GÜNÜMÜZE GEÇMİŞTEN NOT DÜŞELİM!

Türkiye II. Dünya Savaşı yıllarından beri en büyük küçülmeyi yaşarken, sanayi tesislerimiz, topraklarımız, akarsularımız, haberleşme sistemlerimiz haraç mezat yabancılara peşkeş çekilirken. Ülkemiz, işbirlikçi gayretlerle her bakımdan bağımlı hale getirilirken bakınız yalnız siyasi ve askeri hayatımızda değil, ekonomik hayatımızda da tam bağımsızlıktan ödün vermeyen Atatürk, ekonomide bağımlığın ne olduğunu anlamayanları 16 Mart 1923’te nasıl sözlerle tarif etmiş:

“Güzel vatanımızı yoksulluğa, ülkeyi yıkıntıya sürükleyen çeşitli nedenler içinde en kuvvetlisi ve önemlisi ekonomik hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur.
Devletler (İngiltere, Fransa, Rusya… vs.) şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gösterişli müsaadelerde bulunuyorlar gibi görünüyor, ancak ekonomik tutsaklıkla bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri bize bazı şeyler vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi davranırlar, ama gerçekte ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı. Bu tutsaklığa katlanan mevki sahipleri memnundu. Çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardı. Fakat gerçekte milleti manen miskinlik çukuruna atmışlardı. Bunlar, ekonomik mahkûmiyeti anlamayan bedbaht hayvanlardı.”

Hep Avrupa’nın ve Amerika’nın emirlerine göre hareket eden, AB süreci diye her isteneni veren, onlardan para alan ve memleketimizi bu emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda sürükleyenlere karşı bakınız Ulu Önderimiz nasıl bir tespitte bulunmuş:

“Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”
(Milli Eğitimimize kadar her şeyi ecnebi heyetlerinin tasarrufuna sunanlara ithaf olunur. C.A.)

Ulu Önderimizin seksen yıl önce yaptığı bu saptamalarının günümüzün hükümetleri ve onların liderlerinin takip ettiği politikalar hakkında nasıl bir öngörü olduğunu fark etmemek için ya işbirlikçi ya da nemelazımcı olmak gerekir.

Şimdi, bir de Atilla İlhan’ın deyimiyle bugünün “Türk Olmayan” basınının sözde popüler, sahte aydınlarının sözlerine bakalım:

Çetin Altan:

“Önce vatan…. Kah, kah, kah…. Türküm, doğruyum, çalışkanım… Laf ola beri gele!”

Ahmet Altan:

“Bir çift kadın memesine vatanı satabilirim.”

Mehmet Ali Birand / Çetin Altan:

“Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülke konumuna girdi!”

Bu Emperyalist sözcülerine karşılık bazı yazarlarımız ve düşünürlerimiz durumu kavramış, isyan etmektedirler:

Karman İnan:

“Kanunlarımız ve kapılarımız para gücüne dayanıyor, haine pirim veriyor. Hırsız üretmede şöhret, cehalet tedrisinde tecrübe sahibiyiz.”

Orhan Erinç:

“Türkiye, sanki Anayasa’sının yerine niyet mektubu geçerli kılınmış bir ülke olarak gündemde tutuluyor.”

Emre Kongar:

“…Çünkü bugün Türkiye, aynen yüz elli yıl önceki Osmanlı gibi, alınan dış borçları, ekonomide rasyonel bir biçimde kullanacak yönetim kadrosundan ve siyasal yapıdan yoksundur.”

Yazımı ve örneklerimi kısa tuttum. İsterim ki gerisini siz düşünün ve tamamlayın…

CAHİT ALPTEKİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s