AHTAPOTUN KOLLARINDA ÖLEN BİR MİLLET

Lütfen Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözlerini günümüz Türkiyesinin siyasi, ekonomik ve askeri durumları ile mukayese ediniz.

“Bir milletin maliyesi istiklalden mahrum olunca, o devletin bütün hayat işleri de felç olmuştur. Çünkü her devlet organı ancak maliye gücü ile yaşar.”

SİZCE DEVLETİN EKONOMİK DURUMU NASIL?

“Bir milletin ki, siyasi terbiyesinde, içtimai terbiyesinde, vatanseverliğine noksan vardır, o millet hâkimiyetini lüzumu derecede elinde tutamaz.”

İNSANLARIMIZDAKİ AHLAKİ ÇÖKÜNTÜYÜ GÖREBİLİYOR MUSUNUZ?

“Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek insanlık vasıflarından mahrumiyeti, miskinlik ve beceriksizliği itiraftan başka bir şey değildir.”

SİZCE AB ve ABD’nin UYARILARI, EMİR ve YÖNLENDİRMELERİ; BOP EŞBAŞKANI BİR BAŞBAKAN BAĞIMSIZ DEVLET FİKRİNE UYUYOR MU?

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabi ki siyasi, ekonomik, adli, askeri, kültürel… Vs. her konuda tam bağımsız ve hür olmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde tam bağımsızlıktan mahrum olmak, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrum olması demektir.”

BUGÜN ATATÜRK’ÜN SAYDIĞI ALANLARDA BAĞIMSIZ MIYIZ?

“Yabancı bir devletin yardım ve koruyuculuğunu kabul etmek insanlık vasıflarından mahrum olmayı, acizlik ve çaresizliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir efendi getirmelerine ihtimal verilemez.”

“Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, milleti esir ettiren İÇ CEPHE’NİN susturulmasıdır. Bu gerçeği bizden daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve halen de çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten de ‘KALEYİ İÇERİDEN ALMAK DIŞARIDAN ZORLAMAKTAN ÇOK DAHA KOLAYDIR.’
Temel olan İÇ CEPHEDİR. Bu cephe, bütün yurdun, bütün ulusun meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir; ama bu durum hiçbir zaman bir ülkeyi, bir ulusu yok edemez. Önemli olan ülkeyi temelinden yıkan, ulusu tutsak kıldıran İÇ CEPHE’NİN çökmesidir.”

ABD VE AB ÇIKARLARINA YÖNELİK YAYINLARLA HALKI UYUTAN VE AYNI ZAMANDA AHLAKİ ZAAFİYETE DE UĞRATMAYA ÇALIŞAN HÜKÜMET MEDYASI; AB VE ABD FONLARIYLA DESTEK GÖRÜP BU ÜLKEDE ONLARIN ÇIKARLARINI SAVUNAN SÖZDE AYDIN VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI; DOLAYSIZ OLARAK ABD, İSRAİL VE AB POLİTİKALARININ UYGULAYICISI OLMUŞ HÜKÜMET VE DİĞER SİYASİ ÖRGÜTLER, MECLİSE KADAR GİRMİŞ BÖLÜCÜLER VE TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARINDAN BAHSEDENLERİNLERİN ERGENEKONCU DİYE HAPİSLERDE ÇÜRÜTÜLMELERİ; ERGENEKON ÜZERİNDEN ORDUYA SALDIRILMASI VE ÖRNEKLERİNİ ÇOĞALTABİLECEĞİMİZ BENZERİ DURUM VE OLAYLAR SİZE İÇ CEPHE’NİN ÇÖKÜP ÇÖKMEDİĞİ KONUSUNDA BİR FİKİR VEREBİLİYOR MU?

Atatürk’ün bu veciz sözlerini okuduktan sonra dilerseniz “İç Cephe” meselesine iyice açıklık getireceğini düşündüğümüz belgelerden birini inceleyelim.

Söz konusu belge bugün AB, İSRAİL ve ABD’nin politikalarına temel teşkil eden belgelerden biridir. Aslında bu belge, emperyalist güçlerin politikalarının ne kadar uzun soluklu olduğunu göstermektedir. Şüphesiz ki vatanını seven tarih şuuruna sahip insanların yönetimindeki devletler günlük “ver kurtul” politikalarını değil, uzun soluklu ve milli politikaları takip ederler.

1821’de başlatılıp, 1830 senesinde Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla neticelenen “Yunan İsyanı”nın baş planlayıcılarından biri olan zamanın Fener Patriği Patrik Gregoryus’un Rus Çarı Nikola’ya yazdığı ve Türkleri mağlup edebilmenin formülünü veren mektubu burada aynen yayınlıyorum. Umarın ibret olur da uyanırız!

Türklük aleyhine büyük gayretler sarf etmiş General İgnadyef hatıratına:

“Mahmud Nedim Paşa’nın sadrazamlıktan istifa ettiğin gün Patrikhane’ye gitmiştim. Patrik Yermanos, sohbetimiz sırasında, Patrikhanedeki inşaat sırasında çıkan bir sandık içinden, Sultan Mahmud zamanında Yunan İstiklaline yardım suçuyla asılan selefi Gregoryus’un o zamanki çarımız Nikola’ya gönderdiği bir mektubun müsveddesini bana okudu. Ele geçtiği zaman Yermanos’un da felaketine sebep olabilecek bu mektup, ölen patrik’in Türkleri dünya siyasi ve askeri hayatında korkulacak bir varlık olmaktan çıkaracak ve hatta bağımsız bir millet olabilmekten mahrum edecek çok dikkate değer tavsiyeler ihtiva ediyordu.

