ÜLKEMİZDEKİ TATARLAR VE KÖKENLERİ

ÜlkemizdekKıpçak Savaşçısıi Tatarlar ve Kökenleri 

Cahit Alptekin* 

    Özet: Bir kavim adı olarak “Tatar” kelimesi ilk defa Orhun Yazıtlarında geçmektedir. Tatar adı, çeşitli tarihlerde Türk ve Moğol kabileleri için müşterek bir ad olarak kullanılsa da başlangıçta Moğolları ifade etmiştir. Moğol kabilelerinden Tatarlar, en kalabalık ve güçlü kabileydiler. Bu durum birçok Moğol ve Türk kabilesinin (boyunun) yabancılarla münasebetlerinde kendi adları yerine Tatar adını kullanmalarına neden olmuştur.

Moğollar arasındaki “Tatar” adı bir Moğol boyunu ve Moğolistan sahasındaki Türk- Moğol boylarını ifade etmekteyken Türk dünyasında, özel olarak Kıpçak bozkırlarında, ortaya çıkan “Tatar” adı ise Kıpçak Türklerini ifade etmektedir. Artı olarak bugünkü Moğolistan sahasında ise, geçmişte Tatar olarak adlandırılmış Otuz Tatar, Dokuz Tatar gibi Türk kabilelerinin yaşamış oldukları bilinmektedir.

Kıpçak sahasını fetheden Batu Han’ın ordusunun büyük bir kısmını yine Türkler oluşturmuşlardır ve orduda çok az sayıda bulunan Moğollar, Deşt-i Kıpçak sahasındaki Türklerle karışarak kısa sürede eriyip gitmişlerdir.

    Anahtar Kelimeler: Tatar, Moğol, Türk, Rus, Rusya, Kıpçak.

Tarih bilmek, insanlara yaşadığı zamanı anlamak ve gelecek hakkında öngörülerde bulunmak şansı vermektedir. Yani, Tarih bilmek ve Tarih şuuruna sahip olmak, bir milletin milli vasıflarını koruması ve nereden geldiğini bilip nereye gideceğine karar vermesi için olmazsa olmaz gereksinimlerden biridir. Büyük tarihçi İbn Haldun: “Suyun suya benzediği gibi, hal de geçmişe benzer” sözü ile ne kadar büyük gerçekleri ifade eder. Hali değerlendirmek, geleceğe ümit ve güvenle bakabilmek için, geçmişin iyi bir şekilde süzgeçten geçirilmesi gerekir.[1] Tarih, aynı zamanda, geçmişini ve nereden geldiğini unutan halkların mezarlığıdır.

Öncelikle bu makaleyi neden yazdığımı siz sevgili okuyuc

ularıma anlatmak isterim. Ülkemizde AB ve ABD ile bunlara bağlı sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü faaliyetlerin bulunmakta olduğu herkesçe bilinen bir husustur. Bu faaliyetlerden bir tanesi de ülkemiz insanlarını mozaiklik olgusuna alıştırmak ve onlara Türk olmadıkları, farklı etnik kökenlerden geldikleri fikrini benimsetmektir. Ne yazık ki hükümet destekli faaliyetlerle Türklük olgusu bir üst kimlik konumuna yerleştirilmeye çalışmakta ve bu çalışmalar başarı sağlamaktadır. Hâlbuki bu çalışmalara kaynak ayıran emperyalist devletler kendi ülkelerinde sıkı bir ulusçuluk göstermekte, tersi yöndeki her yönelişi olması gerekeni yaparak, boğmaktadır. Ülkemizde özellikle Türkmen, Tatar, Alevi, Yörük, Karakeçili… Vs. gibi öz Türk unsurlar ayrı birer etnisiteymiş gibi gösterilmekte, ne yazık ki insanlarımız bu hiçbir ilmi delile dayanmayan iddiaları gerçek gibi kabul edip gaflete düşmektedirler. Lakin biz, ufak makalemizde bu Türk unsurlardan sadece Tatarları inceledik.

Türkmen, Yörük, Alevi, Karakeçili, Tahtacı gibi unsurların Türklüğünün vatandaşlarımız tarafından iyice öğrenilmesi gerektiğinin farkında olarak ve bu konuda yapılmış ilmi çalışmaların daha da arttırılması ile vatandaşlarımıza hitap eden yayınlarında yapılması gerektiğini bilerek, şimdilik sadece Karadeniz’in kuzey sahasındaki Tatarların kökenlerini, çeşitli kaynaklardan, ortaya koyduk ki bilgisizlik nedeniyle kendini kesin olarak Moğollukla ilişkilendiren ya da “Ne Türk’üz, ne de Moğol’uz, biz ayrı bir milletiz” diyen vatandaşlarımız köklerinin ne kadar öz Türk olduklarını bir nebze fark edebilsinler.

Öncelikle bilinmesi gerek ilk husus gerçek Tatarların kimler olduğu ve nerelerde faaliyet göstermiş olduklarıdır. (Daha sonra örnek olarak koyduğumuz kaynaklarda Karadeniz’in Kuzey sahasındaki “Tatar” adı verilmiş Türkleri de göreceğiz.)

7f82d43aace7471ab78037c0c742061b

Bir kavim adı olarak “Tatar” kelimesi ilk defa Orhun Yazıtlarında geçmektedir. Bu yazıtları ilk defa okumuş olan Thomsen, bu kavmi Moğol asıllı olarak saymaktadır. Thomsen ve Rene Giraud bu kavmin yerleşme alanını Baykal Gölünün güney doğusuna yerleştirirler. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Tatar” ve “Otuz Tatar” isimleri geçmektedir ve bir daha hiçbir yerde rastlanmayan “Otuz Tatarlar”, Bahaeddin Ögel’e göre günümüz Moğolistan’daki Moğollarla akrabadırlar.[2] Tatar adı, çeşitli tarihlerde Türk ve Moğol kabileleri için müşterek bir ad olarak kullanılsa da başlangıçta Moğolları ifade etmiştir. Geçmişte, günümüz Moğolistan’ının doğu kısmında yaşayan kabilelerin büyük bir kısmı Moğol olup, bunlar Moğol adını sonradan benimsemişlerdi. O dönemde bu kabilelerin başında Kereyit, Nayman ve Tatar kabileleri gelmekteydi. Bu arada özellikle Naymanların Türk mü Moğol mu olduğu konusunda da tartışmaların devam ettiğini söylememiz gerekir. Saydığımız kabilelerden Tatarlar, en kalabalık ve güçlü kabileydi. Bu durum birçok Moğol ve Türk kabilesinin (boyunun) yabancılarla münasebetlerinde kendi adları yerine Tatar adını kullanmalarına neden olmuştu. Tarihte bu tür örneklere sık sık rastlanmaktadır. Mesela Reşideddin’de Moğol adının sadece Cengiz Han’ın mensup olduğu boyun adı olup, sonradan diğer boyların da kendini Moğol olarak adlandırmaya başladığına dair şöyle bir örnek bulunmaktadır: “Diğer kavimlere o zaman Moğol demezlerdi. Çünkü şekil, heyet, lakap, lehçe ve gelenekleri birbirine yakın olmakla beraber eskiden farklı idiler.” Yine Reşideddin, Tatar adının nasıl ve hangi şartlarda meşhur olduğu üzerinde durarak şöyle demektedir: “Onların çok büyümeleri ve saygıdeğer bir yerleri olması sebebiyle değişik boylara mensup olan ve değişik isimleri bulunan diğer Türk kabileleri de onların isimleriyle tanınmaya ve hepsine Tatar denilmeye başlandı. Ve bu değişik boylar kendilerini onlara intisap ettirerek ve onların ismini kullanarak şöhret ve ihtişam kazandılar.”[3]

Çin kaynakları 842 yılından sonra “Ta-ta” ismiyle Tatarlardan bahsetmeye başlar. Bu kaynaklar Moğolistan’daki kuzey Tatarlarına “Kara Tatarlar”, Alaşan bölgesindeki güney Tatarlarına ise “Ak Tatarlar” derler. Çin kaynaklarına göre, asıl Moğollar, en eski Moğollar (20 Kabile), Kara Tatarlar (9 Kabile), Ak Tatarlar (15 Kabile), Vahşi Tatarlar olmak üzere dört kısma ayrılmaktaydı. Bunlardan Ak Tatarlar bir Türk kabilesi olan Öngütleri ifade etmektedir ki bunlar Sha-t’o Türklerinin Cengiz devrindeki torunlarıdır.[4] Aynı zaman da Ak Tatarlar, 9 kabileden oluşmaları sebebiyle, Orhun Yazıtlarındaki “Dokuz Tatar”lar da olabilirler. (Çinli seyyah Wang Yeng-te, bu Dokuz Tatarları, Tatarların en önemli kabilesi olarak görür.)[5] Çin kaynaklarının da Türk olan Ak Tatarlar konusunda hataya düştüğünü söyleyebiliriz.

Tatar kelimesinin etimolojisine gelirsek karşımıza bu ismin Türkçe olduğu çıkmaktadır. “Tatar” sözü Türkçe asıllı olup Türkçe olan “-ar” ekiyle türetilmiştir. (Tatar, Avar, Hazar, Bulgar, Macar..vs. gibi) “Ar”,”Ir”, “Er” kişi anlamına gelmektedir. Mesela Kazan Tatarcasın da (Türkçe) “İr” sözcüğü “erkek kişi” anlamına gelmektedir.

“Tatar” kelimesinin kökü Tat- Kaşgarlı Mahmud’a göre “Müslüman olmayan, Uygur” manalarını verir. “Tatar” kelimesinin kökü Tat’da Tad, dat, yat kökündeki d-y seslerinin değişimi görülür. Bu değişim Türk dillerinde olağandır. “Tat” sözü Yat/Yad (yabancı) sözünün değişmiş bir şekli olup Tat-ar adı da “Yabancı kişi” anlamına gelmektedir. Böylece Tatar adı ilk olarak Asya’da, daha sonra da Avrupa’da yaygın hale geldi. Daha sonra Arap ve Ermeni tarihçileri bu tabiri Moğol ve Türkler için kullandılar. Örnek olarak Memluklar Timur’u “Tatar” olarak isimlendirdiklerini ve Gürcü yazarların ise Türk olan Ak Koyunlular ile Kara Koyunluları “Tatar” olarak isimlendirdiklerini belirtebiliriz.[6]

    A. ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDA KARADENİZİN KUZEYİNDEKİ TATARLARIN TÜRKLÜĞÜNE DAİR BİLGİLER (Çeşitli Satırlar Verilmiştir)

Bu bölümde Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda, bir süredir, “Tatar” olarak anıla gelen ve ülkemizde de yaşayan insanlarımızın Moğol değil Kıpçak Türkü kökenli olduklarına dair çağımızın en önemli otoritelerinin bazılarının tespitlerini veriyoruz. Bu konudaki bütün kaynakları, bu makalenin çapını aşacağı fikrinden hareketle, buraya koymadık. Gerçekten de bu konuda faydalanılabilecek kaynaklar pek çoktur ve biz sadece bir kaçından örnek kısımlar vermekle konunun ilgilisinin merakını cezp etmeye gayret ettik.

            1. George VERNADSKY:

    “(Batu’nun Ordusu) Moğol subayların kumanda ettiği güçlü ve iyi talimli bir Türk ordusu elinin altındaydı. Orta Asyalı Türkmenlere ilaveten birçok Kuman (Kıpçak) ve Alan savaşçısı Batu’nun kuvvetlerine katılmışlardı.[7]

    Moğollar, ırk olarak Altın Ordu toplumunda küçük bir azınlık teşkil ediyorlardı. Ordu’nun büyük kitlesi Türklerden meydana geliyordu.

    Altın Ordu’daki Moğolların ekserisi Çingiz Han’ın Cuci’ye tahsis ettiği 4 bin askerin soyundan geliyorlardı; Kuşin, Kıyat, Kinkit ve Saycut kabilelerine mensuptular. Altın Ordu’nun batı kısmında (Volga’nın batısında) Türk unsuru ekseriyetle Kıpçaklar (Kumanlar) temsil ediyorlardı, ama Hazarlarla Peçeneklerin bakiyeleri de vardı. Volga’nın orta kesiminin doğusunda, Kama Nehri havzasında Bulgarların bakiyeleri ile yarı yarıya Türkleşmiş Ugorlar yaşıyorlardı. Aşağı Volga’nın doğusunda Mangıtlar ve diğer Moğol klanları, ekserisi İranî yerlilerle karışmış olan Kıpçak ve Oğuz gibi birçok Türk kabilesine hükmediyorlardı. Türklerin sayıca çokluğu Moğolların Türkleşmesini tabi kılmıştı ve hakim sınıflar arasında bile Moğol dilinin yerini Türkçe almıştı. Yabancı devletlerle diplomatik yazışma Moğolca yapılıyordu, ama iç meselelerle ilgili 14. ve 15. yüzyıl belgelerinin çoğu bizim bildiğimiz kadarıyla Türkçe (genelde Çağatay Türkçesi) idi. Saray şehrinde kendilerine ayrılmış mahalleleri bulunan Ruslar, Alanlar ve Çerkezler siyasi bakımdan Türklerden aşağı bir seviyededirler.[8]

    Markizi, Tatar derken muhtemelen sadece Kumanları değil, bilakis Altın Ordu’nun bütün Türk tebaasını kastetmektedir.[9]

            2. Akdes Nimet KURAT:

    “Moğol-Tatar istilası sırasında Kuman-Kıpçakların bozkırlarda yaşayan zümrelerinin, yani göçebelerin kitle halinde yerlerinden oynatıldığını görmüştük. Fakat Kırım’da artık yerleşik hayata geçmiş olan köyler ve şehirlerde yaşayan Kıpçak ahalinin bu istiladan fazla müteessir olmadığı anlaşılmaktadır. Moğolların, yerleşik ahaliyi imhadan ziyade onları belli bir vergiye bağlamayı tercih ettikleri de biliniyor. Bu suretle eski Kuman-Kıpçakların birçoğu kendini muhafaza edebilmişti.[10]

    Mamafih onlar da etnik bakımdan epey karışmışlardı. Kırım’da Hazar kalıntıları da vardı. Bunlardan biri de Karaimlerdi.[11]

    1235’te toplanan Büyük Kurultay’da Doğu Avrupa’nın istilası kararlaştırılmıştı. Bu maksatla bilhassa Türklerden olmak üzere büyük bir ordu toplandı. Miktarı katiyetle bilinmeyen bu Moğol-Türk ordusunun en az birkaç yüz bin kişiden ibaret olduğu muhakkaktır.[12]

    Kumanda zümresi bilhassa Moğollardan, daha doğrusu Tatarlardan(Moğollaşmış Türk) ibaret olmakla beraber, askerlerin çoğunluğunu Orhon-Yayık ve İrtiş aralarında yaşayan Türk urukları teşkil ediyordu.[13]

    Netice itibarıyla Moğol istilasından sonra da Kıpçak ilinin etnik durumunda bir değişiklik olmadı. Diğer yandan da yukarıda da belirtildiği gibi Kama boyundaki Kıpçak ve galiba onlarla beraber olan Kimeklerin gelmesi ile Orta İdil boyundaki Türk unsuru artmış ve İdil Bulgarları da Kıpçaklaşmışlardı. Böylece Moğol istilasının bir neticesi Orta İdil boyundaki Türk ahalisinin daha da Türkleşmesini mümkün kılmasıdır. Bugünkü Kazan Türklerinin(Tatar) kavmi teşekkülleri işte bu tarihi olaylarla izah olunmaktadır.[14]

    Batu Han’ı kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600 bin kişiden ibaret olduğu söylenmektedir; bunun ancak 60 bin’i Moğol’du. Kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı. Kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında Moğollar, bilhassa bunların Tatar zümresi bulunmakta idi. Tatar adının menşeinin Türk olması lazım geldiğini söylemiştik. İşte bu sebeptendir ki Moğol istilasını yapan kuvvetlerin hepsine Moğol ve Türk fark etmeksizin “Tatar” adı verilmişti. Tarihin mislini bir daha görmediği bu hayret verici seferler, kazanılan meydan muharebeleri hep “Tatar” kumandanlar tarafından idare edilen Moğol ordusunda herkesin “Tatar” olmakla iftihar ettiğine şüphe yoktur. Aynı zamanda “Tatar” olarak adlandırılmak Moğol-Türk Kağanlığında imtiyazlı bir zümreye aidiyeti göstermekte idi. Bu sebepledir ki Moğol ordularındaki Türk kavimleri kendilerini böyle tesmiye etmeseler bile yabancılar karşısında böyle görünmeye başlamışlardı. Çok geçmeden İdil boyunda yerleşen Moğol-Tatarlar, kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmişlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına rağmen, “Tatar” adı ile anılmaya başlanılmışlardır.[15]

    (Altın Ordu Devletinin Türk Karakteri) Bu devlet, ahalisinin büyük bir kısmı-Rus yurdu müstesna- halis Türk idi. Ancak üst tabakada Moğol unsuru mevcuttu. Moğolların yine Türklerle kardeş olmaları hasebiyle bu unsur kısa bir zaman içerisinde Türkleşmiştir. Devlet teşkilatı Cengiz’den çok önce teşekkül eden nizamdan ibaretti. Gök-Türk ve Uygur teşkilatının mühim unsurlarının Altın Ordu’da da mevcut olduğu muhakkaktır. Hele teşkilat sözlerinde Uygurca terimlerin kullanıldığı görülmektedir. Bunun içindir ki Altın Ordu ve sonraki Hanlıkların devlet ile iktisadi ve içtimai teşkilatlarını öğrenmek ancak önceki Türk devletlerinin durumlarını bilmeğe bağlıdır.[16]

