Baskı.

BARTHOLD, W. (2006): Türk-Moğol Ulusları Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, IV. Dizi, Sayı 15.

BARTHOLD, V., V. (1990): Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, IV. Dizi, Sayı 11.

BARTHOLD, V., V. (2006): Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, IV. Dizi, Sayı 16.

CAHUN, L. (2006): Asya Tarihine Giriş, Kökenlerden 1405’e, Türkler ve Moğollar, İstanbul, Seç Yayın Dağıtım. (Çeviren: Sabit İnan Kaya), 1. Baskı.

CHAVANNES, E. (2006): Batı Türkleri Tarihi, İstanbul, Töre Yayın Grubu, 1. Baskı.

CHALİAND, G. (2001): Göçebe İmparatorluklar Moğolistan’dan Tuna’ya, İstanbul, Doğan Kitap, 1. Baskı.

ÇANDARLIOĞLU, G. (2004): Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, (Çin Kaynakları ve Uygur Kitabelerine Göre), İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 1. Baskı.

ÇANDARLIOĞLU, G. (2004): Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri, İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1. Baskı.

DİVİTÇİOĞLU, S. (2004): Oğuz’dan Selçuklu’ya, İstanbul, İmge Kitabevi Yayınları, 4. Baskı.

DİVİTÇİOĞLU, S. (2005): Orta Asya Türk İmparatorluğu VI.-VIII. Yüzyıllar, İmge Kitabevi Yayınları, 3. Baskı.

DİVİTÇİOĞLU, S. (2006): Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma, İmge Kitabevi Yayınları, 1. Baskı.

EBERHARD, W. (1957): En Eski Devirlerden Zamanımıza Kadar Uzak Doğu Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, XX. Seri, No. 20.

EBERHARD, W. (1995): Çin Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı.

GÖMEÇ, S. (1999): Kök Türk Tarihi, Ankara, Akçağ Yayınları, 2. Baskı.

GÖMEÇ, S. (2004): Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, Ankara, Akçağ Yayınları, 2. Baskı.

GİRAUD, R. (1999): GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU İlteriş, Kapgan ve Bilge’nin Hükümdarlıkları (680 – 734), İstanbul, Ötüken Neşriyat, Yayın No. 442.

GOLDEN, P, B. (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Çorum, Karam Yayınları, 2. Baskı.

GÖKALP, C. (1973): Göktürk Devletinin Kuruluşundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler, Ankara, Sevinç Matbaası, No. 256/ 49/ 39.

GROUSSET, R. (2006): Bozkır İmparatorluğu, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 5. Baskı.

GUMİLËV, L., N. (2004): Eski Türkler, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 5. Baskı.

GUMİLËV, L., N., (2003): Hazar Çevresinde Bin Yıl, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 3. Baskı.

GUMİLËV, L., N., (2005): Hunlar, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 4. Baskı.

GUMİLËV, L., N. (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı.

GÜRÜN, K. (1984): Türkler ve Türk Devletleri Tarihi I, Ankara, Karacan Yayınları, 1. Baskı.

HUANG, R. (2005): Çin Tarihi Bir Makro Tarih Yaklaşımı, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Çeviren: Attila Sönmez), 1. Baskı.

İZGİ, Ö. (2000): Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı.

İZGİ, Ö. (1987): Uygurların Siyasi ve Kültürel Tarihi (Hukuk Vesikalarına Göre), Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, No. 72, Seri III.

KAFESOĞLU, İ. (2005): Türk Milli Kültürü, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 25. Baskı.

ORKUN, H., N., (1987): Eski Türk Yazıtları, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 529.

ÖGEL, B. (2003): İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 5. Baskı.

ÖGEL, B. (1971): Türk Kültürünün Gelişme Çağları I-II, İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Birinci Basılış.

ÖGEL, B. (1991): Türk Kültür Tarihine Giriş I-IX, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 3. Baskı.

RASONYİ, L. (1971): Tarihte Türklük, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, No. 39, Seri III.

ROUX, J., P. (2006): Orta Asya Tarih ve Uygarlık, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2. Baskı.

ROUX, J., P. (2007): Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı.

SİNOR, D. (2002): Erken İç Asya Tarihi, İstanbul, İletişim Yayınları, 3. Baskı.

SÜMER, F. (1967): Oğuzlar (Türkmenler), Ankara, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Baskı No: 170.

TAŞAĞIL, A. (2004): Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1. Baskı.

TAŞAĞIL, A. (2003): Gök-Türkler I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı.

TAŞAĞIL, A. (1999): Gök-Türkler II, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1. Baskı.

TEKTAŞ, N. (2007): Tanrının Askerleri 2 / Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Türgişler, İstanbul, Çatı Yayıncılık, 1. Baskı.

TEKTAŞ, N. (2007): Tanrının Askerleri 3 / Karluklar, Karahanlılar, Oğuzlar, Sabarlar, Avarlar, Kazaklar, Bulgarlar, Macarlar, Peçenekler, Kıpçaklar, İstanbul, Çatı Yayıncılık, 1. Baskı.

TSAİ, L., M. (2006): Doğu Türkleri / Çin Kaynaklarına Göre, İstanbul, Selenge Yayınları. (Çeviren: Ersel Kayaoğlu), 1. Baskı.

TOGAN, İ., KARA, G., BAYSAL, C. (2006): Çin Kaynaklarında Türkler ESKİ T’ANG TARİHİ (Chiu T’ang-shu), Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1. Baskı.

TOGAN, Z., V.. (1981): Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul, Enderun Kitabevi, 3. Baskı.

VASARY, I. (2007): Eski İç Asya’nın Tarihi, İstanbul, Ötüken Neşriyat. (Çeviren: Dr. İsmail Doğan), 1. Baskı.

ÖGEL, B. (2002): Çingiz Han’ın Türk Müşavirleri, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı.

ESKİ BİR MAKALE VE BANA DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ” üzerine 2 yorum

  1. Yukardaki yazınız süper.Tebrikler…
    Sayın Hocam,1800 lü yıllara ait kayıtlarda aile adımız Timuroğlu olarak geçiyor.Hangi boya mensup olduğumuz konusunda bir fikir verebilir mi?Cevap verirseniz memnun olurum.Saygılarımla…

    Beğen

    1. Teşekkür ederiz…
      Timur’un sülalesi olan boy “Barlas”lar olarak geçmektedir. Ulaştığınız isim, büyük ihtimalle, büyük dedenizin ismi olsa gerektir. Hangi boya mensup olduğunuza dair ipucuna, Anadolu’da atalarınızın yerleştiği yeri tespit ederek ulaşabilirsiniz. Bunun için de, yol göstermesi açısından, Yusuf Halaçoğlu’nun Türk Tarih Kurumundan çıkan, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar kitabına bakabilirsiniz.

      Saygılar.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s