Görevim süresince edindiğim tecrübeler ve tanık olduğum olayların, doğruluğunu tasdik ettiğini, maalesef iş işten geçtikten sonra anladığım bu tavsiyeler şunlardı:”

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu özellikleri de dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermemelerinden, geleneklerinin kuvvetinden; padişahlarına, kumandanlarına ve büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir. (BUGÜN BU ÖZELLİKLERİMİZ KALDI MI? C.A.)

Türkler zekidirler ve kendilerini iyi yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da kültürlerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının yüksekliğinden gelmektedir. Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder. Bunun da en kısa yolu milli ve manevi geleneklerine uymayan harici fikirler ve davranışlara onları alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler; haysiyet duyguları buna manidir. Velevki geçici bir süre için zahiri bir kuvvet ve kudret verse de, Türkleri dış yardıma alıştırmalıdır. (BUGÜN BORCA ALIŞTIRDILAR! C.A.)

Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hâkim kudretler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devletini (BUGÜN İÇİN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ C.A.) tasfiye için mücerret olarak harp meydanlarındaki zaferler kafi değildir ve hatta sadece bu yolla yürümek, (DİKKATİNİZİ ÇEKERİM TÜRKİYE CUMHURİYETİ HARPLERLE KAYBETMEDİĞİNİ HÜKÜMETLER ELİYLE KAYBETMEKTEDİR. C.A.) Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden hakikatleri anlamalarına neden olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır.(1)

İşte bugün iç cephe çökmüş olarak sayılabilir. Halkımız çeşitli programlar, diziler ve yalan haberlerle uyutulmakta; geleneklerimiz, maneviyatımız dejenere edilmektedir. Modernlik ve Batılılaşma kavramları Atatürk’ümüzün bize anlatmak isteğinden çok farklı bir noktaya çekilmekte ve birçok ahlaksızlık modernliğin kanıtı olarak kitlelere hoş gösterilmektedir. Hatta kabul görmektedir.

Oysa Ulu Önderimiz şöyle seslenmektedir:

“Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.”(2)
Bugünkü Emperyalist ithali anlayış ise bizi ancak Patrik Gregoryus’un istediği şekle getirmiştir. Geldiğimiz noktada şuurlu ve onurlu bir “Millet”ten değil, kültürsüz, ahlaksız ve tepkisiz bir “Yığın”dan söz edebiliriz.

Yine Milleti bir arada tutan zaferler trajediler, başarılar, vatan sevgisi değersiz gösterilmekte. İngiliz işbirlikçisi olduğu İngiliz arşiv belgelerindeki yazışmaları ve yaptığı icraatla sabit Son Padişah Vahdettin “vatansever” olabilmektedir. Şüphesiz bunda bir art niyet vardır.

Sonuç olarak Türkiye, yüzlerce yıllık şark meselesini hedefi olmaya devam etmektedir. Emperyalist devletler Lozan Antlaşmasını kabul etmemiş ve yarım kaldığına inandıkları Sevr Anlaşmasını yeniden uygulama yoluna gitmişlerdir. Meseleye bu açıdan baktığımızda yer altı ve yer üstü zenginlikleri bu derece zengin olan bir coğrafyada da uygulanması gereken “BÖL VE YÖNET” politikası olmaktadır. Onların fikrince bölgede güçlü ulus-devletler olmamalıdır. Başbakanın “Eş başkanıyım” dediği BOP’da bu amaca yöneliktir. Bizi alıştırdıkları “Mozaiklik” olgusu da bu amaca yöneliktir. Bünyesinde ki azınlıkların oranı bizden çok daha fazla olan Fransa Devletinin ısrarla Ulus-Devlet olgusunu savunması, kültürünü ve dilini özenle koruması-yayması, kendisi bir ırklar konglomerası olan ABD’nin Amerikan Ulusu’nu yaratması; buna karşılık Türkiye’ye mozaik zihniyetinin yerleştirilmesi, federasyon taleplerinin dayatılması ne acıdır! Bilinir ki tarihinden ders almayan milletlerin coğrafyalarını başka milletler çizerler! 1991 Yılında dönemin Almanya Dış İşleri Bakanı Hans Dietrich Gencher “Türkiye için Yugoslavya modeli öngörülmektedir.” demiştir. Yugoslavya’nın yerinde bugün birbirine düşman, emperyalistlere bağımlı kaç devletçik vardır?

19. ve 20. Asırda ülkeler işgal eden Askeri temelli emperyalizm Mustafa Kemal Paşa’nın attığı tokattan ders almış ve yeni yüzüyle ortaya çıkmıştır. Çok Uluslu şirketlerin öncülüğündeki Yeni Emperyalizm “Küreselleşme” ismiyle önümüze sunulmaktadır. Gerçekte yapılan ise ilk aşamada Kültürel ve Ekonomik olarak bağımlı devletler yaratıp milletleri köle yığınlar haline dönüştürmektir. Şüphesiz bu iki amaç gerçekleştiğinde söz konusu coğrafyaları askeri olarak da ele geçirmek işten bile değildir. Hatta buna çoğu zaman gerek görülmez, çünkü bu bağımlı devletlerin başlarına kendi adamlarını getirmekte, bir taşla sürüsüne bereket kuş avlamaktadırlar.

CAHİT ALPTEKİN

DİPNOTLAR:
(1) Süreyya Şahin, (1999): Fener Patrikhanesi ve Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s. 200.
(2) Afet İnan, (1971) Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, s. 37.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s