    (Tatar Adına Dair) (Kazan Hanlığı Bahsi) Bu İdil boyu Türklerine “Tatar” adı verilmesinin sebebi: Moğol istilası zamanında askeri teşkilatın ve istila bitip Altın Ordu Devleti kurulduktan sonra, idari teşkilatın başında bulunan “Tatar”lara izafeten verilen bir isimdir. Ruslarla temas edenler, bilhassa Tatarlardan tayin edilen Tatar “Baskak”ları ve askerleri taht ilinde (Saray şehri) Tatar zümreleri olduğundan, Ruslar alelumum Altın Ordu’daki bütün ahaliyi “Tatar” tesmiye etmişlerdir; bu cümleden olarak eski Bulgar Devleti ahalisi de sırf Altın Ordu hâkimiyetinde bulunması hasebiyle bu isimle anılmaya başlanmıştır. Tatarların çok eskiden bir Türk kabilesi olduğu kuvvetli bir ihtimal olmakla beraber, 13. yüzyılın başında artık tamamıyla Moğollaştığı malumdur. “Tatar” adının İdil boyunda Moğol istilasından önce de kullanıldığına dair öne sürülen görüşler ciddi delillere dayanmıyor. Bu suretle Kama mansabındaki Türk ahali tamamıyla Türk olduğu halde, bilhassa Ruslar tarafından verilen bir Moğol adı ile tanınmışlardır. Mamafih bu “Tatar” adı İdil boyu Türklerince hiçbir zaman benimsenmemiş; ancak Rus siyasi baskısı altında kabul ettirilmiştir. Yani göçler ve değişmelerin neticesinde İslam olmayan Bulgar ahalisinin bir kısmının Suru Nehri mansabındaki ormanlık sahaya gittiği ve bir kısmının da eski dinlerine yani şaman olarak Bulgar memleketindeki ormanlar arasında kaldığı anlaşılıyor. Müslüman kısmı da bilhassa Kuman (Kıpçak) ve diğer Türklerle karışmışlardır.[17] İşte bu sebeptendir ki bugünkü Kazan Türkçesinin (Tatarcasının), esasını Kıpçak Türkçesi teşkil etmiştir.”[18]

            3. A. Yu. YAKUBOVSKİY:

    (Altın Ordu’nun, Tatar’ın Türklüğü) “Güneydoğu Avrupa’nın ve özellikle Kıpçak bozkırlarının etnik karakteri konusunda şimdiye kadar yanlış bir fikir hüküm sürüyordu. Deşt-i Kıpçak adı Moğol devrinde muhafaza edilmekle kalmayarak, o zamanki kültür âleminde Çin’den Endülüs’e kadar yayılmıştı. Batu ile beraber Deşt-i Kıpçak’a önemli bir Moğol kitlesinin geldiği ve göçebe halk arasında Moğolların çokluğu teşkil ettiği ileri sürülüyordu. Aileleri ve bütün malları, özellikle hayvanları ile beraber Cuci ulusuna gelen Moğolların sayıca az olmadıkları şüphesizdir. Lakin bu toprakların işgaliyle sıkı sıkıya bağlı olan bu hareket, hiçbir suretle bir göç gibi telakki edilemez. Moğolların esas kitlesi Moğolistan’da kalmıştı. Bu durum karşısında işgal olunan memleketlerin, Kıpçak bozkırlarının Moğollaşmasından söz edilemeyeceği tabidir. Güneydoğu Avrupa‘da eski Türk unsurlarının kuvvetli oldukları, Kıpçakların Deşt-i Kıpçak’ta esas göçebe kitlesini teşkil ettikleri Al- Omari’nin aşağıdaki ifadesinden anlaşılıyor: ‘Bu devlet eskiden Kıpçakların yurdu idi. Lakin Tatarlar tarafından işgal edilince, Kıpçaklar onlara tabir oldular. Sonra (Tatarlar) onlarla (Kıpçaklar) karıştılar ve akraba oldular. Toprak, onların (Tatarların) tabiat ve soylarına galip geldi. Tatarlar tamamıyla Kıpçaklaştılar. Çünkü Moğollar (ve Tatarlar) Kıpçak topraklarına yerleştiler, onlardan kız aldılar ve onların (Kıpçakların) yurtlarında kaldılar.’

    Al- Omari’nin ifadesi Moğol fatihlerin Türkleşmesi olayının çağdaş aydınlar tarafından çok güzel müşahede edildiğini gösteriyor. Moğolların, Kıpçak bozkırlarında yaşayan esas halk kitlesine nispetle sayıca pek fazla olmadıkları görülüyor. Esasen bunun başka türlü olmasına da imkân yoktu. Bu Türkleşme olayının ne kadar süratli ve geniş olduğu 16. yüzyılda Cuci Ulusunda (Altın Ordu) Moğolca yerine Türkçe edebi bir dilin teşekkül etmesinden anlaşılıyor. Bu dil, Kıpçak ve Oğuz lehçelerinin özelliklerini taşıyordu. Oğuzlar, Aşağı Sır Derya alanında ve Harizm’de yerleşmişlerdi. Hâlbuki Altın Ordu şehirlerinde, hatta Aşağı Volga havzasında bile Türkler hâkim unsur olmaktan uzaktı. Buna karşılık bozkırlarda Kıpçaklar hâkim unsuru teşkil ediyordu. Burada Cengiz Han’ın büyük oğlu Cuci Hanedanına mensup hanların yönetiminde bulunan ve aileleriyle beraber gelen Moğol fatihler, 20-30 bin kişilik bir askeri zümre oluşturuyordu.[19] Güneydoğu Avrupa’nın sonraki tarihi gösteriyor ki Moğolların, daha doğru tabirle Tatarların yalnız adı kalmış, dilleri unutulmuştur. 15. yüzyılda artık hiç kimsenin Moğolca konuşmadığı anlaşılıyor. Fazla olarak hanların Yarlık diye anılan resmi fermanları bile 15. yüzyıl Orta Asya edebi Türk dilinde yahut da “yerli Kıpçak dilinde” yazılmıştır. Fakat diğer taraftan 13. yüzyılda diplomatik muhaberelerde Moğol dilinin kullanıldığını da biliyoruz.[20]

    Al-Omari’ye göre, Tatarların gelişine kadar Cuci ulusunun geniş bozkırlarında Kıpçaklar yerleşmişti. Tatarlar buraya geldikleri zaman, Kıpçaklar onlara tabi oldular. Tatarlar sayıca az olduklarından Kıpçaklarla karışarak ‘tamamıyla Kıpçaklaşmışlar. Tatarlar yavaş yavaş kendi Moğol dillerini unutmuşlar ve toplu olarak Kumanca (Kıpçak) yani Türkçe konuşmaya başlamışlar. Tatar ve Moğol fatihleri hakkındaki bu çok önemli gözlem, bütün sonraki olaylarla doğrulanmıştır. Deşt-i Kıpçak’ta, gerek Don ile Volga arasındaki güney Rus bozkırlarında gerek daha doğuda, Ural Irmağı havzasında, Aral Gölünün kuzeyindeki bozkırlarda ve Aşağı Sır Derya havzasında Moğol kabilelerinin Türkleşmesi processus’üyle karşılaşıyoruz. Burada esas itibarıyla Yedisu ve Maveraünnehir’deki olay gerçekleşmiştir. Moğol kabilelerinden 13. yüzyılın son yarısında Yedisu’dan Hocend alanına göç eden Celayirlerle, Kaşkaderya vadisine göç eden Barlasların mukadderatını hatırlayalım. Bu iki büyük Moğol kabilesi(bizce Barlaslar Türk’tür. C.A.) Yedisu’da artık dil bakımından kısmen Türkleşmiş olarak çıkmışlardı. Yeni yerlerinde bu Türkleşme o kadar derinleşmişti ki 14. yüzyılda, herhalde yüzyılın son yarısında Türk dilini kendi ana dilleri sayıyorlardı.

    Deşt-i Kıpçak’a dönelim. Kıpçakların eski özelliklerini tamamıyla kaybettiklerini sanmak yanlış olurdu. Cuci Ulusu sınırları içindeki ordunun teşekkülünü kaynaklardan öğrenirken, Kıpçaklara ayrı bir askeri birlik şeklinde 14. yüzyılın sonunda bile tesadüf edebiliriz. Şerefeddin Ali Yezdi, Timur’un 1391’de Toktamış’a karşı yaptığı seferi anlatırken, bu sonuncunun askerlerinden[21] şöyle söz eder: ‘Ruslardan, Çerkezlerden, Bulgarlardan, Kıpçaklardan, Alanlardan, Kırım’da Kefe ve Azak ahalisinden, Başkurtlardan ve Mordvalardan oldukça büyük bir ordu topladı.’ Aynı yazar Timur ve Toktamış orduları arasında 1391’de Kunduzça mevkiinde yapılan muharebeyi tasvir ederken Timur ordusunda Osman bahadır’ın birliğinde bir Kıpçak koşunu bulunduğunu yazıyor. Onun buna benzer birçok koşunları bulunduğu anlaşılıyor. Batu’nun seferi dolayısıyla ve bundan sonra Deşt-i Kıpçak’a gelen Moğollar birkaç kabileden oluşuyorlardı. Lakin Deşt-i Kıpçak’taki şartlar altında sadece iki büyük Moğol kabilesi Konguratlar ve Mangıtlar, yalnız kabile birliklerini muhafaza etmekle kalmamışlar, ayrıca önemli birer grup teşkil etmişlerdi. Fakat birliklerini muhafaza ettikleri halde kendi Moğol dillerini unutarak Türkleşmişlerdi. Sonradan 15. yüzyılın son yarısında Mangıtlar adlarını değiştirerek Nogay adını almışlardı. (Bu yoruma da katılmaktayız! Emir Nogay’ın halkına bakınız. C.A.) Kazan kronikçisine göre 15. yüzyılın seksenli yıllarında Volga’nın doğu kıyısına geçerek Yayık’a kadar yayılmışlardı. Kongratlar ve Mangıtlar yavaş yavaş göçebe Türk toplumuna girmişler ve kendilerini Türk saymaya başlamışlardır.”[22]

            4. Réné GROUSSET:

    “Moğol Avrupa’sı uçsuz bucaksız bozkırları ile bir boşluktu. Rubruck’un orası hakkında yazdıkları bize fikir vermektedir: ‘Yolumuz üzerinde gök ve topraktan ve bazen sağ tarafımızda deniz ve şurada burada iki fersah mesafeli Kuman kurganlarından başka hiçbir şey göremeden daima doğuya ilerliyorduk.’

    Bu bozkırda Moğol aşiretleri, daha doğrusu Moğol unsurlarının hakim olduğu Türk orduları göçebe hayatı yaşıyordu; zira, Reşideddin’in bize aktardığı Cengiz Han’ın ‘vasiyetnamesine’ göre Büyük Kağan, Batu’ya ancak dört bin esas Moğol veriyor, geri kalan ordular ise müttefik Türkler olan Kıpçaklar, Bulgarlar, Oğuzlar..vs.den meydana geliyordu. Bu da Cuci Hanlığının neden bu kadar Türkleştiğini açıklamaktadır.”[23]

            5. Jean Paul ROUX:

    “Yine 1236 güzünde üçte biri Moğol üçte ikisi Türklerden oluşan 150 bin kişilik dev bir ordu doğu Avrupa’ya saldırıyordu.[24]

    Ne olursa olsun, onlara (Kıpçaklar) bağlı boyların 1237 ilkbaharında teslim olmaya başladıkları ve 1238’de de her türlü direnişi durdurdukları bir gerçektir. Moğollarla birleşip onlara bağlandılar ve bunu o kadar iyi başardılar ki içlerine karıştılar, daha doğrusu onları sindirdiler. Doğu Avrupa’da Moğol İmparatorluğu kısa süre içinde yalnızca Türkçe konuşulan bir Türk İmparatorluğuna dönüştü. Önünde Karadeniz’in kuzey bozkırlarında uzun bir hayat olan Cuci’nin ulusu Kıpçak Hanlığı kadar Altın Ordu adıyla da tanınmaktadır.”[25]

    “Moğolların Mısırla ittifak kurmaları ve hükümdarların İslamiyet’i benimsemeleri pek çok değişikliği beraberinde getirirken bu dinin özellikle 14. yüzyılda kitlelere yavaş yavaş sızmasını sağladı. Bu kitleler aynı zamanda tüm Moğol geçmişlerini unuttular ve aristokrasi Türkleşti. Ulusal dillerin ve özellikle de Bulgarcanın aleyhine olarak önce Cengiz Hanlıların kültür aracı Uygurca, sonra da Kıpçak Türkçesi yayılmaya başladı. Türkçe Konuşan Tüm Müslümanlar doğal bir süreçle Tatar asıyla anılmaya başladılar.”[26]

            6. İlyas KAMALOV:

    “Ele geçirilen bölgedeki nüfusun çoğunu göçebe Kıpçaklar oluşturduğu için bu bölgeye Deşt-i Kıpçak, yani Kıpçak Bozkırları adı verildi.[27] Aileleri ve bütün malları, özellikle hayvanları ile beraber Cuci Ulusuna gelen Moğolların sayısı azdı. Ancak bu toprakların işgaliyle sıkı sıkıya bağlı olan bu hareket bir göç olarak düşünülmemelidir. Moğolların çoğunluğunu oluşturan esas kitle Moğolistan’da kaldı. Bu durum karşısında işgal edilen memleketlerin (Kıpçak Bozkırlarının) Moğollaşmasından söz etmek mümkün değildir.”[28]

“…Hatta Fars kaynakları Cuci ulusundan bahsederken, ‘Deşt-i Kıpçak’ tabirini kullanmışlardır. Yine Arap kaynaklarında devletin adı, kroniklerin kaleme alındığı döneme göre değişmektedir…” “….Altın Orda Devletini başından sonuna gezen P. Carpini ve W. Rubruck ‘Kumanlar Ülkesi’ tabirini kullanmışlardır ki, bu Arapların kullandıkları ‘Deşt-i Kıpçak’ tabiri ile eş anlamlıdır. Çünkü Avrupalıların ‘Kuman’ diye zikrettikleri kavim, Müslüman müellifler tarafından ‘Kıpçak’ diye anılmıştır. 1017 yılında Doğu Avrupa’ya göç eden Kumanlar, Ruslara yenilince yerlerini doğudan gelen Kıpçaklara terk ettiler. Kıpçak adı altında birleşen bu iki Türk kavmi de bundan sonra Kuman olarak anılmaya devam etti. Muhammediyev’in Reşidüddin’e dayanarak verdiği bilgiye göre, Kıpçaklar yeni kurulan ulus için ‘Kıpçak Başı’ tabirini kullandılar.”[29]

            7. Sercan M. AHİNCANOV:

    “El-Ömeri’nin bu konudaki açıklaması da dikkat çekicidir. ‘Eskiden bu ülke Kıpçakların topraklarıydı; ama Tatarlar tarafından zapt edilince Kıpçaklar, onların tebaası oldular. Daha sonra onlar (Tatarlar), Kıpçaklarla karışıp kaynaştılar. Toprak onların önceki ırki görünümlerinin üzerini örttü ve hepsi tam birer Kıpçak oldu.’[30] Gördüğümüz gibi, Kıpçakların etnik tipi, Tatarlara özgü Mongoloid tipten bariz şekilde farklıdır. Nitekim Plano Caprini de Moğol Hanı’nın otağına varmak için Deşt-i Kıpçak’ta yaptığı yolculuk sırasında onların fiziki görünümlerinin diğer tüm insanlardan farklı olduğunu belirterek Kıpçaklardan ayırır. Şöyle der Caprini: ‘Kıpçak, Sarasen ve benzeri gibi onlarla (Moğollarla) beraber yaşayan tüm halklar saçlarını aynı şekilde keserler, ama hiçbirisinin çehresi Tatar (Moğol) çehresine benzemez.’[31]

   B. GÜNÜMÜZDE TATARLAR

Günümüze Kırım Yarımadası, Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da ufak kalıntılar halinde Tatar Türkleri (Kıpçak-Kumanlar) mevcuttur. En büyük grup ise Türkiye’dedir. Türkiye’de, Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da yaşayan Tatarların hemen tamamı Kırım’ın Rusya’ya kaybediliş sürecinde Kırım Hanlığından kaçıp Osmanlı Devletine sığınanlardır.

Meseleyi açacak olursak: 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından itibaren, özellikle de 1783’ten sonra, Kırım’dan Balkanlara doğru bir Tatar muhacereti vardır. Osmanlı Devleti, Tatarları önce Romanya Sahasına, daha sonra ise Bulgaristan ve Makedonya bölgesine yerleştirmiş. Hatta 1856 ve 1878′de Tatarlar Anadolu’ya da nakledilmişlerdir. Eskişehir, Edirne, Yozgat, Kırklareli, Konya, Çorum ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

Anadolu’ya göç etmeyip Balkanlarda kalanlar hakkında şu bilgileri verebiliriz: Günümüzde Romanya Tatarları, Romanya’da ve Bulgaristan’da Dobruca bölgesinde yaşayan Kıpçak ve Oğuz grubundan Kırım Tatarlarının bir kolu olan Sünni Müslüman Türk halkı olarak tabir edilir. Romanya, Macaristan, Moldovya sahasına yerleşen Tatarların bir kısmı yerli halkla karışıp asimile olmuşlardır. Asimile olmayıp günümüzde de varlığını sürdürenler Lehçe bazında da ayrılan 3 ana gruptan oluşur:

*Dobruca Nogayları, Köstence’nin yakın ve uzak kuzeyinde Tulça’da yaşarlar ve dilleri Kıpçak Türkçesinin öğelerini korumakta en başarılı olanıdır.

*Dobruca Tatarları, genellikle Köstence’nin güneyinde ve merkezinde yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesinden önemli ölçüde etkilenmiştir.

*Dobruca Tatları, Pazarcık (Hacıoğlu) şehirleri civarında yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesine en yakın olanıdır. Bunlar Kırım yarımadasının güney yalıboyundan ve Bahçesaray şehrinden göçüp gelenlerdir.

Türkiye’deki Kırım Tatarları “Kırım Tatarcası” konuşurlar. Kırım Tatarcası ise 3 şiveye ayrılır. Kırım’ın güney sahilinden gelenler Yalıboyu şivesi, Bahçesaray civarında Tat şivesi, steplerden gelenler ise çöl şivesi’ni kullanırlardı. Karayca (Karaimce) artık Türkiye’de kullanılmamaktadır. Türkiye’deki Kırım Tatarları’nın büyük bir bölümü “çöl şivesi” konuşmaktadırlar.

Sonuç

Moğollar arasındaki “Tatar” adı bir Moğol boyunu ve Moğolistan sahasındaki Türk- Moğol boylarını ifade etmekteyken Türk dünyasında, özel olarak Kıpçak bozkırlarında, ortaya çıkan “Tatar” adı ise Kıpçak Türklerini ifade etmektedir. Artı olarak bugünkü Moğolistan sahasında ise, geçmişte Tatar olarak adlandırılmış Otuz Tatar, Dokuz Tatar gibi Türk kabilelerinin yaşamış oldukları bilinmektedir.[32]

Kıpçak sahasını fetheden Batu’nun ordusunun büyük bir kısmını yine Türkler oluşturmuşlardır ve orduda çok az sayıda bulunan Moğollar, Deşt-i Kıpçak sahasındaki Türklerle karışarak kısa sürede eriyip gitmişlerdir. Ele geçirilen ülkede de, ele geçiren orduda da azınlıkta olan bir grubun sayıca ve kültürce üstün olanlar arasında Türkleşmesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

Kazan’daki, Kırım’daki Türkler Kıpçak Türkçesiyle anlaştılar, anlaşırlar ve Karadeniz’in kuzey sahasında yaşayan Türklere “Tatar” adı Ruslar tarafından verilmiştir.

Çarlık devrinde Ruslar, ele geçirdikleri bütün “Türk” boyları için “Tatar” sözünü kullanmışlardı. Ancak Ruslar, bu dönemde bu adı hiçbir zaman “Moğol” anlamında kullanmamışlardı. Ruslar, bu Türklere “Tatar” demekle beraber “Türk” kökenli olduklarını inkâr edemediklerinden, onlara “Türkî” (Türkler) de demişler. Türkiye Türkleri için ise “Turok” adlandırmasını kullanmışlardır. Bu tabirler İngiliz ve Amerikan eserlerine de geçerek Rusya Türkleri “Turkic”, Türkiye Türkleri ise “Turkish” olarak adlandırılmıştır.[33]

Sovyet devrinde ise “Tatar” sözünün Türk manasında kullanılması terk edilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması, her boyun adının ayrı birer millet adıymış gibi öğretilmesi sistemi kabul edilmişti. Bu sistem, siyasi amaçlarla tatbik edilen bir sistemdi ve amaç: “Türk camiasından olmadıklarına inanan Başkurt, Kazak Kırgız, Özbek gibi suni milletlerin yaratılmasıydı.”

Türk boyları için ayrı ayrı alfabeler ve yazı dilleri geliştirildi. Ayrıca onlara tarihi bakımdan birbirleriyle ilişkisi olmayan ayrı milletler oldukları fikri aşılanmaya çalışıldı. Amaç Türkiye Türkleri ile Rusya’da ki kardeşlerinin bağlarını koparmak ve bu kardeşlerimizde “biz Türk değiliz” inancını yerleştirmekti. Türkiye’deki Tatar kardeşlerimizin bir kısmı da, kendilerine empoze edilen bu düşüncenin sonucu olarak, “Biz Türk değil Moğol’uz, Tatarız” gibi tarihi temeli olmayan düşüncelere saplandılar.

Bu makalemiz de gerçekleri yazmaya, otorite kabul edilen araştırmacıların yazdıklarından örnekler vermeye çalıştık. Umarım okuyana faydası olur; çünkü Rusya Türkü: “Men Kazanga baramen”[34] derken Türkiye Türkü “Ben Kazana varamam” demekle ne kadar yakın olduklarını ifade etmektedirler. Aradaki tek fark Kıpçak lehçesi ile Oğuz lehçesi arasındaki farktır.

Kaynakça

Alptekin, Cahit, Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarih, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2008.

Ahincanov, Sercan M., Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR, Selenge Yayınları, İstanbul 2009.

Cebeci, Dilaver, Men Kazanga Baramen (Tataristan Seyahati Notları), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınevi, İstanbul 2000.

Çandarlıoğlu, Gülçin, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri (9-11. Asırlar), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 2004.

Grousset, Réné, Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2006.

Gürün, Kamuran, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi 1, Karacan Yayınları, İstanbul 1981.

Kamalov, İlyas, Altın Orda ve Rusya Üzerindeki Türk Tatar Etkisi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2009.

Kamalov, İlyas,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2007.

Kurat, Akdes Nimet, IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Murat Kitabevi Yayınları, Ankara 2002.

Roux, Jean Paul, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2007.

Roux, Jean Paul, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınları, İstanbul 2007.

Turan, Oğuz, Türklerde Stratejik ve Taktik Düşünceler, Belge Yayınları, İstanbul 1986.

Yakubovskiy, A., Yu., Altın Ordu ve Çöküşü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000.


* Tarihçi / Yazar

[1] Oğuz Turan, Türklerde Stratejik ve Taktik Düşünceler, İstanbul 1986, Belge Yayınları, s. 286.

[2] Kamuran Gürün, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1981, Karacan Yayınları, s. 222, 223.

[3] Sercan M. Ahincanov,  Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR, İstanbul 2009, Selenge Yayınları, s. 153-154.

[4] Sha-t’o (Şato) Türkleri hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Cahit Alptekin,  Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarih, İstanbul 2008, IQ Kültür Sanat Yayınları.

[5] Gülçin Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri (9-11. Asırlar), İstanbul 2004, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, s. 14.

[6] İlyas Kamalov,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Ankara 2007, Kaknüs Yayınları, s. 19-22.

[7] George Vernadsky, Moğollar ve Ruslar, İstanbul 2007, Selenge Yayınları, s. 82.

[8] Vernadsky, A.g.e., s. 254.

[9] Vernadsky, A.g.e., s. 338.

[10] Akdes Nimet Kurat,  IV- XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 2002, Murat Kitabevi Yayınları, s. 99.

[11] Kurat, A.g.e., s. 100.

[12] Kurat, A.g.e., s. 120.

[13] A.g.e., 121.

[14] A.g.e., 122.

[15] A.g.e., 128.

[16] A.g.e., 132.

[17] A.g.e., 153.

[18] A.g.e., 154.

[19] A., Yu. Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, Ankara 2000, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 34.

[20] Yakubovskiy, A.g.e., 35

[21] Yakubovskiy, A.g.e., 132.

[22] Yakubovskiy, A.g.e., 133.

[23] René Grousset, Bozkır İmparatorluğu, İstanbul 2006, Ötüken Neşriyat, s. 432.

[24] Jean Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, İstanbul 2001, Kabalcı Yayınları, s. 278.

[25] Roux, A.g.e., 280.

[26] Jean Paul Roux, Türklerin Tarihi Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul 2007, Kabalcı Yayınları, s. 286.

[27] İlyas Kamalov,  Avrasya Fatihi Tatarlar, Ankara 2007, Kaknüs Yayınları, s. 22.

[28] Kamalov, A.g.e., s. 23.

[29] İlyas Kamalov, Altın Orda ve Rusya Üzerindeki Türk-Tatar Etkisi, İstanbul 2009, Ötüken Neşriyat, s. 71-72.

[30] Sercan M. Ahincanov,  Türk Halklarının Katalizör Boyu KIPÇAKLAR,  İstanbul 2009, Selenge Yayınları, s. 40.

[31] Ahincanov, A.g.e., s. 88.

[32] Kamalov, A.g.e., 25.

[33] Kamalov, A.g.e., s. 26.

[34] Aynı isimli esere bakınız: Dilaver Cebeci, Men Kazanga Baramen (Tataristan Seyahati Notları), İstanbul 2000, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınevi.

ÜLKEMİZDEKİ TATARLAR VE KÖKENLERİ için 35 cevap

  1. cengizhan diyor ki:

    sana helal olsun kardeşim… böyle konuları sürekli ele almamız lazım…

  2. CETIN koylu diyor ki:

    Kalemine,aklına,Bilgin’e saglık

  3. turkbirisi diyor ki:

    Pekiyi kardesim sagolasin. bilgi bilgidir ancak o insanlarin bir cogu turk olduklarinin farkinda mi? bazilari turklere sempati duysalar da ruslara cok daha yakin olanlari var. biz turkler olarak kendi payimiza ne yapiyoruz. gecmisteki arkabalarimiza karsi gelecek nesilerde sicak bir attraction gelistirmeliyiz ki bu is karslikli olur. bu konuda bu ise onem verenlerce ne yapiliyor? henuz daha standardize edilmis ortak bir alfabemiz yok (bildigim bu!). habire onlar turk! bunlar da turk, yahu bunlar da turk’mus de haberimiz yok deyip duruyoruz (tuh anasini butun dunya turk’mus abartisi icinde olanlarimiz bile var!!). kulturel baglari tekrardan kurmak icin somut olarak ne yapiliyor? oncelikle ortak bir dilde-alfabede karar kilmamiz sart. sonra, ilerde bunu ortak bir din ile pekistirmenin yollarina da bakmak lazim (ki bu suphesiz tevhid dini islam’i anlamayi ve anlatmayi gerektirir). yoksa butun bu arayislar/calismalar saman alevi gibi bir heyecan yaratmaktan oteye gidemez…

    • cahitalptekin diyor ki:

      Nasıl olsa, farkında değiller diyerek, onlara farkındalık kazandırmamak da olmaz. Hiçbir şey yapmamak doğru değil. Bizim görevimiz belgelerle ortaya koyup bilinçlendirmek. Bir uyanış söz konusu. Tabi ki, yetmiş yıl sürmüş Sovyetlerin suni milletler yaratma çalışmalarının izleri öyle kolay kolay silinmez. Ancak son yirmi yılda çok şey anlatıldı. Biz de katkıda bulunuyoruz. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisinde, bu yazımın daha geniş ve ayrıntılı haliyle, bende katkıda bulunmaya gayret ettim, ediyorum.

  4. Ensar İSLAM diyor ki:

    BEN TÜRKMENİM VE TÜRKMENLERİN EN BÜYÜK KOLU OLAN AVŞAR KOLUNDAYIM BUNUNLA ÖVÜNMEYE GEREK YOK ÇÜNKÜ ESAS OLAN FERT OLARAK BENİM VE HEPİMİZİN ALLAHIMIZA KULLUĞUMUZ ÖNEMLİ

  5. M.Kemal VURAL diyor ki:

    Sayın
    Cahit ALPTEKİN
    Altmış yaşına kadar öğrenmek istediğim birçok bilgiyi yazınız içinde buldum.Bu mükemmel çalışmanız için size çok teşekkür ederim.Eskişehir doğumlu olup şu an İstanbul’da yaşamaktayım.Atalarımızın geçmişiyle ilgili ulaşmak istediğim bazı bilgilere ihtiyacım var.Bu sütunları daha fazla işgal etmemek için mail adresinizi istirham ediyorum.Saygılarımla.
    M.KEMAL VURAL

  6. Sinan Akad diyor ki:

    Romanyalı bir arkadaşım Tatarların Moğol olduğunu iddaa ediyor.Beni aydınlatırmısınız.

    • cahitalptekin diyor ki:

      Makaleyi ve kaynakçamizda bulunan eserleri incelemeniz yeterli olur. Rusların Tatar diye isimlendirdigi topluluk, bütün araştırmacılar ve uzman tarihcilerin üzerinde fikir birliği ettikleri şekilde Türktür. Dilleri de Türkçedir. Moğolca değildir.

  7. serko diyor ki:

    Bende tatar soyundan geliyorum ama hangi tatar soyu bir türlü çozemedim bizim soyumuza hep tatar denmiş benimde ana, baba tatar bir türlü neslimin nereden geldiğini bilemiyorum. Roman tatarı diyerlar bize bunu açıklarmısınız.

    • cahitalptekin diyor ki:

      Romanya’nın özellikle de kuzey bölgesi, 11. Asırdan itibaren Kıpçak Türklerinin yerleşme sahası olmuştur. Bunların büyük kısmı yerli halka karışıp asimile olmuşlardır. Lakin bugün bile Bulgaristan’da, Romanya’da ve Kuzeyindeki Moldovya’da ufak kalıntılar halinde Tatar Türkleri (Kıpçak-Kumanlar) mevcuttur.

      Bu bölgedeki Tatarların asıl büyük kısmı ise Kırım’ın Rusya’ya kaybediliş sürecinde Kırım Hanlığından kaçıp Osmanlı Devletine sığınanlardır.

      Meseleyi açacak olursak: 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından itibaren Kırım’dan Balkanlara doğru bir Tatar muhacereti var. Osmanlı Devleti, Tatarları önce Romanya Sahasına, daha sonra ise Bulgaristan ve Makedonya bölgesine yerleştirmiş. Hatta 1856 ve 1878’de Tatarlar Anadolu’ya da nakledilmişlerdir. Eskişehir, Edirne, Yozgat, Kırklareli, Konya, Çorum ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

      Anadolu’ya göç etmeyip Balkanlarda kalanlar hakkında şu bilgileri verebiliriz:
      Günümüzde Romanya Tatarları, Romanya’da ve Bulgaristan’da Dobruca bölgesinde yaşayan Kıpçak ve Oğuz grubundan Kırım Tatarlarının bir kolu olan Sünni Müslüman Türk halkı olarak tabir edilir. Romanya, Macaristan, Moldovya sahasına yerleşen Tatarların bir kısmı yerli halkla karışıp asimile olmuşlardır. Asimile olmayıp günümüzde de varlığını sürdürenler Lehçe bazında da ayrılan 3 ana gruptan oluşur:
      *Dobruca Nogayları, Köstence’nin yakın ve uzak kuzeyinde Tulça’da yaşarlar ve dilleri Kıpçak Türkçesinin öğelerini korumakta en başarılı olanıdır.
      *Dobruca Tatarları, genellikle Köstence’nin güneyinde ve merkezinde yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesinden önemli ölçüde etkilenmiştir.
      *Dobruca Tatları, Pazarcık (Hacıoğlu) şehirleri civarında yaşarlar ve dilleri Oğuz Türkçesine en yakın olanıdır. Bunlar Kırım yarımadasının güney yalıboyundan ve Bahçesaray şehrinden göçüp gelenlerdir.

      Türkiye’deki Kırım Tatarları “Kırım Tatarcası” konuşurlar. Kırım Tatarcası ise 3 şiveye ayrılır. Kırım’ın güney sahilinden gelenler Yalıboyu şivesi, Bahçesaray civarında Tat şivesi, steplerdan gelenler ise çöl şivesi’ni kullanırlardı. Karayca (Karaimce) artık Türkiye’de kullanılmamaktadır. Türkiye’deki Kırım Tatarları’nın büyük bir bölümü “çöl şivesi” konuşmaktadırlar.

      • serko diyor ki:

        Bilgi için tesekkürler Tatar soyuda artık türkiyede çok fazla nesli var akrabağlarımın en az 3 çocuk en fazla 9 çocuğu var hepside okumuş kendi işini ailesini kurmuş bir çok akraba mutlu son işde.

  8. nogay diyor ki:

    insanlar sürekli birşeyler söylüyolar ve yapılan araştırmaların çoğu doğru değil tatarlar türk değildir türklere birşey demiyorum ama bazı insanlar hiçbirşey bikmeyip konuşuyolar sen bir tatara sen türksün türk soyundan geldin dersen asla kabul etmez zaten bu yazılanlara değil yaşayıp görmüş aileme inanırım benim babaannemlerin hiçbiri burda doğmamış yani kırımda doğmuşlar şöyle birşeyde var çoğu tatar ukraynalıyla karışmıştır sonuçta çok eski bir zamanda göç olmuş mesela benim ailemde öyle ukraynalılarla evlenenler olmuş ve Tatarlara artık türk demeyin tamam annem türk türklere lafım yok sonuçta bende bir türküm ama tatarlar türk demeyin çünkü hiçbir tatar türk denmeyi kabul etmez ve sadece türkiyede tatarlara türk deniyor gerçeği gidin ukraynalılardan öğrenin ukraynalılar onlarda bizden demişlerdir ama malesefki bazı insanlar bu olayı anlamamak için çaba gösteriyor ve bazı türkler kırım ve ukraynada yaşanan olaylara el atıp paylaşım yapıyor tatarların hiçbiri türklerden yardım istemiyor fakat bunu anlamıyorsunuz bugün rusyada rus tatarlar diye paylaşım yaparlar ama aslında rus tatar veya ukraynalı tatar diye birşey yoktur sadece bazı tatarlar ukraynalılarla ve ruslarla karışmışlardır yani bazıları hem yarı ukraynalıda olabiliyor yani benim gibi ve tatar diline laf etmeyin eskiden kırımın fethiden sonra tatar dili biraz bozulmuştur türkçe kelimeler veya benzeri kelimeler girmiştir GERÇİ BUNLARI ARTIK KANITLAMAYA GEREK BAZI TURKLER HALA TATARLARA TURK DEMEYE DEVAM EDİCEKLER BU İNSANLAR SADECE BİLİNÇSİZ İNSANLAR TOPLULUĞU UKRAYNAYA GİDİNDE ARAŞTIRMA YAPIN BAŞKA DİYECEK BİRŞEY YOK

    • cahitalptekin diyor ki:

      Aslında iddialarınızın elle tutulacak bir yanı yok, neresinden tutsak elde kalıyor ama biz yine de cevaplayalım.

      Tatarların Türk olmadığıyla ilgili ananızdan babanızdan duyduklarınız tarihi gerçek ve bilgileri değiştiremez. İddia ettiğiniz ve Rusların ruslaştırma siyasetine uygun olan asimilasyon süreci de Tatarların tarihini ve kökenini değiştirmez. İddialarınızın hiç bir bilimsel temeli yok, hiçbir kaynağı yok. Her şeyi bildiğinizi zannediyorsunuz kulaktan dolma masallarla! Oysa ki bizzat Rus bilimadamları dahi ve Asyalı Türk bilimadamları da (G. VERNADSKY, A. Yu. YAKUBOVSKİY, İlyas KAMALOV, Sercan M. AHİNCANOV… gibi)Tatarların hangi soydan olduğunu açıkça yazarlar. Biraz okuyun araştırın etrafa yanlış bilgi saçmayın.

      Daha, Tatarların konuştukları dilin Türkçenin hangi grubuna girdiğine dair bir bilginiz yok! Oysa yüzlerce kaynak var bu konuda! En azından Fuat A. Ganiyev’in eserlerini okusanız isabetli olacak. (Bugünkü Tatar Türkçesi Söz Yapımı)

      Moğolların Gizli Tarihi bile Cengiz Han’ın oğlu Batu Han’a verilen orduda her sekiz askerden sadece bir tanesinin Moğol, geri kalan yedisinin Türk Boylarından olduğunu söylerken siz neyin peşindesiniz. Ya da Batu Han’ın istilası öncesi Karadeniz’in kuzey sahasının Kıpçak Bozkırı olarak bilindiği ile ilgili onlarca kaynak eser hiç mi elinize geçmedi! Sizin zannınızca, Karadeniz’in kuzeyine ve balkanlara inen onlarca Türk kavimi buhar olup uçtu herhalde. Sadece Moğollar ve Ruslar var değil mi!

      Rusların Ruslaştırma ve Türklükten uzaklaştırma süreci bayağı etki etmiş ailenize ve size. Kırım’ın 1783’te Rusların elinde geçtiğini, büyük soykrımlar yapıldığını ve en son Stalin’in yaptıklarını çok çabuk unutmuşsunuz. Sovyet Milletleri yaratma politikasından tamamen bihabersiniz. Türk boyları için ayrı ayrı alfabeler ve yazı dilleri geliştirildi. Ayrıca onlara tarihi bakımdan birbirleriyle ilişkisi olmayan ayrı milletler oldukları fikri aşılanmaya çalışıldı.

      Daha eskiye gidecek olursak, Çarlık devrinde Ruslar, ele geçirdikleri bütün “Türk” boyları için “Tatar” sözünü kullanmışlardı. Ancak Ruslar, bu dönemde bu adı hiçbir zaman “Moğol” anlamında kullanmamışlardı. Ruslar, bu Türklere “Tatar” demekle beraber “Türk” kökenli olduklarını inkâr edemediklerinden, onlara “Türkî” (Türkler) de demişler. Türkiye Türkleri için ise “Turok” adlandırmasını kullanmışlardır. Bu tabirler İngiliz ve Amerikan eserlerine de geçerek Rusya Türkleri “Turkic”, Türkiye Türkleri ise “Turkish” olarak adlandırılmıştır.

      Sovyet devrinde ise “Tatar” sözünün Türk manasında kullanılması terk edilerek, bunun yerine her Türk boyunun kendi adını kullanması, her boyun adının ayrı birer millet adıymış gibi öğretilmesi sistemi kabul edilmişti. Bu sistem, siyasi amaçlarla tatbik edilen bir sistemdi ve amaç: “Türk camiasından olmadıklarına inanan Başkurt, Kazak Kırgız, Özbek gibi suni milletlerin yaratılmasıydı.

      Son olarak, ukraynalılar tatarlara bizden diyor iddiasındasınız. Acaba Kırım Tatarlarının tam bağımsız olmak için senelerdir mücadele ettiklerini biliyor musunuz? Ukraynalıların söylemine bir de bu açıdan bakın! Anneniz de Türkmüş halbuki, bu hale gelmeniz kötü olmuş. Tatarların Türklerden yardım isteyip istemediğine de siz karar veremezsiniz. Açın biraz tarihinizi okuyun. Yalnız, adam gibi bilimsel eser ve yayınlardan! Milletçe en büyük eksikliğimiz bu şuursuz halimiz zaten. Her türlü ihanete ve asimilasyona yol açan bu lanet hastalık! Tedavisi basit: OKUMAK! En başta da yorum yaptığınız makaleyi adam gibi okumak! Bu çalışmanın daha geniş ve daha fazla bilgi içeren versiyonu Türk Dünyası Araştırmaları Dergisinin 190. Sayısında yayınlanmıştır. Bu sayıyı internetteki kitap sitelerinden temin edebilirsiniz ya da Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’ndan.

  9. deniz diyor ki:

    öncelikle bilgiyi veren kardeşim neden insanları yanlış bilgiler le doldurmaya çalışıyor sunuz moğollar bir türk deildir tatarlar da türk deildir kesinlikle tatarlar moğallarla akrabalık içinde birbirine gelin almış kız vermiş tir evet ama türk deildirler sizin bu egolarınız yüzünden tarihi yanlış değerlendirmeniz neden dir anlamıyorum neden herkesin soyu türkler den geliyor anlamıyorum bu nasıl bir saçmalık tır yakında araplarada türk dersiniz hiç şaşmam apaçiler i türk yaptınız moğolları türk yaptınız azeriler türk yaptınız kafkas ları türk yaptınız sibirya falan bu böyle uzar gider tüm dünya türktür deyin egonuz tavan yapsın sen önce oturr kendinin ne oldunu bizim ne oldumuzu şuanki anadolu türk leri yani biz gerçekten türkmüyüz onu bul neden yazıtlarmız neden yüzümüz gözümüz neden hiç bir örfümüz geleneğimiz yok eski atalarımıza ait bunları söyle

  10. deniz diyor ki:

    peki madem diyorsunuz moğollar türk boyu ndan geliyor tatarlarda türk madem sizlere hiç bir tarihi kaynakla deilde en basit bir örnek le söyleyim neden moğollar la tatarlar birbirne çok benziyorda türkler benzemiyor peki bizim türk alfebemiz nerede bizim hangi özelliğimiz türkleri anımsatıyor soruyorum ve cidden çok merak ediyorm birisi gerçekten bunların cevabını versin ama doğruyu söylüycek biri söylesin çünkü ben çok taktım buna hatta genlerimi araştırmayı bile düşünüyorum

    • cahitalptekin diyor ki:

      Önce makaleyi adam gibi okuyun. Makale, Moğolların Türk olduğunu iddia etmiyor. Makale, asıl Tatarların Çin kaynaklarında geçen ayrı bir topluluk olduğunu, ancak Kafkasya, Karadeniz’in Kuzeyi ve Balkanlara yayılmış olan, Ruslar tarafından da bilerek Tatar diye isimlendirilen topluluğun Kıpçak Türkü asıllı olduklarını, dillerinin Türkçe olduğunu, KAYNAKLARA DAYANARAK, inceliyor. Bir defa yorum yaptığınız konuda çok fazla bilgi eksiğiniz var. Genlerinizi araştırmadan önce bol bol kitap okuyun. Doğruyu söyleyecek biri diyorsunuz, doğru araştırarak bulunur! Türklerin orijinal alfabesi olan Orhun Alfabesinin asırlar önce terk edildiğinden habersizsiniz. Bugün hiçbir Türk topluluğu bu alfabeyi kullanmıyor! Orta Çağda ise Uygur, diğer adıyla Soğd alfabesi, hem de Moğollar tarafından bile kullanılmıştır. Biz Türkler, tarih boyunca çeşitli alfabeler kullandık ki bunların en sonuncusu ve yaygını Arap alfabesi olmuştu. Rus hakimiyetinde kalanlar ise, 100 yıldır Kiril Alfabesini kullanıyor. Ama bugün, bu alfabeyi değiştirmek için hareket halindeler. Türk Cumhuriyetleri Latin alfabesinde buluşmaya çalışılıyor. Yalnız bir gerçek varki Türkçe konuşan biri, çok zorluk çekmeden diğer Türk topluluklarıyla temas kurabilir. Dilinizi iyi bilmeniz yeterli. Bir de antropolojik mevzulara takmışsınız. Niye onlar çekik gözlü de biz değiliz diye! Tarihin ilk devirlerinden beri, geniş alanlara yaıldığı ve bütün tarihi tek bir coğrafyada geçmediği için, Türkler konusunda belirli bir tip ya da renk yoktur. Çin kaynaklarına kadar bu durumdan bahsedilir. Türk, dili ve sahip olduğu kendine özgü bokır kültürüyle tespit edilir. Ebu’l Gazi Bahadır Han 17. Asırda Şecere-i Türki isimli eserinde, Batı Türklerinin (ki Oğuzlardan bahsediyor) tipinin doğudakiler gibi asyatik olmamasını “Yere suya çektiler” diye açıklar. Bu, iklimin ve ele geçirilen yerlerdeki kavimlerle kız alıp vermenin antropolojik sonucudur. Kaldı ki doğu Türkleri de başlangıçta Mongoloid değildirler. Onları daha da asyatikleştiren Moğollarla kız alıp vermedir. Ancak Moğol moğolca konuşur, Türk de Türkçe!
      “neden herkesin soyu türkler den geliyor anlamıyorum bu nasıl bir saçmalık tır yakında araplarada türk dersiniz hiç şaşmam apaçiler i türk yaptınız moğolları türk yaptınız azeriler türk yaptınız kafkas ları türk yaptınız sibirya falan bu böyle uzar gider tüm dünya türktür…” gibi laflarla meseleyi ajite etmeyin. Önce okuyun, sonra konuşun! Bu tarz laflarla akademisyenleri zan altında bırakmak haddiniz değil. “neden hiç bir örfümüz geleneğimiz yok” cümlesini de neresinden tutsak elimizde kalıyor. Bütün orta asya gelenekleri aslında batıl inançlar olarak ülkemizde yaşıyor. Ama yine aynı noktada takılıyoruz. Yorum yapmadan önce bilgi sahibi olmak! Hiç bir şey okumadıysan, en azından Dr. Yaşar Kalafat’ın bu konudaki eserlerini okumalısın. Anadolu’da ve Trakya’da ölünün üstüne neden makas ya da bıçak konulduğunu, kurşun dökme adetinin nereden geldiğini,geceleri tırnak kesmenin, kapı eşğine basmanın, ıslık çalmanın, köpek ulumasının neden uğursuzluk sayıldığını, ateşe işemenin neden engellendiğini, ocak kavramının neden kutsal olduğunu,geceleri destursuz tekin olmayan yerlere neden girilmediğini, hacet giderilmediğini, Türbelere, ağaçlara neden çaput bağlandığını ve buna benzer yüzlerce olayın arka planını araştırırsan görürsün kültürel bağın sağlamlığını! Pazırık kurganından çıkan halının motifi ile Edirne’de gelinlerin çoraplara dokudukları motifin aynı olması ya da o halıda kullanılan düğüm tarzının bugün ünlü Gördes Halımızda devam ettiğini öğrenirsen gittiğin yanlış yoldan dönersin. Daha çok örnek var da, artık daha fazla uzatmayacağım.

      Benim soyum sopum Allaha şükür belli. Araştırıp öğreniyoruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın.

      • Türkçü diyor ki:

        arkadas ben hala anlamadim Tatarlar ve Noyonlar aslinda Turkmu yoksa Mogolmu Kergitlerde Mogolmu yoksa Turkmu lutfen yardim et!

      • cahitalptekin diyor ki:

        Nogaylar demek istediniz sanırım? Nogay ismi, Altın Orda Devletinin en güçlü emirlerinden Emir Nogay’dan gelir. Emir Nogay’ın idaresi altında bulunan Türklere Nogay isimlendirmesi yapılmıştır. Benzeri durumlara Türk Tarihinde çok rastlanır. Mesela Altın Orda Han’ı Özbek’in soyundan gelen Ebu’l Hayr Han’ın Devletine Özbek Devleti, halkına da Özbek denmesi gibi… Karadeniz’in Kuzeyinde, Balkanlar’da, Kırım’da ve Anadolu’da Tatar olarak isimlendirilenler Türktür. Çin kaynaklarında geçen asıl Tatarların ise Moğol olma ihtimali yüksektir. Bunların ardılları bugün Moğolistan’da yaşamaktadırlar. Anadolu, Kırım ve Balkanlardaki Tatarlarla ilgileri yoktur. Makaleyi bir kez daha okumanız yardımcı olacak size.

  11. deniz diyor ki:

    tamam verdiğiniz bilgiden dolayı size teşekkür ediyorum kardeşim ben yanlış lanse olsun istemiyorum size karşı deil dediklerim sadece yani bu türkleştirmelere genel olarak değinmek istedim ve bilgiye bu konuda gerçekten açım evet yetersizim bunu inkar etmiyorm ama okumakta istemiyorm çünkü kaynaklar kesin olmuyor yada ben kesin bir bilgi olduğuna inan mıyorm çünkü şu var yıllar geçmiş kimin kimden kız alıp verdiği belli mi bunu kesinlikle idda edebilirmiyiz bunları düşünüyorm kaynak gerekli ama mantık ta gerekli bence ben sizinle tartışma yaratmak istemiyorm lütfen yanlış anlamayın ama bunları düşünmek cidden üzüyor beni yani demek istediğim sen istediğin kaynaktan bilgi al yada ben istediğim kadar araştırıyım soyumun beşyüz yıl öncesini bilemem bilimsel konuşmuyorum ama senin vercen bilgiler başım üstüne ve teşekkrlerimi sunuyorum bu dedik lerim sadece benim piskolojik ifadelerm sana yanlışsın demiyorm ayrıca halı dokuma ve batıl inançlar bi nebze rahatlattı

  12. ibrahim emre çelikateş diyor ki:

    Ellrine sağlık gerçekten çok önemli kıymetli bigiler Benim soy biraz karısık ama biraz aratırmayla dedemin dedesinin eskisehir mihalcikten boluya göç ettiğini öğrendim orada arastırma yaptım ve çelikateş soyadlı aileler buldum çelikateş soyadı türkiyede başka varmı bilmiyorum ama hiç rastlamadım daha ilerisini nasıl bulabiliriz ? tekrardan teşekkürler

    • cahitalptekin diyor ki:

      Merhaba, teşekkür ederiz. İlgilendiğiniz konuda Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Türkiye’de Aşiretler, Cemaatler ve Oymaklar isimli dört-beş ciltlik çalışması var. Onu inceleyebilirsiniz. Bunun dışında ilgili bölgenin nüfus arşivleri yardımcı olabilir. Lakin bunun için de ilk nüfus müdürlüğünden talepte bulunup izin almanız lazım. Çok ilgilenirler mi bilemem.

      Rica ederiz.

  13. İdil diyor ki:

    Merhaba gerçekten güzel bir yazı olmuş.Öncelikle tatarların Türk olmadığı konusunu kim çıkarıyor bilmiyorum ama bizim aile tatar ama herkes Türküz biz der.Zaten türk olmasalardı ne bu kadar dil yakınlığı olurdu ne de kırımdan kaçıp türk toprakları vatanımız diye buraya gelirlerdi.Bizim ailede kırımdan romanya’ya pazarcık’a gelmiş ordanda köstenceye ve ordan İstanbul Şehreminiye gelmişler.Romanya’dan önce kırım da nerde yaşamışlar diye bulmaya çalışıyorum ama pek bi bilgi yok.Aile büyükleride erken yaşta rahmetli olduğu için.Ama türkiyede İdil soyadını almışlar.Bununla bi bağlantı olabilir mi acaba?

    • cahitalptekin diyor ki:

      Yorumunuz için teşekkür ederiz. Bir bağlantı olabilir. İtil Nehri ve boyları Türk Tarihi için çok önemli bir coğrafyadır ve Türklerin yerleşme sahalarından biridir. Adını da Türkler vermiştir bu nehrin.

  14. dedeakayoğulları diyor ki:

    yazı güzel olmuş fakat evet tatarlar gerçek türklerdir.bunun bilincindeyiz.bir tatar olarak bizimde büyüklerimiz kırımdan göçmüş fakat aile soy ağacı araştırmaya kalktım bulamadım dedeakayoğulları gibi uzun bir soy isim almış büyük dedemiz kırımdan romanya-türkiye balıkesir-bandırma ilçesinin bir köyüne yerleşmiş ler ayrıca nogay köyü olarakta ayrı bir köy var yakınımızda

  15. Bülent Ölge diyor ki:

    soyadımın anlamını araştırıyordum .. Google da o site senin bu site benim derken tatarca sözlük çıktı karşıma .. benim soyadım ÖLGE ..
    tatarca emsal , örnek anlamına geliyormuş .. ve sonra bu sitede Tatar Türkleri ile ilgili makaleleri okudum .. bayağı bir bilgi edindim .. çok teşekkür ederim …sanırım soyumuzda Tatar Türklerinden gelmekte ..

  16. tatarr diyor ki:

    Merhaba ben kazan tatariyim bana tatar ne diye soruyorlar tam olarak bilgim olmadığı icin aciklayamiyorum yardımcı olabilir misiniz

    • cahitalptekin diyor ki:

      Merhaba, aşağıda paylaştığım makale ayrıntılı bir şekilde bilgilenmenizi sağlar. Tabi bu makalede incelenen Tatarlar, büyük oranda, Çin kaynaklarında geçen asıl Tatarlardır. Makalemizin konusu olan ve sizin de içine dahil olduğunuz ve Karadeniz’in kuzey sahasında hakim olmuş Türkler olup da Ruslar tarafından Tatar olarak isimlendirilmiş kardeşlerimizin aşağıdaki makalede bahsedilen Tatarlarla etnik ilgisi yoktur. Ancak Tatar adının kökeni ve kaynaklardaki asıl Tatarlar konusunda size yardımcı olacaktır. İyi okumalar.

      TATAR ADININ KÖKENİ ÜZERİNE-Kürsat YILDIRIM
      TATAR ADININ KÖKENİ ÜZERİNE

      Kürsat YILDIRIM*

      ÖZET

      Türk tarihi çalısmalarında hal edilememis meselelerden birisi Tatar adının
      kökenidir. Tatar adının mânâ ve kökenini açıklayan çesitli görüsler vardır.
      Biz makalemizde Tatar adına dâir çalısmaları ve kaynakları bir araya
      getirmeye ve Çin kaynaklarına dayanarak Tatar adının çok daha erken
      devirlerde ve çok farklı bir mânâda kullanılmıs olabileceğini ispata
      çalıstık. Adın mensei tetkik edilirken Han Shu, Hou Han Shu, Nan Ch’i
      Shu, Chin Shu, Sung Shu, Liang Shu, Wei Shu, Pei Shu, Sui Shu, Chou
      Shu gibi Çin yıllıklarına ve T’ung Tien, T’ung Chih, Tzu-chi T’ung-chien
      gibi ilk Çin genel tarihlerine ve kronolojilerine müracaat edilmistir. Çin
      kaynaklarında geçen bu ad için Oğuz Kağan Destanı, Yüan Ch’ao Pi
      Shih, Cami’üt Tevarih, Secere-i Terakime gibi Türkçe, Moğolca ve
      Farsça ana kaynaklar da gözden geçirilmistir. Maksadımız etimolojik
      analizi tarihî ve coğrafî malûmatlarla eslestirmektir.

      Türk tarihinin en ilgi çekici meselelerinden biri olan Tatar adının kökeni
      üzerine bugüne kadar çesitli çalısmalar yapılmıs ve Doğulu ve Batılı pek çok
      kaynak taranarak Tatar adının nereden geldiği ve ilk göründüğü tarih tespit
      edilmeye çalısılmıstır1. Bu konuda henüz bir fikir birliğine varılmıs değildir. Bu
      yüzden de Tatar adının en eski sekillerini Çin kaynaklarında aramak
      mecburiyetinde olduğumuz kanaâtindeyiz. Bu sebeple bu çalısmamızda Çin
      kaynaklarına dayanarak meseleyi tarih, coğrafya ve kültür cihetleriyle bir bütün
      olarak ele alıp Tatar adının nasıl ortaya çıktığını ve ne mânâ ifade ettiğini izah
      etmeye çalısacağız.

      I. N. Berezin “Tatar” adının ilk kez “Tartır” olarak görüldüğünü ve
      “çeken” veya “uzatan” demek olduğunu; R. Ahmetyanov “Tatar” adının ilk kez
      yine “Tartır” olarak görüldüğünü fakat mânâsının “hükümdarlar hükümdarı”
      olduğunu; N. M. Karamzin “Tatar” adının bir Yakut ongunundan geldiğini; A.
      H. Halikov Evenkilerde “dyada” ve Yakutlarda “sata” denilen ve yağmur
      yağdırıp hastalık gideren tasın adıyla Tatar adının bir alâkası olabileceğini; L. Z.
      Budagov “Tatar” sözünün İran’da ve Türkiye’de “haberci”, “ulak” için
      kullanılan kelimeden türediğini; N. A. Baskakov adın Kalmıkça “tatr” ve
      Çuvasça “tudar” olarak geçen “kekeme”den geldiğini; A. A. Suharev “Tatar”
      adının, “tau” yâni “dağ” ve “tar” yâni “yasamak” kelimelerinden terkip
      edildiğini; D. Yeremeyev adın “tat+ar” seklinde sekillendiğini, “tat” ile ilk

      baslarda Farslar ve sonraları tüm yabancı olanların kastedildiği ve böylece
      “tatar” adının “yabancı”yı isaret ettiğini öne sürmüslerdir2.
      Peki Tatar adı ne zaman ortaya çıkmıstır? Meselâ M. Z. Zekiyev’e göre
      M.Ö. III. yüzyılda Çin’e hücum eden bir unsur olarak; L. N. Gumilev’a göre VI.
      yüzyılda Türkçesi “Otuz Tatar” olan Shih-wei’ler seklinde; S. G. Klyastorny’e
      göre Kül Tegin Yazıtı’nda 731-732 yılında3; Bahaeddin Ögel’e göre 841
      yılında4; Pelliot ve Hambis’e5 göre 842 yılında ortaya çıkmıstır.
      “Tatar” adının ilk kez VI-VIII. yüzyıllarda Türkistan sahasındaki Türk ve
      Moğol boyları arasında görüldüğü seklindeki genel görüs6 bizce doğrudur ancak
      tarih biraz daha geri götürülebilir. Tatar etnik kimliği konusundaki görüslerden
      en öne çıkanı Tatarların çok eski devirlerden beri var olduğu ve birçok etnik
      safhada rol oynadığı yönündedir7. Bu çerçevede biz Tatar adının Ta-t’an ve

      T’an-t’an seklinde daha V. ve VI. yüzyılda ortaya çıktığı kanâatindeyiz. Bu
      görüs daha evvel çesitli vesilelerle dillendirilmisti8.

      Öncelikle Çin kaynaklarında Tatar adı için kullanıldığı söylenen Çince
      isaretleri ele alalım:

      1) 黑 車 子 Hei-ch’e-tzu (“kara arabalı kabile”) ve 達 怛 Ta-ta: 841
      yılında kaydedilmistir9.

      2) 達 怛 Ta-ta: 842 yılında kaydedilmistir10;

      3) 靺 鞨 Mo-he: T’ang devri (618-907) kaynaklarında Tatar olarak
      adlandırılan Cürcenler için kullanılır11;

      4) 阻 卜 veya 阻 Tsu-pu: Liao ve Chin devri (907-1234)
      kaynaklarında görülür12;

      5) 韃 靼 Ta-ta: X-XI. yüzyıllarda Amur Irmağının orta akımlarında
      yasayan halka atfedilir13.

      6) 室 韋 Shih-wei: Türk kaynaklarında ilk kez VIII. yüzyıla âit Orhun
      Yazıtları’nda “Dokuz Tatar” ve “Otuz Tatar” olarak geçen Moğollardır ve
      bunlar Çin kaynaklarında Shih-wei olarak kaydedilmistir14;

      7) 塔 塔 哈 兒 T’a-t’a-ha-erh: XIII. yüzyılda Kıpçaklarla alâkalı
      görülmektedir15;

      8) 塔 塔 兒 T’a-t’a-erh, 答 答 Ta-ta, 脫 脫 里 台 T’o-t’o-li-t’ai: Sung
      devrinde (960-1279) görülür16;

      9) 大 檀 Ta-t’an veya 檀 檀 T’an-t’an: Juan-Juan’lar için kullanılan bir
      ad olarak V. veya VI. yüzyılda görülmektedir17. Bu adın 414-429 yıllarında
      hüküm süren Juan-juan Kaganı Ta-t’an’ın adından gelmis olduğunu düsünenler
      de vardır18.

      Tatar adı ile Juan-juan’lara verilen Ta-t’an ve T’an-t’an adları arasındaki
      ilgiye ilk dikkat çekenlerden biri olan ve bu ilgiyi ret eden P. Pelliot, Çin
      kaynaklarında görülen “Ta-t’an ve T’an-t’an adını Tatar adıyla birlestirmek için
      bir sebep yoktur” demektedir. Ona göre Çinceye çevriyazıma tâbi tutulan
      Türkçe kelime ön dis sesiyle boğuklasır: Meselâ Türkçe tarqan için Çince
      yeniden insa edilmis form *darqan; *türküt için *dürküt; tatar için *datar.
      Pelliot kelimenin ortasında böyle bir duruma rastlamadığını sadece Orhun
      Yazıtları’nda görülen Tatar adının Çince Ta-ta (yeniden insa edilmis form
      *datar) olabileceğini belirmektedir. Buna göre ancak ikinci hecenin boğuk sesle
      baslangıcı söz konusuysa Ta-t’an’ın *Dai-dan ve T’an-t’an’ın *Dan-dan olarak
      eski Çince’de yeniden insa edilebileceğini dolayısıyla Ta-t’an veya T’an-t’an’ın

      Tatar adıyla alâkası olmadığı görüsünü ortaya koymaktadır19. Gerçekten de
      Pelliot makalesini yayınladıktan üç yıl sonra eski Çincenin fonetiğini ortaya
      koyan sözlüğünü nesreden Karlgren, Ta-t’an 大 檀 için dʽâiʼ ̨dʽân ve T’an-
      t’an 檀 檀 için ̨dʽân dʽân karsılıklarını vermistir20. Eski Çincenin yeniden insa
      edilmis formlarını tekrar toparlayan Pulleyblank ise Ta-t’an için tajh dan ve
      T’an-t’an için dan-dan anahtarını vermistir21.

      Hâl böyle iken son yıllarda eski Çincenin yeniden insası konusunda
      çalısmalar hız kazanmıstır, okuma değisiklikleri söz konusu olmustur. Buna
      göre:

      大 ta: Axel Schuessler dâiC ve yine Axel Schuessler Sonraki Han Çincesi
      (M.S. 25-220) olarak das, daC; H. William Baxter *dâs ve *lāts. Çin
      lehçelerinde Guangzhou taiC2; Meixian thaC seklindedir22.

      檀 t’an: Axel Schuessler dâ̩m; J. Norman *dam. Çin lehçelerinde
      Longzhou tumA2; Longming tomA2 seklindedir23.

      Görüldüğü gibi yabancı bir adın eski Çincedeki çevriyazımı yeniden insa
      edildiğinde birçok karsılık ortaya çıkmaktadır. En büyük mesele duyulan
      yabancı adın ne zaman duyulduğu ve hangi Çin lehçesine göre çevriyazıma tâbi
      tutulduğudur. Tatar adıyla ilgili bu zaman ve lehçe tespiti yapılmadan
      girisilecek yeniden insa tesebbüsleri eksik kalacaktır.

      Bu sebeple Tatar adının Çin kaynaklarındaki en eski görünüsü için bir
      tarih etüdü yapmak lâzımdır:

      Çin kaynaklarından edinilen bilgilere göre IV. yüzyılın sonlarında Çin’in
      kuzey sahasında adı Juan-juan 蠕 蠕 (Pin-yin okuyusuna göre Ru-ru) olarak
      okunan topluluk, kısa sürede siyasî ve askerî yapılanmasıyla devrin en kudretli
      devletlerinden biri haline gelmistir. Juan-juan’ların kurdukları bu devlet VI.
      yüzyılın ortalarına kadar sürmüs ve Gök-Türkler tarafından yıkılmıstır. Juan-
      juan’lar yayıldıkları sahada Gök-Türkler de dâhil olmak üzere birçok topluluğu
      hâkimiyetleri altına alarak o dönemde Çin’e hâkim olan Tabgaçların en büyük
      düsmanı olmuslardır. Öte yandan Juan-juanlar yayıldıkları sahanın etnik ve
      siyasî biçimlenmesinde büyük rol oynamıslardır. Çin kaynaklarında Juan-juan
      olarak geçen bu halkın adı üzerine bugüne kadar kesin bir hükme
      varılamamıstır.

      Bilindiği gibi Çin kaynaklarında T’o-pa 托 跋, 拓 跋, 拓 拔 olarak geçen
      Tabgaçlar, Hsien-pei 鲜 卑 ’lerin bir koludur. Çin kaynaklarında Hsien-pei T’o-
      pa olarak tek bir adla da görülmektedirler. Wei Sülâlesi’nin yıllığında erken
      Tabgaç tarihinden bahseden birinci ciltteki kayıtlara göre Tabgaçlar, kuzeydeki
      topraklarından güneye doğru ilk defa T’ui- kurutulacak çamasırlar gibi iplere
      asılı sandallar yin zamanında (T’ui-yin’in M.Ö. I. yüzyılda tahta çıkmıs olması
      gerekir 24.); ikinci olarak Lin zamanında (bu tarih yaklasık olarak M.S. II.
      yüzyılın ikinci çeyreğine tekabül etmektedir. Çünkü bir sonraki hükümdar Chi-
      fen devrinde Tabgaçların güneye göçme tarihi M.S. 160-170 yıllarıdır) iki kez
      basarısızlıkla sonuçlanan göç hareketine girismislerdi. Nihayetinde Chieh-fen
      zamanında (yaklasık olarak III. yüzyılın basları) güneye yâni Çin’in kuzey
      topraklarına yerlesmeyi basarmıslardı25. Kaynakların ifadesine göre Tabgaçlar
      “Hunların eski topraklarına” yerlesmislerdi. Bu dönemde Büyük Hun Devleti
      artık tarihe karısmıstı. Bozkır toprakları bassız kalmıs ve bir karmasa ortamı
      doğmustu. Ortaya daha önce adı bilinmeyen birçok halk çıkmıstı. Đste bu
      adlardan biri de IV. yüzyılın baslarında kaynaklarda geçmeye baslayan Juan-
      juan’lardı. Çin kaynakları bu konuda su bilgiyi vermistir:

      “Wei ve Chin devrinde26, Hsiung-nu (Hun)’lar yüz binlerce
      kabileye bölündü, her bir kabilenin adı vardı, Jui-jui 芮 芮 27 bu
      kabilelerden biridir”28.

      Tabgaçlar III. yüzyılın ortalarından itibaren “göğün kızı tarafından
      doğurulmus olan” Li Wei (ölümü 277)’in izlediği etkin dıs siyaset neticesinde
      bölgedeki kabileleri hâkimiyeti altına almaya ve Çin üzerinde tehdit
      olusturmaya baslamıstı. Đste bu yayılma sürecinde kaynağın: “Shen-yüan29
      idâresinin sonlarına doğru, yağma yapan atlı birlikler bir köle ele geçirdiler,

      saçları sadece kaslarından çıkıyordu, gerçek adını unutmustu, onun efendisi
      adını yazıp Mu-ku-lü 木 骨 閶 dedi,”30 olarak belirttiği Tabgaçların kuzeye
      doğru genisleme sürecinde ele geçirdikleri bu köle çok büyük bir ihtimalle
      mağlup ettikleri bir halka mensuptu. Esir alınan kisi kaynaklarda açıklanmayan
      bir nedenle hafızasını yitirmisti. Böylece efendisi ona bir ad vermisti.
      Juan-juan adı Çin kaynaklarında çesitli sekillerde geçmektedir. Çesitli
      Çin kaynaklarından edinilen bilgi söyledir:

      “Mu-ku-lü bası kel demektir. Mu-ku-lü ile Yü-chiu-lü 郁 久 閶
      adının sesleri birbirine çok yakındır, ondan sonraki oğulları ve
      torunlarının bunu aile adı olarak almasının sebebidir. Mu-ku-lü
      artık güçlenmisti, köle değildi, atlı birlik askeriydi. Đmparator Mu31
      zamanında, çok geçmeden idam cezasına çarptırıldı, büyük çöle
      kaçarak dağların ve ırmakların arasında gizlendi, kaçak olarak
      gizlenen yüzden fazla adamı etrafında toplayıp birlestirdi, He-t’ulin
      kabilesi altında toplandı. Mu-ku-lü öldü, oğlu Ch’e-lu-hui
      kahraman ve güçlüydü, kabileleri tabiliğe almaya basladı,
      kabilesine kendisi Jou-jan 柔 然 adını verdi, fakat ülkeye32 tâbi
      olup hizmet etti. Shih-tsu’ya33 göre onlar akılsızdı, görünüsleri ve
      türleri böcektendi, bu nedenle sonradan onların adını değistirerek
      Juan-juan 蠕 蠕 koydu”34.

      Juan-juan’lar bu adlar dısında Chin Shu’da Jou-juan 蝚 蠕35; Sung Shu36
      ve Nan Ch’i Shu’da37 Jui-jui 芮 芮; Chou Shu38 ve Sui Shu’da39 Ju-ju 茹 茹
      olarak geçmektedir. Ayrıca Sung Shu’da40 “Jui-juilerin bir adı da Ta-t’an’dır 大
      檀, T’an-t’an 檀 檀 olarak da adlandırılırlar” denilmekte; Wei Shu’da Juan-juan
      Ta-t’an 蠕 蠕 大 檀 olarak41 veya Juan-juan yerine doğrudan Ta-t’an olarak
      anılmaktadırlar42. Bu adlar duyulan sesin Çince olarak hecelenmesi ve Çin
      imiyle yazılmasından ibarettir.

      Su-shen, I-lou, Wu-chi ve Mo-he kabilelerinin yasadığı yere Türklerin ve
      Moğolların Çürçüt ya da Çürçet dedikleri anlasılmaktadır ki, burası Amur
      Irmağı’nın güneyi, Liao Irmağının kuzeyi, Sira (Sarı) Muren Havzası, Ulanqota
      Sehri’nin alt kısımlarıdır. Orhun Kitabeleri’nde geçen Doğu Dağı (Santung)
      ovası ve Bükli (Bökli) Çölli43 halkın yasadığı yer burasıdır. Burası Çin
      kayıtlarındaki “kuzeydeki çorak topraklar” ibaresi ile örtüsmektedir. Çin
      kaynaklarında Tung-hu olarak geçen Tunguzlar ve Mançulara Türklerin genel
      bir ad olarak Çürçet dedikleri neticesi çıkmaktadır. Eski Türkçe’deki –t çoğul
      eki eklenmek suretiyle “Çürçeler” manasına gelen Çürçet adı telaffûz
      edilmistir. Bu Çürçe (t) adı Cuce (n) yâni Çin kaynaklarındaki adıyla Juan-juan
      adından gelmis olmalıdır ve ayrıca Türklerin bu bölgedeki halka verdikleri
      genel bir addır.

      Oğuz Kağan Destanı’nda geçen Altun Kağan44 Chin (chin, “altın”
      demektir) Sülâlesi’nin (M.S. 1115-1234) hükümdarıdır ve bunu metnin diğer
      kısımlarında geçen Çürçet Kağan ile aynı olduğunu destana hasiye koyan
      nâsirler de belirtmislerdir45. Chin Sülâlesi’nin kurucusu Nü-chen kabilesidir ki
      bu Su-shen’dan neset etmistir. Destanda Oğuz Kağan’ın tarlasız çorak bir yerde
      konaklaması anlatılmakta ve buraya Çürçet denildiği bildirilmektedir. Oğuz
      Kağan bu Çürçet halkıyla çarpısmıs ve onların kağanlarını öldürerek Çürçet
      halkını kendine tâbi kılmıstı46. Çin harfleriyle yazılmıs olan Yüan-ch’ao-pi-shih
      yâni Moğolların Gizli Tarihi’nde Çürçet adı, Moğolca zürced-ün karsılığı olarak
      主 兒 扯 敦 imiyle karsılanmıs ve Nü-chen 女 真 47 kabilesinin kurduğu Chin Devleti için kullanılmıstır48. Secere-i Terakime’de ise Çin’in “demir kazığında”
      yâni kuzeyindeki Çürçüt halkının zikri geçmektedir49. Bu halka Türkler
      Çürçüt derken bu halk kendisini sonraları Manju veya Mançu olarak
      adlandıracaktı50.

      Sung devrine âit Ku-chin-i-pien 古 今 逸 編 adlı kaynağa göre “Tatarlar
      ve Nü-chen (Cürcen)’ler aynı ırktan gelmedir. İkisi de Mo-he 靺 鞨’ların
      torunlarıdır. Onlardan Sungari Irmağı tarafında oturanların adı Nü-chen, Altay
      Dağları kuzeyinde oturanların adı Ta-ta 韃 靼 (Tatar)’dır”51. Bu Mo-he’lar ise
      daha evvelki Su-shen ve I-lou kabilelerinin torunlarıdırlar.

      Bu arada Tung-hu’lar ile Tunguzların aynı halk olmadığını belirtmek
      gerekir. Coğrafya benzerliğinden dolayı böyle bir hataya düsülmüstür. Bu
      konuda L. Ligeti söyle demektedir: “Bilindiği gibi, daha önceleri yanlıslıkla
      Tunguzlar ile özdeslestirilen Tung-hu’lar, Hsiung-nu (Hun)’lar ile girdikleri
      savasta mağlup olunca Wu-huan ve Hsien-pei adıyla ikiye bölündüler. Hsien-
      pei’lerle ilgili olarak, bir yandan onların Hsi (Ku-mo-hsi) ve Kidan
      kabilelerinden, diğer yandan daha sonraları Aca kolundan koptukları konusunda
      M.Ö. 45 yılına ait Çin kaynakları yeterince doyurucu bilgi vermektedir. Bu
      kabilelerin olusturduğu koalisyon, VII. yüzyıldan baslayarak X. yüzyıla kadar
      Shih-wei (Otuz Tatar) olarak anıldı”52.

      Tabgaç Hükümdarı Li-wei, III. yüzyılın ikinci yarısında kuzeye doğru
      sefere çıkmıs, Tabgaçlar sınırlarını müsamahasızca genisletmis ve Su-shen yâni
      I-lou halkı 263-264 yılında Wei Devleti’ne çesitli hediyeler göndermisti53. Bu
      elçiler ve hediyeler Su-shen halkının Tabgaçlara karsı bir müttefik edinme
      çabasından ibaret olmalıdır. Bu tesebbüsün bir netice verip vermediği
      kaynaklarda geçmemektedir. Ancak çok kısa bir zaman sonra Juan-juan’ların
      atası olarak gösterilen kel kafalı bir adam esir alınmıstır. Bu kisi Tabgaçların
      hâkimiyet altına almak için çiğnediği Su-shen kabile konfederasyonuna mensûp
      biri olmalıdır. Nitekim adı geçen zat yasadığı büyük acılar neticesinde
      hafızasını yitirmistir. Efendisi, bası kel olduğu için ona Mu-ku-lü adını
      vermistir54. Mu-ku-lü’nün esir olduktan sonra yasadıkları kaynaklarda söyle
      anlatılmıstır:

      “Mu-ku-lü artık güçlenmisti, köle değildi, atlı birlik askeriydi.
      İmparator Mu (I-lu) zamanında, çok geçmeden idam cezasına
      çarptırıldı, büyük çöle55 kaçarak dağların ve ırmakların arasında
      gizlendi, kaçak olarak gizlenen yüzden fazla adamı etrafında
      toplayıp birlestirdi, He-t’u-lin kabilesi56 altında toplandı…”57.

      Çinli Chin İmparatoru Yüan’in saltanat devresinin baslarında (317 yılında
      tahta çıkmıstır) Su-shen halkının çesitli hediyeler gönderdiği kaydedilmektedir58
      ki bu Tabgaçlara karsı bir müttefik arayan Mu-ku-lü’nün girisimi olmalıdır.
      T’an 檀 adı en eski Çin kaynaklarında geçmektedir. T’an ağacının
      Latince adı Pteroceltis Tatarinowii’dir59.Çinlilerin en eski siir kitabı olan Shih
      Ching 诗 經’de Fa T’an 伐 檀 (“T’an Ağacını Kesmek”) adlı bir siir vardır. Bu
      siir en eski dönemlerde Çinlilerin kendilerine hâkim olanlarla münasebetini
      Çinliler açısından acıklı bir dille anlatmaktadır. Burada T’an 檀, eski Çinlilerin
      anlayısına göre kendi medeniyetlerine yâni tarlalarına ve bostanlarına bir diğer
      söyleyisle yerlesik hayatlarına hâkimlerin hücum etmesi için bir köprü vazifesi
      görmekteydi. Hâkim idâre bu ağaç vasıtasıyla Çinliler üzerinde hâkimiyet
      kuruyorlardı. Bu bakımdan T’an adının simgesel bir mahiyet tasıdığı
      anlasılmaktadır. Juan-juanların yasadıkları yerde T’an ağacı yetisiyordu ve
      yasadıkları sahadaki Su-shen halkının “T’an ağacından yapılmıs yayları”60
      vardı. Mançu ve Tunguz dillerinde tan kelimesi Çinceden geçen bir kelime
      olarak “sandal ağacı” anlamına gelmektedir61.

      W. Eberhard, H. W. Bailey, G. Suhbaatar gibi bazı arastırmacıların da
      kabul ettiği gibi62 T’an-t’an adının Tatar adıyla alâkalı olması çok büyük bir
      ihtimaldir. Eski Çin’de tüm bozkırlılara verilen bir Ta-ta 韃 靼 adı vardır. Bu ad
      Ming Sülâlesi döneminden yâni XIV. yüzyıldan itibaren Moğollar ile
      özdeslestirilmistir63. Bu ad da Türkler tarafından verilen bir adın Çinceye
      çeviriyazımından ibarettir. Juan-juan’lar için kullanılan Ta-t’an veya T’an-t’an
      adı bu nedenden dolayı verilmis olmalıdır; Kasgarlı Mahmut’un kullandığı “Tat
      Tawgaç” ifadesindeki “Tat” adının Tabgaçlardan olan Juan-juan’lar64 için de
      kullanılmıs olması muhtemeldir.

      Çinlilerin en eski coğrafya kitaplarından biri olan Shan Hai Ching 山 海 經
      (yazılısı M.Ö. III-II. yüzyıl)’de Su-shen 肅 慎 adı geçmektedir. Buna göre
      beyaz tenli Pai-min (Ak Halk)’in kuzeyinde yayılan ve Hsiung-ch’ang 雄 常
      adlı bir ağaç yetistiren Su-shen adlı bir halk vardı65. Chou Devleti Hükümdarı
      Wu (M.Ö. 1046-1043) ve Ch’eng (M.Ö. 1042-1020) zamanında hu’dan66
      yapılmıs oklar ve tastan tapılmıs ok baslarını vergi olarak sundular. Bu tarihten
      sonra bin yıldan fazla bir zaman, Chin ve Han dönemleri de dâhil olmak üzere
      onlardan bir haber alınamadı. San Kuo devrinde, M.S. 263-264 yılında Wei
      Devleti’ne hu’dan yapılmıs oklar, tastan ok basları, yaylar, zırhlar ve zerdeva
      kürklerini vergi olarak sundular. Bu dönemde onların ülkesi Pu-hsien Dağı’nın
      kuzeyinde ve Fü-yü’nün67 1000 li’den fazla kuzey doğusundaydı68. Fu-yü’ye
      tâbi idiler. Vücutları ufak tefek olmasına rağmen çok güçlü ve cesurdular.

      Dağların kıvrımlarında yasarlardı. Ok atmada çok ustaydılar. Öyle ki bir insanı
      ok ile gözünden vurabilirlerdi. Kara tastan ok bası yapar ve bunu zehir ile
      bularlardı ki okla vurdukları kisi oracıkta ölürdü. İstila ve yağmalamayı çok
      severlerdi, bütün komsuları onlardan zarar görmüstü ve bu halk zapt
      edilemiyordu69. Onların adetlerinde saçlar örülürdü. Anlasmalarını sözlü olarak
      yaparlardı. Topraklarından demir ve tuz çıkmazdı. Ağacı yakıp kül haline
      getirir, yere serper ve onun üzerinde pisirirlerdi. Çok vahsî insanlardı; anneleri-
      babaları öldüğünde ağlamazlardı, eğer ağlayan biri olursa ona zayıf derlerdi

      Yağma ve istilâya giristiklerinde küçük büyük demeden herkesi öldürürlerdi.
      Chin Devleti imparatoru Yüan’in saltanat devresinin baslarında (317 civarı)
      Chin sarayına gelip tastan ok basları sundular70.

      Bu halk, Han Sülâlesi döneminde I-lou 挹 婁; Chin yıllığında Su-shen 肅
      慎 ve I-lou; Tabgaç Sülâlesi’nin yıllığında ise Wu-chi 勿 吉 , T’ang döneminde
      ise Mo-he 靺 鞨 olarak geçmektedir. Nitekim T’ung Tien’de söyle bir kayıt
      vardır: “İ-lou, Wu-chi ve Mo-he; bunların tamamı Su-shen’ın torunlarıdır”71.
      Tabgaç Sülâlesi’nin yıllığı Wei Shu’da su kayıt yer almaktadır: “Wu-chi
      ülkesi, Kao-ku-li’nin (Kore) kuzeyindedir, önceki Su-shen ülkesidir. Sehirleri
      ve kabilelerinin her birinin kendi beyi vardır, tek bir yönetim altında
      toplanmazlar. Onların halkı güçlü ve cesurdur, doğudakiİ’ler arasında en
      kudretlileridir”72.

      Tatar adının ise T’an-t’an Ta-t’an olarak erken devirlerde Çin
      kaynaklarına geçtiği ve Juan-juan’lar için kullanıldığı anlasılmaktadır. O hâlde
      T’an 檀 = T’an-t’an 檀 檀 = Ta-t’an 大 檀 = Ta-ta 韃 靼= Tatar seklindedir.
      Tatarlar için yazılan bu im nedeniyle Tatarların Juan-juan’lardan türeyip
      türemediği ve eğer böyle ise Mukrilerin Tatarlarla aynı halk olup olmadığı
      sorusu akla gelecektir. Bununla alakalı olarak Mukrilerin Cengiz Han
      dönemindeki Merkitler olduğu iddia edilmistir73. Bu dönemde Merkitler,
      Moğolların Gizli Tarihi’ne göre Selenge Irmağının orta ve asağı kısımlarında
      yasıyorlardı. Moğol bir halk olarak Tatar denilen genel adlandırmaya dâhil
      olmaktaydılar74. Bu arada eski Çin kaynakları Tatar adını verdikleri Moğol
      toplulukları Türklerden kesin olarak ayırmıslardır75.

      Kül Tigin Kitabesi ve Bilge Kağan Kitabesinde Bükli (Bökli) Çöllü
      adında bir halk geçmekte76 ve bu halkın hükümdarına “Bükli (Bökli) Kağan”
      denilmektedir77. Kitabelerde bu halkın yasadığı yer için “doğuda gün
      doğusunda” tabiri kullanılmaktadır. Kitabelerde Gök-Türklerin askerî harekât
      yaptıkları milletler sıralanırken önce doğu yâni günesin doğduğu yön
      zikredilmekte ve buradaki Bökli Çöllü halk ve onların kağanı zikredilmektedir.
      Kitabelerin diğer kısımlarında doğuya doğru yapılan askeri harekâtlarda Doğu
      Dağı (Santung) Ovası78, Doğu Dağı (Santung) Sehri79 ve Yasil (Gök) Nehir80
      adları geçmektedir. Yasil Nehir, Çinlilerin Huang-he dedikleri Sarı Nehirdir.
      Kitabelerdeki usûle göre doğuya yapılan seferlerde bu yerde yasayan halkın
      Bökli halkı olduğu anlasılmaktadır. T’ung Tien’den aktardığımız yerde
      Tabgaçların hâkimiyet altına almak için sefere çıktıkları “kuzeydeki çorak
      topraklar” ile anlatılmak istenen bu bölgedir.

      Orhun Kitabelerinde geçen Bökli Çöllü halk ve Bökli Kağan’daki bökli
      ise Juan-juan’ların atasının adı olarak Çin kaynaklarında geçen mu-ku-lü adının
      dönüsüme uğramıs biçimi olmalıdır. Nitekim yukarıda zikrettiğimiz bükri ve
      bök-ü-l adları birebir örtüsmektedir. Öte yandan Mançularda devlet idârecileri
      için kullanılan begile unvanı81 da Mu-ku-lü adının değisime uğramıs biçimi
      olmalıdır. Gök-Türkler döneminde bu halka Bizanslılar Mukri demekteydiler.
      Kelimenin Mu-ku-lü’den gelmis olması gerekir. Hatta Japon T. Fujita muγul
      veya monγol yâni Moğol adının mu-ku-lü’den geldiğini öne sürmektedir82. Muku-
      lü adı Bizans kaynağı Theophylactus Simocatta’nın eserinde Taugas yâni
      Tabgaç Devleti’nin yakınında bulunan Mucri μουχρι halkı olarak geçmektedir83.
      O hâlde Mu-ku-lü=Bükri=Bökül=Bökli=Mukri=Mucri μουχρι=Mo He 靺 鞨
      seklindedir.

      Marquart84 ve Chavannes85 Mukri’yi Wu-chi ve daha sonra Mo-ho denen
      halkla özdeslestirmistir. J. Marquart, Mukri’nin Tatar olduğunu belirtmistir86.

      Czegledy ise Orhun Kitabelerindeki “Bökli”nin Kore ile aynı olduğunu öne
      sürmüstür87. Mori Masao ise eski Kore’de “Koguryo” devletini kuran “Mek”
      kavmine atfen “Mek” ve “el” ya da “il”in birlesmesiyle “Mek Devleti”
      anlamında Mekli veya “Bekli/Bökli” ifadesinin ortaya çıktığı tezini ortaya
      atmıstır88. L. P. Potapov89, Masao Mori90 ve Osman Fikri Sertkaya91 Bükli veya
      Bökli kelimesini bük (e)li “orman halkı” olarak anlasılması gerektiğini öne
      sürmüslerdir.

      L. P. Potapov ve Osman Fikri Sertkaya’nın görüsü pek isabetlidir. Mo-he
      靺 鞨, Mukri veya Bökli halkının ataları I-lou 挹 婁, Su-shen 肅 慎, Wu-chi 勿
      吉 ve Juan-juan 蠕 蠕’lardır. Yukarıda bildirdiğimiz Çin kayıtlarından
      anlasılabileceği gibi bölge halkı ormancıdır, türlü ağaçlar yetistirir ve bu
      ağaçlardan oklar imal ederlerdi. T’an kelimesinin de “sandal ağacı” demek
      olduğu göz önünde bulundurulursa Ta-t’an ve T’an-t’an adlarının “ormancı”
      veya “ağaç eri” demek olması pek muhtemeldir. Nitekim Türkmen âlim
      Soltansa Atanıyazov, Türkmenler içerisinde yer alan Ağaç Yeri92 (“Orman
      İnsanı”) boyunu Mukrı boyları bünyesine yerlestirmektedir93.

      Yukarıdaki tahlillerimiz bir bütün olarak değerlendirildiğinde
      kanâatimize göre Tatar adının ilk mânâlarından biri “ormancı”, “ağaç eri” veya
      “yis kisi” olabilir. Kâsgarlı Mahmud’un Türkler tarafından mukaddes addedilen
      Ötüken için “Tataristan çöllerinde bir yerin adı” demesi94 Ötüken Yis95 yâni
      “Ötüken Ormanı” mefhumunun ve “Tatar” adı ile “orman” arasındaki ilginin
      XI. yüzyılda zihinlerde yer edindiğini göstermektedir.

      Sonuç

      Tatarlar çok eski devirlerden beri var olmus ve birçok siyasî ve etnik
      safhada rol oynamıslardır. Tatar adının mânâsı ve tarihte ilk göründüğü zaman
      üzerine bir fikir birliğine varılamamıstır. Çalısmamızda Çin kaynaklarında Tatar
      adının ilk kez X. yüzyılda değil V. ve VI. yüzyıllarda Ta-t’an ve T’an-t’an
      seklinde görüldüğü ortaya konulmustur. Bu hâliyle Tatar adının, IV. ve V.
      yüzyıldaki görünümü tarih, coğrafya ve kültür cihetleriyle bütün olarak
      değerlendirildiğinde “ormancı”, “ağaç eri”, “yis kisi” gibi mânâlara gelmesi pek
      muhtemeldir.

      Dipnotlar

      * Ars. Gör.,İstanbul Üni. Edebiyat Fak. Tarih Böl., Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı,
      kursatyildirimtr@yahoo.com
      1 Bazı tahliller için bkz. J. Klaproth, Asia Polyglotta, Paris, 1831, s. 266; V. V. Bartold,
      Soçineniya, V, Moskva, 1968, s. 560-561; J. Marquart, Über das Volkstum der Komanen, Berlin,
      1914, s. 80-89; Paul Pelliot, “À Propos des Comans”, Journal Asiatique, XV, 1920, s. 142-146;
      A. Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giris, C. I, İstanbul, 19813, s. 65 vd.; G. Jäschke,
      “Zur Geschichte des Namens “Tatar””, Resid Rahmeti Arat İçin, Ankara, 1966, s. 278-285; Ch’i
      T’ang, Moğol Sülalesi Devrinde Türk veİslâm Dünyası ile Temasta Bulunan Sahsiyetler,
      İstanbul, 1970, s. 91-92; A. Temir, “Tatar Sözünün Mensei Hakkında”, Kazan, III, İstanbul, 1971,
      s. 43 vd.; Cevdet Gökalp, Göktürk Devletinin Kurulusundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar
      Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler, Ankara, 1973, s. 85 vd.; Bahaeddin Ögel, “Tatar”, İA,
      XII/1, İstanbul, 1979, s. 50-61; Ahmet Caferoğlu, Türk Kavimleri, İstanbul, 19882, s. 73-74;
      Özkan İzgi, “Tatar Adı Hakkında”, Emel, 147, Mart-Nisan 1985, s. 11-20; A. Karimullin, Tatarı:
      Etnos i Etnonim, Kazan, 1988; A. H. Halikov, Mongolı, Tatarı, Zolotaya Orda i Bulgariya,
      Kazan, 1994; V. A. Busakov, “Etnonim “Tatar” vo Vremeni i Prostransve”, Skvoz Veka Narodı
      Krıma, 2, Simferopol, 1996, s. 41-52; Mustafa Kalkan, “Türk-Moğol Kavimleri Arasında Tatarlar
      ve Mensei Meselesi”, Türk Kültürü, XXXIV/393, Ankara, 1996, s. 11-18; P. B. Golden, “Tatar”,
      EI, X, Leiden, 2000, s. 370-371; A. Arslanova, “K Voprosu ob Etnonime Tatarı”, Tatarica, I,
      1997/1998, Kazan, 1997, s. 31 vd.; Tatarı, Ed. R. K. Urazmanova-S. V. Çesko, Moskva, 2001, s.
      42 vd.; Mirfatih Z. Zekiyev, Türklerin ve Tatarların Kökeni, Çev. D. Ahsen Batur, İstanbul, 2006,
      s. 215-231; İlyas Kamalov, “Tatar Adının Tarihçesi”, Avrasya Fatihi Tatarlar, Haz. İlyas
      Kamalov, İstanbul, 2007, s. 11-34.
      2 Halikov, Mongolı, Tatarı, Zolotaya Orda i Bulgariya, s. 9-10.
      3 a.e., s. 10.
      4 Ögel, “Tatar”, s. 51.
      5 Histoire des campagnes de Gengis Khan= Cheng-wou ts’in-tcheng lou, traduit et annote par
      Paul Pelliot et Louis Hambis, Leiden, 1951, s. 2, 3.
      6 Tatarı, s. 42.
      7 Tatar etnik olusumu (etnogenezi) konusunda üç görüs vardır: 1) Bulgar-Tatar Teorisi: Buna göre
      Tatar etnik yapısının esasını Bulgarlar teskil etmekteydi. Orta İdil ve Ön-Yayık sahasında VIII.
      yüzyıldan beri süre gelen bir etnik safha vardı. Aslında buralardaki Türk yerlesimleri M.Ö. VIII-
      VII. yüzyıllarda baslamıstı. Bu sahadaki simdiki Tatar etnik yapısı esasen İdil Bulgarları devrinde
      (X-XIII. yüzyıllarda) sekillenmisti. Bu süreç Altın Orda, Kazan Hanlığı ve Rus hâkimiyeti
      devirlerinde devam etmis ancak çok büyük dönüsümler olmamıstı. Cuci Ulusu’na dâhil olan İdil
      Bulgarları siyaset ve kültür bakımından ciddî oranda müstakildi. Bu devrede Altın Orda Devleti
      (1227-1502)’nin etnik ve siyasî sistemi ve kültürü bu sahadaki Bulgarlara mühim tesirler
      yapmıstı. Kazan Hanlığı devrinde (1438-1552) Bulgar (Bulgar-Kazan) etnik adı daha da baskın
      oldu ve 1920’lere kadar muhafaza edildi. Bu tarihten sonra ise Tatar milliyetçilerinin ve Sovyet
      Hükûmeti’nin baskısıyla etnik ad “Tatar” olarak değistirildi. Sibirya’da, Kırım’da, Polonya’da
      veya Litvanya’da Tatar olarak adlandırılan diğer toplulukların ise İdil-Yayık Tatarları ile
      doğrudan hiçbir bağları yoktu. 1920’lerin sartlarında husule gelen bu anlayıs dilin kademe
      kademe gelistiği ve millet tesekkülünün mahallî sartlar dâhilinde cereyan ettiği teorisiyle
      yoğrulmustur. 1940’ların ortaları geldiğinde Sovyet tarihçiliğinde ve dilciliğinde Tatar etnik
      tesekkülüne dair bu teori resmî hâle gelmistir. Bu teoriyi 1950’lerden itibaren isleyenlerden
      bazıları A. P. Smirnov, H. G. Gimadi, H. F. Kalinin, L. Z. Zalyay, G. V. Yusupov, T. A.
      Trofimova, A. H. Halikov, M. Z. Zekiyev, A. G. Karimullin, C. H. Alisev, F. T. Valeyev, N. A.
      Tomilov’dur; 2) Tatar-Moğol Teorisi: Tatar halkının Avrupa’ya yayıldığı zaman Kıpçaklarla
      karısan göçebe Tatarların kültür temelleri atılmıstı. Bu teoriye göre Kazan Tatarları tarihinde İdil
      Bulgarlarının önemi ve kültür katkıları pek yoktu ve Bulgariya zayıf bir devletti, sehir kültürü
      sekillenmemisti ve buradaki halk Müslümanlasana kadar geri kalmıslık içinde yasıyordu. Mahallî
      Bulgar nüfus Altın Orda devrinde yavas yavas eriyip yok olmustu veya kıyıda kösede eski
      dinlerini muhafaza edenler sehir kültürünü ve Kıpçak lehçesini getiren Müslümanlar
      kalabalıklastıkça onlara karısmıslardı. XX. yüzyılın baslarında N. İ. Asmarin ve V. F. Smolin
      gibileri tarafından ortaya atılan bu teorinin taraftarları Tatarlardan A. Z. Velidi Togan, R. R. Arat,
      M. İ. Ahmetzyanov ve daha sonraları R. G. Fahrutdinov; Çuvaslarda V. F. Kahovskiy, V. D.
      Dimitriyev, N. İ. Yegorov, M. R. Fedotov ve Baskırlarda N. A. Majitov’dur; 3) Türk-Tatar
      Teorisi: Tatar etnik adını Türk-Tatar köke bağlayan bu görüse göre Tatarlar Gök-Türk Devleti,
      Büyük Bulgariya ve Hazar Devleti içinde, Kıpçak-Kimak ve Tatar-Moğol etnik topluluklarıyla
      münâsebetlerde mühim bir rol oynamıslardı. Etnik tesekkül sürecinde temel unsur etnik suurun,
      dinin, devletin, edebî kültürün ve eğitim sisteminin kendine has bir surette belirmesiydi. Bu unsur
      Tatar etnik kimliğinin tesekkülünde İdil-Yayık sahasının belirleyiciliğinden daha köklüydü. Tatar
      etnik kimliği için Cuci Ulusu devri dönüm noktasıydı. Bu sırada dısarıdan gelen Tatarlar ile yerli
      Bulgar-Kıpçaklar yeni bir devlet, kültür ve edebî dil tesisine giristiler. Cuci Ulusu’nda ve Rus
      hâkimiyeti devrinde Tatarlar kendilerine has bir etnik ve dinî bir kimlik sekillendirdiler. XIX.
      yüzyılda millî hareketlerin hızlanmasıyla Tatar etnik kimliğinin kültür ve tarih birliğinin altı
      çizilmis ve Tatar ideolojisi (bu ideolojiyi tesis edenler Sehabeddin Mercani, İsmail Gaspıralı,
      Hadi Atlasi, Ayas İshaki’dir) sekillendirilmistir. Bu görüsün temsilcilerince kültür hareketleri
      sebebiyleİdil-Yayık Tatarları Rusya’daki Türk-Müslüman halkların merkezi olarak kabûl
      edilmistir. Kültür entegrasyonu neticesinde Tatar etnik kimliği ve “Tatar” etnik adı XX. yüzyılda
      yaygınlasmıstır. Bu teorinin bazı taraftarları G. Gubaydullin, A. Battal Taymas, Akdes Nimet
      Kurat, M. G. Safargaliyev, N. A. Baskakov, S. F. Muhamedyarov, R. G. Kuzeyev, Nadir Devlet,
      D. M. Đshakov, Yuli Samiloğlu, A. Kappeler, A. A. Rorlih, İ. L. İsmaylov’dur (bkz. Tatarı, s. 42-
      43).
      8 Bkz. V. S. Taskin, Materialı po İstorii Drevnih Koçevıh Narodov Gruppı Dunhu, Moskva, 1984,
      s. 47; V. A. Busakov, “Etnonim “Tatar” vo Vremeni i Prostransve”, s. 43.
      9 Tzu-chih T’ung-chien, Beijing, 1997, s. 7974 vd.; Bahaeddin Ögel, “Tatar”, s. 51-52.
      10 Histoire des campagnes de Gengis Khan= Cheng-wou ts’in-tcheng lou, traduit et annote par
      Paul Pelliot et Louis Hambis, s. 2, 3.
      11 T’ung Tien, Beijing, 2002, s. 5023.
      12 Wang Kuo-wei, Kuan-t’ang-chi-lin, II, Zhong-hua Shu-ju Yay., Beijing, 1959, s. 649’dan akt.
      Cevdet Gökalp, Göktürk Devletinin Kurulusundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar Altaylarda ve İç
      Moğolistan’da Kabileler, s. 85; K. A. Wittfogel-Feng Chia-sheng, History of Chinese Society
      Liao (907-1125), Philadelphia, 1949, s. 356.
      13 N. V. Kyuner, Kitayskiyİzvestiya o Narodah Yujnoy Sibiri, Tsentralnoy Azii i Dalnego
      Vostoka, Moskova, 1961, s. 10.
      14 V. Thomsen, Inscriptions de L’Orkhon Déchiffrées, Helsingfors, 1896, s. 140; L. Gumilev, Eski
      Türkler, s. 47.
      15 J. Marquart, Über das Volkstum der Komanen, s. 78.
      16 Ch’i T’ang, Moğol Sülalesi Devrinde Türk ve İslâm Dünyası ile Temasta Bulunan Sahsiyetler,
      s. 91.
      17 Sung Shu, Beijing, 1997, s. 2357; Wei Shu, s. 644, 653, 687.
      18 Meselâ Moğol tarihçi G. Suhbaatar bu fikirdedir; bkz. E. Avirmet, Kök Türk ve Uygur
      Çağındaki Moğol Asıllı Halkların Siyasi ve Kültürel Durumları, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü
      Yayınlanmamıs Doktora Tezi, Ankara, 2011, s. 20. Bu kaganla ilgili bazı Çin kayıtlarının Rusça
      tercümesi için bkz. N.Ya. Biçurin, Sobraniye Svedeniy o Narodah Obitavsih v Sredney Aziy v
      Drevneysiye Vremena, I, Almatı, 1998, s. 194-196.
      19 Paul Pelliot, “À Propos des Comans”, s. 145.
      20 Bernhard Karlgren, Analytic Dictionary of Chinese and Sino-Japanese, Paris, 1923, Nu: 952,
      967.
      21 E. G. Pulleyblank, Lexicon of Reconstructed Pronunciation in Early Middle Chinese, Late
      Middle Chinese, and Early Mandarin, Vancouver, 1991, s. 69, 301.
      22 Axel Schuessler, ABC Etymological Dictionary of Old Chinese, Honolulu, 2007, s. 202.
      23 ABC Etymological Dictionary, s. 490.

      24 T’o-pa Mao’dan veya Mo-tun’dan bes kusak sonra yâni yaklasık M.Ö. I. yüzyılın ortalarında,
      T’o-pa’ların basına geçen T’ui-yin devrinde Hunların bölündüğü (bkz. B. Ögel, Büyük Hun
      İmparatorluğu Tarihi, II, Ankara, 1981, s. 136 vd.) ve Hsien-pei’lerin güneye doğru indikleri
      (Selected Works of Peter A. Boodberg, s. 233-234’den akt. Holmgren, J. Holmgren, Annals of Tai
      Early T’o-pa History According to the First Chapter of the Wei-shu, Canberra, 1982, s. 19)
      görülmektedir.
      25 Wei Shu, Beijing, 1997, s. 2.
      26 220 yılından sonraki dönem kastedilmektedir.
      27 Juan-juanlar 蠕 蠕.
      28 Liang Shu, Beijing, 1997, s. 817.
      29 Tabgaçların ulu atası Li Wei kastedilmektedir.

      30 Wei Shu, s. 2289; Pei Shih, Beijing, 1997, s. 3249; T’ung Tien, s. 5378; T’ung Chih, Beijing,
      1982, s. 3203/b. T’ung Tien’de “T’o-palar kuzeydeki çorak topraklardaydı” ve hükümdarın adı da
      “Shen-yüan” yerine “Li-wei” seklinde geçer. T’ung Chih’da ise “onun efendisi” yerine doğrudan
      “Li-wei” kaydı vardır.
      31 Tabgaç Tai Devleti’nin (314-376) kurucusu I-lu’dur. Saltanat devresi 304-316 yıllarıdır; Wei
      Shu, s. 5.
      32 Tabgaç Pei Wei İmparatorluğu kastedilmektedir.
      33 İmparator T’ai-wu kastedilmektedir. Saltanat devresi 424-452 yıllarıdır.
      34 Wei Shu, s. 2289; Pei Shih, s. 3249; T’ung Tien, s. 5378. T’ung Tien’de “İmparator Mu” yerine“Tai Hükümdarı I-lu” ve “Shih-tsu” yerine “T’ai-wu” ifadesi geçmekte ve “He-t’u-lin kabilesi”geçmemektedir.
      35 Chin Shu, Beijing, 1997, s. 3130, 3132.
      36 Sung Shu, s. 2357.
      37 Nan Ch’i Shu, Beijing, 1997, s. 1023.
      38 Chou Shu, Beijing, 1997, s. 907.
      39 Sui Shu, Beijing, 1997, s. 1863.

      40 Sung Shu, s. 2357.
      41 Wei Shu, s. 653 ve 687.
      42 Wei Shu, s. 644.
      43 Kül Tigin, Doğu/4, 17; Güney/13.
      44 Oğuz Kağan Destanı, Nasr. W. Bang ve G. R. Rahmeti, İstanbul, 1936, s. 17.
      45 a.e, s. 40, not: 116.
      46 a.e, s. 27.
      47 Camiü’t-tevarih’de ^_`a olarak geçmektedir. Bkz. E. Blochet, Introduction A L’histoire Des
      Mongols de Fadlallah Rashid Ed-din, Leyden-London, 1910, s. 201, not. 8.
      48 Yüan Ch’ao Pi Shih, Haz. Shiratori Kurakichi, Tokyo, 1942, cilt 10, s. 2, 4.

      49 Ebü’l Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime, haz. M. Ergin, tarihsiz, s. 30, ; 31 bc ر`c Arap
      harfleriyle yazılmıs kısımda varak 9/a, satır 16. Ayrıca bkz. Ebulgazi Bahadır Han, Secere-i
      Terākime (Türkmenleri Soy kütüğü), (Haz., Z. Kargı Ölmez), Ankara, 1996, s. 237 vd.
      50 Chien Chiehhsien, “On The Romanization of Manchu Names in English Works”, Bulletin of
      The Institute of China Border Area Studies, no. 2, Taipei, 1971, s. 19.
      51 Ch’i T’ang, a.g.e., s. 91.
      52 Sercan M. Ahincanov, Kıpçaklar, Çev. Kürsat Yıldırım, İstanbul, 2009, s. 118-119.
      53 T’ung Tien, s. 5021.

      54 Wei Shu, s. 2289.
      55 “Büyük çöl” Mu-ku-lü’nün esir edilmeden önce yasadığı topraklar olmalıdır. Orhun
      Kitabelerindeki “Bökli Çölli” ifadesi de buna isaret etmektedir.
      56 Bu kabile hakkında Wei Shu, s. 2312’de su bilgiler yer almaktadır: “He-t’u-lin 紇 突 隣, He-hsi
      紇 奚 devrinin aynı kabilesidir; fakat her birinin beyleri ve ordu komutanları vardır. Tüm
      halklarını bir araya toplayıp sık sık I-hsin dağını (Çin’den Moğolistan’a giden tren yolunun İç
      Moğolistan’daki son durağı Erlianqota sehrinin güney doğusunda ve Sira Muren havzasındadır)
      yağmalarlar”. He-hsi 紇 奚 kabilesi Wei Shu cilt 113’de sayılan Tabgaç kabileleri arasında
      görünmektedir. Bkz. Wei Shu, s. 3013. Tabgaç imparatoru T’o-pa Kuei 390 yılında buralarda
      hâkimiyeti sağlamıstır.
      57 Wei Shu, s. 2289; Pei Shih, s. 3249; T’ung Tien, s. 5378.
      58 T’ung Tien, 5022.
      59 The Contemporary Chinese Dictionary, Beijing, 2002, s. 1860.
      60 Chin Shu, s. 2535.
      61 Sravnitelnıy Slovar Tunguso-Mançujurskih Yazıkov, cilt II, Leningrad, 1975, s. 160.

      62 Bu mesele üzerine yapılmıs son bir çalısma için bkz. Avirmet, a.g.e., s. 20 vd.
      63 Ming Shih, Beijing, 1997, s. 8463: “Ta-ta artık Moğol’dur”.
      64 Bu mesele için bkz. Kürsat Yıldırım, “Çin’in Bozkırlı Kavimlerle Mücadele Siyaseti ve
      Stratejisi: Juan-juan’lar Misâli (Milâdî III-VI. Yüzyıl)”, Türk Dünyası Arastırmaları Dergisi, 199,
      2012, s. 226-228.
      65 Shan Hai Jing Quan-yi, Modern Çinceye Çev., Yuan Ke, Guizhou, 1992, s. 204.
      66 Dikenli bir bitki türüdür.
      67 Sungari ırmağının alt akımlarında yer almaktaydı. 285 yılında burası Tabgaç Mu Jung Wei
      tarafından ele geçirildi. Ayrıntılar için bkz. Hou Han Shu, Beijing, 1997, s. 2810-2812.
      68 T’ung Tien, s. 5021.
      69 Hou Han Shu, s. 2812.

      70 T’ung Tien, s. 5022.
      71 T’ung Tien, s. 5023; Çin kaynaklarına dayanarak Türkler ve diğer bozkır halkları üzerinde
      çalısan ilk batılı tarihçilerden biri olan Deguignes eserinde benzer tespiti yapmıstı (M. Deguignes,
      Histoire Générale Des Huns, Des Turcs, Des Mogols et Des Autres Tartares Occidentaux, I,
      Paris, 1756, s. 208).
      72 Wei Shu, 2220.
      73 Bu konudaki özet bir tartısma için bkz. Hudud al-Alam, s. 448’deki hasiye; V. Minorsky,
      “Mongol Place-Names in Mukri Kurdistan”, Bulletin of the School of Oriental and African
      Studies, XIX, 1, London, 1957, s. 72-73; Pelliot da aynı görüstedir. Bkz. Duck-Chan Woo, Juanjuan’lar,Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamıs Doktora Tezi, Ankara,1995, s. 93.
      74 Ayrıntılar için bkz. Moğolların Gizli Tarihi, çev. A. Temir, Ankara, 1995, s. 40, 44, 48-53, 69,
      73, 81 vd.
      75İbrahim Kafesoğlu, “Türk Tarihinde Moğollar ve Cengiz Meselesi”, Tarih Dergisi, V, 8, 1953,
      s. 115.

      76 Kül Tigin Kitabesi, doğu/4; Bilge Kağan Kitabesi, doğu/5.
      77 Kül Tigin Kitabesi, doğu/8; Bilge Kağan Kitabesi, doğu/8.
      78 Kül Tigin Kitabesi, doğu/3; Bilge Kağan Kitabesi, kuzey/2.
      79 Tonyukuk Kitabesi, birinci tas, doğu/2.
      80 Kül Tigin Kitabesi, doğu/17; Bilge Kağan Kitabesi, doğu/15.
      81 G. J. Ramstedt, “Alte türkische und mongolische Titel”, Journal de la Société Finno-ougrienne,
      no. 55, Helsinki, 1951, s. 67-68.
      82 P. Olbricht, “Prolegomena zu einer Geschichte der Jou-jan”, Ural-Altaische Jahrbücher, XXVI,
      1-2, 1954, s. 94.
      83 Theophylactus Simocatta, Historiarum, Recognivit Immanuel Bekkerus, Bonnae, 1834, s. 283.
      84 Marquart, Über Das Volkstum der Komanen, s. 87.
      85 E. Chavannes, Batı Türkleri, Çev., M. Koç, İstanbul, 2007, s. 293.
      86 Marquart, Über Das Volkstum der Komanen, s. 88.

      87 Károly Czeglédy, Turan Kavimlerinin Göçü, Çev., Günay Karaağaç, İstanbul, 1999, s. 116.
      88 Duck-Chan Woo, Juan-juan’lar, s. 92-94.
      89 L. P. Potapov, “O Narode Bökliyskoy Stepi”, Tyurkologiçeskiye İssledovaniya, Moskva-
      Leningrad, 1963, s. 282-291.
      90 Masao Mori, ““Böklü”, “Büklü” Seklinde Transkripsiyon Edilen Kelime Üzerine”, VIII. Türk
      Tarih Kongresi, 11-25 Ekim 1976 Ankara Bildiri Özetleri, Ankara, 1976, s. 40-41.
      91 Osman Fikri Sertkaya, “Muss es Çölgi (A)zeri oder Çöl[l](ü)g iz(e)ri heissen?”, Journal of
      Turkish Studies, Cambridge, III, 1979, s. 292.
      92 Ağaç Eri adı Residüddin’in eserinde geçse de müellif adın kökenine değinmemistir.
      93 Soltansa Atanıyazov, Secere Ansiklopedik Türkmen Etnik Adları Sözlüğü, (Haz., Y. Karasoy-U.
      D. Asçı), Tablet Yay., Konya, 2005, s. 63-64.
      94 Divanü Lûgat-it-Türk, I, s. 138.
      95 Bkz. B. Y. Vladimirtsov, “Eski Türkçedeki Ötüken Yis Kelimesi Üzerine”, (Çev. R.
      Adzhumerova-E. Atmaca), Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, X, 1, s. 207-209. Ayrıca
      Ötüken’in dağ veya orman değil bir yer olduğu konusunda bir görüs için bkz. Osman Karatay,
      “Ötüken Yıs:Dağ, Orman, Ülke”, Omeljan Pritsak Armağanı, (Ed., M. Alpargu-Y. Öztürk),
      Sakarya, 2007, s. 131-139.

      KAYNAKLAR
      Ana Kaynaklar
      Han Shu, Beijing, 1997.
      Hou Han Shu, Beijing, 1997.
      Chin Shu, Beijing, 1997.
      Sung Shu, Beijing, 1997.
      Nan Ch’i Shu, Beijing, 1997.
      Liang Shu, Beijing, 1997.
      Wei Shu, Beijing, 1997.
      Chou Shu, Beijing, 1997.
      Sui Shu, Beijing, 1997.
      Pei Shih, Beijing, 1997.
      Ming Shih, Beijing, 1997.
      Tzu-chih T’ung-chien, Beijing, 1997.
      T’ung Tien, Beijing, 2002.
      T’ung Chih, Beijing, 1982.
      Shan Hai Jing Quan-yi, (Modern Çinceye Çev., Yuan Ke), Guizhou, 1992.
      Ebü’l Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime, (Haz., M. Ergin), tarihsiz.
      Ebulgazi Bahadır Han, Secere-i Terākime (Türkmenleri Soy kütüğü), (Haz., Z.
      Kargı Ölmez), Ankara, 1996.

      ERGİN, M., Orhun Abideleri, İstanbul, 2009.
      Histoire des campagnes de Gengis Khan=Cheng-wou ts’in-tcheng lou, traduit et
      annote par P. Pelliot-L Hambis, Leiden, 1951.
      Hudūd al-Ālam The Regions of the World, (Trans. and Expl. by V. Minorsky),
      London, 1937.
      Moğolların Gizli Tarihi, (Çev., A. Temir), Ankara, 1995.
      Oğuz Kağan Destanı, (Nasr., W. Bang ve G. R. Rahmeti),İstanbul, 1936
      TEKİN, T., Orhon Yazıtları, Ankara, 20104.
      Theophylactus Simocatta, Historiarum, Recognivit Immanuel Bekkerus,
      Bonnae, 1834.
      Yüan Ch’ao Pi Shih, Haz., K. Shiratori, Tokyo, 1942.
      Arastırma Eserleri
      AHİNCANOV, S. M., Kıpçaklar, (Çev., K. Yıldırım), İstanbul, 2009.
      ARSLANOVA, A., “K Voprosu ob Etnonime Tatarı”, Tatarica, I, 1997/1998,
      Kazan, 1997.
      ATANIYAZOV, S., Secere Ansiklopedik Türkmen Etnik Adları Sözlüğü, (Haz.,
      Y. Karasoy-U. D. Asçı), Tablet Yay., Konya, 2005.
      AVİRMET, E., Kök Türk ve Uygur Çağındaki Moğol Asıllı Halkların Siyasi ve
      Kültürel Durumları, (A.Ü., Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamıs Doktora
      Tezi), Ankara, 2011.
      BARTOLD, V. V., Soçineniya, V, Moskva, 1968.
      BECKWITH, C. I., İpek Yolu İmparatorlukları, (Çev., K. Yıldırım), Ankara,
      2011.
      BİÇURİN, N.Ya., Sobraniye Svedeniy o Narodah Obitavsih v Sredney Aziy v
      Drevneysiye Vremena, I-II, Almatı, 1998.
      BLOCHET, E., Introduction A L’histoire Des Mongols de Fadlallah Rashid Eddin,
      Leyden-London, 1910
      BUSAKOV, V. A., “Etnonim “Tatar” vo Vremeni i Prostransve”, Skvoz Veka
      Narodı Krıma, 2, Simferopol, 1996.
      CAFEROĞLU, A., Türk Kavimleri, İstanbul, 19882.

      Ch’i T’ang, Moğol Sülalesi Devrinde Türk ve İslâm Dünyası ile Temasta
      Bulunan Sahsiyetler, İstanbul, 1970.
      CHAVANNES, E., Batı Türkleri, (Çev. M. Koç), İstanbul, 2007.
      CHIEN, Chiehhsien, “On The Romanization of Manchu Names in English
      Works”, Bulletin of The Institute of China Border Area Studies, 2, Taipei, 1971.
      CLAUSON, G., An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century
      Turkish, Oxford, 1972.
      CZEGLÉDY, K., Turan Kavimlerinin Göçü, (Çev. G. Karaağaç), İstanbul,
      1999.
      DEGUIGNES, M., Histoire Générale Des Huns, Des Turcs, Des Mogols et Des
      Autres Tartares Occidentaux, I, Paris, 1756.
      GOLDEN, P. B., “Tatar”, EI, X, Leiden, 2000.
      GÖKALP, C., Göktürk Devletinin Kurulusundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar
      Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler, Ankara, 1973.
      GUMİLEV, L., “Dinlinskaya Problema”, İzvestiya VGO, 1, 1959.
      GUMİLEV, L., Eski Türkler, (Çev. D. A. Batur), İstanbul, 20045.
      GUMİLEV, L., “Kıpçaklar’ın Uzak Ataları Ting-lingler”, Avrasya’dan
      Makaleler-1, (Haz. ve Çev., D. A. Batur), İstanbul, 2006, s. 159-176.
      HALİKOV, A. H., Proishojdeniye Tatar Povoljya i Priuralya, Kazan, 1978.
      HALİKOV, A. H., Mongolı, Tatarı, Zolotaya Orda i Bulgariya, Kazan, 1994.
      HOLMGREN, J., Annals of Tai Early T’o-pa History According to the First
      Chapter of the Wei-shu, Canberra, 1982.
      İZGİ, Ö., “Tatar Adı Hakkında”, Emel, 147, Mart-Nisan 1985.
      JÄSCHKE, G., “Zur Geschichte des Namens “Tatar””, Resid Rahmeti Arat İçin,
      Ankara, 1966.
      KAFESOĞLU, İ., “Türk Tarihinde Moğollar ve Cengiz Meselesi”, Tarih
      Dergisi, V, 8, 1953, s. 105-136.
      KALKAN, M., “Türk-Moğol Kavimleri Arasında Tatarlar ve Mensei Meselesi”,
      Türk Kültürü, XXXIV/393, Ankara, 1996.
      KAMALOV, İ., “Tatar Adının Tarihçesi”, Avrasya Fatihi Tatarlar, (Haz. İ.
      Kamalov), İstanbul, 2007.

      KARATAY, O., “Ötüken Yıs:Dağ, Orman, Ülke”, Omeljan Pritsak Armağanı,
      Ed., M. Alpargu-Y. Öztürk, Sakarya, 2007, s. 131-139.
      KARİMULLİN, A., Tatarı: Etnos i Etnonim, Kazan, 1988.
      KARLGREN, B., Analytic Dictionary of Chinese and Sino-Japanese, Paris,
      1923.
      KLAPROTH, J., Asia Polyglotta, Paris, 1831.
      KOÇ, D., Rus Kaynaklarına Göre İlk Müslüman Türk Devleti İtil Bulgarları,
      (İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamıs Doktora
      Tezi), İstanbul, 2010.
      KYUNER, N. V., Kitayskiye İzvestiya o Narodah Yujnoy Sibiri, Tsentralnoy
      Azii i Dalnego Vostoka, Moskova, 1961.
      MARQUART, J., Über das Volkstum der Komanen, Berlin, 1914.
      MORI, M., “’Böklü’, ‘Büklü’ Seklinde Transkripsiyon Edilen Kelime Üzerine”,
      VIII. Türk Tarih Kongresi, 11-25 Ekim 1976 Ankara Bildiri Özetleri, Ankara,
      1976, s. 40-42.
      OLBRICHT, P., “Prolegomena zu einer Geschichte der Jou-jan”, Ural-
      Altaische Jahrbücher, XXVI, 1-2, 1954, s. 90-101.
      Ögel, B., “Tatar”, İA, XII/1, İstanbul, 1979.
      ÖGEL, B., Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, II, Ankara, 1981.
      PELLIOT, P., “À Propos des Comans”, Journal Asiatique, XV, 1920.
      POTAPOV, L. P., “O Narode Bökliyskoy Stepi”, Tyurkologiçeskiye
      İssledovaniya, Moskva-Leningrad, 1963.
      PULLEYBLANK, E. G., Lexicon of Reconstructed Pronunciation in Early
      Middle Chinese, Late Middle Chinese, and Early Mandarin, Vancouver, 1991.
      RAMSTEDT, G. J., “Alte türkische und mongolische Titel”, Journal de la
      Société Finno-ougrienne, no. 55, Helsinki, 1951.
      SCHUESSLER A., ABC Etymological Dictionary of Old Chinese, Honolulu,
      2007.
      SERTKAYA, O. F., “Muss es Çölgi (A)zeri oder Çöl[l](ü)g iz(e)ri heissen?”,
      Journal of Turkish Studies, Cambridge, III, 1979, s. 291-294.
      Sravnitelnıy Slovar Tunguso-Mançujurskih Yazıkov, II, Leningrad, 1975.

      TASKİN, V. S., Materialı po İstorii Drevnih Koçevıh Narodov Gruppı Dunhu,
      Moskva, 1984.
      Tatarı, (Ed., R. K. Urazmanova-S. V. Çesko), Moskva, 2001.
      TEMİR, A., “Tatar Sözünün Mensei Hakkında”, Kazan, III, İstanbul, 1971.
      The Contemporary Chinese Dictionary, Beijing, 2002.
      THOMSEN, V., Inscriptions de L’Orkhon Déchiffrées, Helsingfors, 1896
      TOGAN, A. Z. V., Umumî Türk Tarihine Giris, C. I, İstanbul, 1981.
      VLADİMİRTSOV, B. Y., “Eski Türkçedeki Ötüken Yis Kelimesi Üzerine”,
      (Çev. R. Adzhumerova-E. Atmaca), Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, X, 1.
      Wang Kuo-wei, Kuan-t’ang-chi-lin, II, Zhong-hua Shu-ju Yay., Beijing, 1959.
      WITTFOGEL, K. A.-Feng Chia-sheng, History of Chinese Society Liao (907-
      1125), Philadelphia, 1949.
      YILDIRIM, K., Türk Tarihi İçin Eski Çince Türkçe Sözlük, İstanbul, 2010.
      YILDIRIM, K., “Çin’in Bozkırlı Kavimlerle Mücadele Siyaseti ve Stratejisi:
      Juan-juan’lar Misâli (Milâdî III-VI. Yüzyıl)”, Türk Dünyası Arastırmaları
      Dergisi, 199, 2012, s. 226-228.
      YILDIRIM, K., “Erken Tabgaç (T’o-Pa) Tarihinin Ana Hatları (Wei Shu’nun
      İlk Bölümüne Göre)”, Turkish Studies, VII/3, 2012, s. 2711-2738.
      ZEKİYEV, M. Z., Türklerin ve Tatarların Kökeni, (Çev. D. A. Batur), İstanbul,
      2006

      • tatarr diyor ki:

        Ben simdi tataristan göçmeni mi oluyorum ? Aslında rus göçmeni diye biliyordum sadece tataristani bilmiyordum aslında o zamanlar zaten tataristan yoktu degil mi rusyanin guneyindemiydik sonra ne zaman goctuler neden goctuler bilmiyorum bi de goctulerse tataristani kim kurdu ne zaman kuruldu lutfen anlayacagim sekilde aciklarsaniz sevinirim

  17. Behzat Aktash diyor ki:

    tatarr adlı arkadaş, googlede “XIX. Yüzyılda İdil-Ural Bölgesinden Anadolu’ya Göçler / Dr. Arzu Kılınç Ocaklı” yazarak araştırma yaparsan, Tatarlar ve Anadoluya göçleri konusunda geniş bilgiye ulaşabilirsin.

  18. ahmet kucukkalfa diyor ki:

    Roux, Türklerin Tarihi kitabında 1 Mogol askerine karşı 7 Türk askeri oranını verir. Roux-Timur – (Milliyet yayınları) kitabında Cengiz Han’ın ogullarına paylastırdıgı Mogol Askeri sayısının toplam 129.000 oldugunu-Çağatay’a – Çağatay Hanlığının payına 4.000 asker düşdüğünü söyler.. Roux ve Rene Grousset:(Bozkır İmparatorluğu) aynı yaşam formunu paylaşan ve Gök Tanrı’ya inanan, Göçer-Evli çoban toplulukları ” Göğün Oğulları” olarak adlandırırlar. Moğollar olmasaydı-Selçuklular-ın izinden Fars dili ve kültürüyle yoğrulup farslaşacağımız kabul edilen bir bilgidir. 45-55. paraleler arasında en doğudan-en batıya hareket eden toplulukların ırki değil kültürel aidiyetleri vardır. Reşidettin’de böyle kabul ediyor. Kimse Batı veya Arap tesirinde kalıp-kardeşi kardeşten ayırmasın. Cengiz Soyu-(Roux’a göre) kendini Türk kabul etmiştir. KAY (Kayı!)-lar dahil….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: