ÇİN DEVLET HİZMETİNE GİREN GÖK-TÜRKLER

Sevgili okuyucularım, son yazımı yüksek soluklu iş tempomun yarattığı zamansızlık içerisinde yaklaşık 1 aydır yazamamanın mahcubiyeti içerisinde yazıyorum. Özürlerimi takdim ediyorum.

Aslında bu yazıyı, Yüksek Lisans yıllarımda büyük ölçüde Ahmet Taşağıl Hocamızın eserlerine dayanarak kaleme almıştım. Ufak düzeltmelerle ve de uzun süredir siyasi hadiseler üzerine görüş belirtmenin yanında biraz da tarihi hadiseler üzerine yazmanın gereğine inanarak beğeninize sunuyorum.

ÇİN DEVLET HİZMETİNE GİREN GÖK – TÜRKLER 

I. BÖLÜM 

  1. A.   Giriş 

Yaklaşık 200 yıllık bir dönemi kaplayan Gök – Türk tarihini incelediğimizde 630 – 681 yılları arasında olan Fetret devresinde birçok Türk beyinin Çin İmparatorlarının hizmetine girdiğini görürüz.

Lakin Çin hizmetine girme hadisesi bu 51 yıllık süreyi de aşar ve 608’lerden itibaren birçok Gök – Türk beyinin çoğu kez boylarıyla, Çin’e sığındığı ve büyük askeri – idari hizmetlerde bulunduğu görülür.

Çin sarayında önemli unvanlar alan ve çoğu kez Çinli prenseslerle evlendirilen bu Gök – Türk beyleri Çin kültürünün etkisi altında kalmaktan kurtulamamışlardır. Türk Beylerinin, Çinlilerin hizmetinde, kendi kardeşlerine karşı savaşçı olarak kullanılmaları tarihin bize ibret veren yönünü anlayabilmek için önemli bir örnektir.  Bu yazımız, değişmeyen, değiştiremediğimiz kötü özelliklerimiz hakkında bir özeleştiri niteliğini taşımaktadır.

Gök–Türk yönetici elitinin üzerindeki Çin etkisine en önemli örnek Doğu Gök–Türk Kağanı Ch’i – min’dir. Çin İmparatoru Yang’a büyük bir bağlılık gösteren Ch’i–min, 608 yılında Çinlileşmek arzusu ile faaliyetlerde bulundu. Aynı senenin Ağustos ayında Çin Sarayına giden Ch’i–min için Sui İmparatoru, Wan–Shou–Shu’da bir kale yaptırdı. Kalenin içinde bir ev inşa edilmişti. İçine Çin yatakları, perdeleri ve benzeri zengin eşya konulup burada ikamet eden Ch’i–min’in gözü bir nebze boyanmıştı.

Ch’i–min’in torunu Ssu–mo ise, bağlı hareketleriyle T’ang Hanedanı kurucusu Kao –  tsu ve sonraki imparator T’ai – Tsung’u memnun etmiş, birçok askeri ve idari görevi ifa ettikten sonra Kore’ye yakın Liao–Tung ile savaşırken yaralanmış ve T’ai-tsung onun kanını yalayarak onunla akraba olmuştu. Yarasından dolayı yaşamayan Ssu – mo’nun Chao–Ling’de T’ang Hanedanının mezarlığına defin edilmesi, Pai–Tao–Shan’da heykelinin dikilmesi ve Hua–chou’da yazıtının konması Çin Hanedanlarının Çinlileşen Türk Beylerine verdikleri önemi göstermektedir.

Bu ufak araştırmamızda inceleyeceğimiz gibi Çin hizmetine girip Çin etkisi altına giren Türk Beyleri, emirleri altına verilen Çin ordularıyla kendi soydaşlarına karşı savaşmaktan da geri durmamışlardır. Çoğu, T’ang Hanedanı mezarlığına, Chao – ling’e gömülen bu beylerin mezar taşları ve yazıtları ise kültür tarihimiz açısından ayrı bir öneme sahiptir ve incelenmesi gerekmektedir.

Gök – Türk Beylerine çekici gelen Çin malları ve yaşam tarzı, tarihi ve siyasi hadiselerin yönünü belirlemekte çok etkili olmuştur.

627 senesinde çok başarılı bir akınla atalarının bile ulaşamadığı yerlere varan ve birçok Çin ordusunun mağlup eden Doğu Gök – Türk Kağanı İl – Kağan’ın Çin İmparatoru T’ai–Tsung ile Wei Nehri üzerindeki köprüde barış yapmasının en önemli nedenlerinden biri de Çin elçilerinin verdiği göz kamaştırıcı hediyelerin Gök–Türk Beylerinin savaşma arzularını kırmasıydı.

Tabi ki aradaki etkileşim tek yönlü olmamıştır. Çin imparatorları Türk Beylerinin askeri kabiliyetlerine, savaş taktiklerine ve bozkır insanının doğasında bulunan erdemlere hayran olmuşlardır.

651 yılında Çin hâkimiyetine girmek istemeyen Gök – Türk Beylerine karşı yapılan seferlerde Orta Asya havalisine giren Çin ordusunun piyadelikten çıkarak süvari haline gelmesinde ve başarılar kazanmasında Çin hizmetine giren Türk Beylerinin yönlendirmesi kesindir.

Aslında incelediğimiz konunun diğer bir önemli noktası Çin hizmetine giren Türk Beylerinin tamamen Çinlileşmesine izin verilmemesi, özelliklerinin korunmaya çalışılıp, hanedana, bir Çinli prensesle evlendirilmek ya da yüksek unvanlar tevcih edilerek bağlatılıp askeri ve idari niteliklerinden faydalanılmasıdır. Ancak çoğu kez bu beylerle beraber gelen boyların asimile edilmesine her zaman çalışılmıştır.

Çalışmamızı daha iyi anlamak açısından Gök – Türklerin Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasının tarihini vermeyi gerekli gördük.  

B. Göktürklerin İkiye Ayrılması  

         535 tarihinden beri Juan – juanlara ferderatif olarak bağlı bulunan Bumin, daha sonra 552 yılında Juan – juanları yenilgiye uğratıp ortandan kaldırdıktan sonra Göktürk Devletini kurmuş ve devletin batı kanadına da kardeşi İstemi’yi “Yabgu” unvanıyla atamış, kendisini de “İl Kağan” ilan ederek Kağan olarak devletin doğu kısmında tahta geçmişti. Böylece Göktürk Devleti kurulmuştu.

Bumin aynı yıl (552) ölünce önce yerine oğlu Ko –lo geçmiş, ancak Ko –lo’nun da kısa sürede ölümü üzerine onun yerine Bumin’in diğer oğlu Mu – kan geçmişti(553 – 572).

Devlete en haşmetli çağını yaşatan Mu – kan, 572 yılında öldü.[1]  

Mu-kan’ın yerine kardeşi T’a-po geçti (572–581). Kudretli hakanlığın yeni hükümdarı, kendini kutlamak üzere 100 bin top ipek hediye eden Chou imparatoru ile yine tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren Ts’i (Çh’i) imparatoruna “Oğullarım” diye hitap ediyordu. Bu, bütün Kuzey Çin’in Türk himayesine alındığını göstermekte idi. Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, Doğu’suna, kardeşi K’o-lo’nun oğlu Şe-tu’yu (İşbara), Batı’sına da küçük kardeşi Jo-tan’ı “kağan” (küçük kağan) unvanları ile tayin eden T’a-po, bir Ts’i prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca, Türk topluluğu için zararlı cihetleri, önceki devirlerde, ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, Budist misyonerlerin telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı”. Gök-Türk haşmeti, zevale yüz tutmuş gibi idi.[2] T’a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Ts’iler, 577’de Chou hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Ts’i prensini “Çin kağanı” ilan etti. Cho-ularla arasının açılmasına sebep olan bu durum karşısında, kalabalık bir ordu ile Pekin bölgesine ilerleyen T’a-po, kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdarı, “Çin kağanı” Ts’i prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması, millet nazarında hakanın itibarını büsbütün sarstı. Göktürk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda, diğer bir hadise de İstemi’nin ölümü oldu (576).

Resmî unvanı “yabgu” olması gereken fakat ihtimal, Türk “il”inde bir budunun (sonraki “On-ok” budunu; buradaki “on büyük başbuğ” ona bağlanmıştı) başında olduğu için kitabelerde ve bir Bizans kaynağında “kağan” diye zikredilen bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şad’ın sözlerinden öğreniyoruz. Onu sinirlendiren hususlardan biri de, ölen “ata”sının yas günlerinde Türklerin, Bizans elçileri tarafından rahatsız edilmeleri idi. Yol hatırası, Göktürk hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından mühim olan elçi Valentinos’a hitaben yapılan ve Bizans’ı suçlayan bu konuşma, ayrıca Türk fütuhatının hem şeklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle de değer taşımaktadır: “Ben, esirlerimiz olan Uar-Huni’lerin hangi yoldan Bizans’a gittiklerini biliyorum. Dinyeper’in, Meriç’in nerede olduğunu, Tuna’nın nereye aktığını da biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar, ülkeler bize diz çökmüştür. Bize karşı gelmek cesaretini gösteren Alanları, On-Ogurları görüyorsunuz. Roma’ya da geleceğiz.”[3] Göktürk sınırlarının Kafkasya’nın kuzeyine ulaştığını ortaya koyan bu sözlerle Bizans da açıkça tehdit edilmekte idi. Ancak Türk-şad latife yapmadığını gösterdi. Kırım’da Bizans’a ait ünlü Kerç (Bosporos) kalesi, Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği zaman, Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576). Bu, Göktürk hakanlığının, Mançurya sınırlarından Karadeniz’e kadar uzanarak, genişliğinin son noktasına ulaştığı tarihtir.[4]

İstemi’den sonra yerine geçen oğlu Tardu (576-603), cesareti ve savaşçılığı ile babasına benzemekte idi ise de, siyasî ihtirası yüzünden, T’a-po zamanında açılmış olan ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlık doğu kanadının kendine verilmemiş olmasından küskün olan Ta-lo-pien’in (Mu-kan’ın oğlu) Tardu’nun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta aday göstermemiş idi, çünkü annesi asîl (yani Türk soyundan) değildi. Hakan T’a-po da 581’de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını istediği halde, Devlet Meclisi (Toy) bunu kabul etmemiş ve sonunda K’o-lo’nun oğlu İşbara (Çince’de, Şa-po-lüe) hakanlığa getirilmiştir.

Çin, Göktürkler arasındaki bu anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien, Batı Yabgusu Tardu’nun yanında, Doğu’daki yeni hakan ile mücadeleye giriştiği sırada, İşbara da o tarihte, Chou’lar’ın yerine iktidara gelen Sui hanedanı’ndan (581–618) kendi ailesinin intikamını almak isteyen karısı, Chou prensesi Ts’ien-kin’in telkinlerine kapılarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor; Sui imparatoru Wen-ti (Yang Chien,  581–604) de eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşan ve dostluk ilişkileri çerçevesinde imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü, Çin’den uzaklaştırıyordu.[5] Buna karşı Işbara’nın, ordusu ile Çin’e girmesi, Çin entrikasının kesifleşmesine yol açtı. Wen-ti, yabgu Tardu’ya altın kurt başlı bir sancak göndererek, onu Göktürk hakanı olarak tanıdığını bildirdi. İhtirası alevlenen Tardu, Çin’e karşı ortak hareket teklif eden İşbara’nın isteğini önce reddetti ve İşbara, Göktürkleri gayet iyi tanıdığı anlaşılan diplomat-General Ç’ang-sun Şeng ile mücadele etmek ve bu Çinlinin Türk kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu, hakanlığın Doğu kanadının yüksek hâkimiyetini tanımadığını ilan etti (582). Böylece, 350 yıldan beri ilk defa Çin’de siyasî birliği kurarak sonraki kudretli T’ang sülalesine siyasî yönden basamak vazifesini görmüş olan Sui sülalesi iktidarının başladığı yıllarda, Göktürk hakanlığı, resmen ikiye bölünmüş oldu. 

a. Doğu Göktürkler 

            Doğu’da zor şartlar altında, hakan İşbara, dengeyi büsbütün kaybetti. Ordu mensupları arasında, kendisi ile mücadeleye devam eden Ta-lo-pien’e bağlı olduklarını zannettiği yüksek rütbeli kumandanları vazifeden uzaklaştırmağa, hatta cezalandırmağa başladı. Neticede bu askerlerle, prenslerden bazıları Çin’den yardım istemek zorunda kaldılar. Etrafında korku ve nefret uyandıran İşbara da, kendi gücünden çok şey kaybettiğini ve Tardu – Ta-lo-pien ikilisinin tehdidi altına girdiğini esefle gördüğü için bizzat, Sui hükümdarına müracaat ile askerî destek ve barış dileğinde bulundu. Teklifi sevinçle kabul eden Wen-ti’nin derhal yolladığı heyetin başında diplomat Yü K’ing-tsî ile birlikte yine Ç’ang-sun Şeng bulunuyordu. Başkentte Hatun’un ve diğer Türk ileri gelenlerinin önünde bu iki Çinli, İşbara’ya hakaret edecek kadar ileri gittiler ve “Çin imparatorunun oğlu” olduğunu kabul eden hakanı, “Ç’en” (bende, kul) ilan ettikten sonra memleketlerine döndüler. Doğu hakanlığı, Çin himayesine girmişti. Durumu kendi çıkarına kıyasıya sömürmeyi tasarladığı anlaşılan Çin, Türkleri büsbütün yozlaştırmak maksadı ile, halkını Çince konuşturmağa, Çinliler gibi giyinmeğe, Çin adetlerini kabule teşvik ve mecbur etmesi için İşbara üzerinde zorlu baskısını artırdı. Hakan, imparatora gönderdiği 585 tarihli mektupta bu talepleri şöyle cevaplandırmakta idi: “Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, dalgalanan saçlarımızı sizinkine benzetemem, halkıma Çinli elbisesi giydiremem, Çin adetlerini alamam. İmkân yoktur, çünkü bu bakımlardan milletim fevkalade hassastır, adeta çarpan tek bir kalp gibidir.” Ve ilave ediyordu: “Sui imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadığı gibi, yerde de iki hükümdar olmamalıdır” vb.[6]

Gök-Türk hakanlığının parçalandığı, tâbi kütlelerin ayaklandığı, Türklerin Çin’e ilticaya başladıkları, Türk hükümdar ailesi mensuplarının birbirine düştüğü bu karışıklıkta, İşbara öldü (587). Yerine geçen kardeşi Ç’u-lo-hou (=Ye-hu Kagan) ve arkasından Toy (Devlet Meclisi) tarafından hakan ilan edilen Tulan (588–600) zamanlarında durum düzelmedi. Meşhur Ç’ang-sun Şeng, Gök-Türk hakanlığını iyice çökertme yollarını gösteren raporlar hazırlayarak imparatoruna takdim ediyor, elçi olarak geldiği Ötüken’de türlü entrikalarla Türk hanedan üyelerini karşı karşıya getiriyordu. En büyük yardımcısı da, önce T’a-po’nun, sonra İşbara’nın ve nihayet, Tulan’ın öldürülmesinden sonra, Çin’in muvafakati ile tahta çıkarılan, Ye-hu’nun oğlu, K’i-min (= T’u-li, 600–609) hakanın karısı olan, Çinli prenses Ts’ien-kin idi. K’i-min, bu defa, Doğu hakanlığını kendi idaresine almağa çalışan Tardu’ya karşı kullanılmakta idi. Bu K’i-min de imparator Yang-ti’ye, 607’de, gönderdiği bir mektupta “Haşmetpenah’ın aciz bir bendesi” olduğunu, hatta vaktiyle İşbara’nın bile reddettiği “Türk kavmini Çinliler gibi yapmağa -giyim, adet ve dilde Çinlileştirme- hazır bulunduğunu” yazabiliyordu. Ancak, ölümünden sonra yerine geçen oğlu Şi-pi (Shih-pi, 609–619), Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir Çinli prenses ile evlenmekle beraber bunu, Çin’in, Gök-Türk iç işlerine karışmasını önleyen bir paravana olarak kullandı. 5–6 yıl içinde, Doğu Hakanlığı topraklarındaki dağınıklığı giderdi; batıda Tibet’e ve doğuda Amur nehrine kadar tekrar itaat altına aldı (615). Durumdan telaşa düşen Sui imparatoru, Türk hanedan üyeleri arasında anlaşmazlık çıkarmağa dayanan değişmez Çin planını, yeniden uygulamaya koydu: Bu defa yol göstericisi, hususî entrika raporları hazırlayan ve Batı Asya için yazdığı eserler, başlıca kaynaklardan sayılan Çin devlet ve “sömürge” adamı P’ei-chü idi. Hakanın küçük kardeşi Ç’i-ki şad’a “hakanlık” teklif edildi. Fakat milletin perişanlığını ve Çin tahakkümünün rezaletlerini gören bu genç, hem teklifi, hem kendisine vaad edilen Çinli prensesi reddetti. Çinliler başka bir yol denediler: Gök-Türk nazırlarından (bakan) birini pusuya düşürerek öldürdükten sonra, Hakan’a, onun muhalefet maksadı ile kendilerine müracaat ettiğini, fakat “aradaki dostluktan” dolayı onun ortadan kaldırılmasını uygun bulduklarını bildirdiler. Gaye, Hakan Şi-pi ile Gök-Türk büyüklerinin arasını açmaktı. Hakan bu oyuna da gelmedi. Gök-Türk nazırının öldürülmesi hadisesinin, Çin-Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık haracı kesti, savaşa hazırlandı. Planı, Çin’in kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış olan imparator Yang-ti’yi baskınla yakalamaktı. Fakat teşebbüs, hakanın Ötüken’de bulunan zevcesi Çinli prenses İ-ç’eng tarafından gizlice Çin’e bildirildiği için süratle geri dönmeğe çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri tarafından Şan-si’de Yen-men (bu-gün Tai-hien) mevkiinde kuşatıldı. Üzüntüsünden ağladığı rivayet edilen imparatorun imdadına, yine aynı prenses yetişti: Gök-Türk ülkesinde büyük bir isyan çıktığı söylentisini yayarak, Türk ordusunun geri çekilmesini sağladı (615).[7]

Yang-ti’nin son, itibar düşürücü durumu, Çin’de karışıklıklara yol açtı ve ona karşı muhalefet gittikçe arttı. Bu defa da Çin ileri gelenlerinin Gök-Türklere sığınmalarına şahit olunuyor ve Şi-pi hakan Çinlilerin siyasetini kendilerine karşı tekrarlıyordu. Çin sarayını yağmalayarak, aldığı kıymetli eşyayı Gök-Türk hakanına sunan mülteci Liang Shi-tu’yu, Şi-pi “Çin kağanı” ilan ederek (617), kendisine bir kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-Chou adlı diğer bir kumandanı da “Batı Çin kağanı” yaparak, Sui’lere karşı sefere çıkardı. Şi-pi’nin siyasî faaliyetleri arasında, tarihî bakımdan en ehemmiyetlisi Çin umumî valilerinden Li Yüan’ı himayesine alıp desteklemesidir ki, anlaşma gereğince, Türk ordularının yardımı ile Sui’leri iktidardan uzaklaştırarak başkent Ç’ang-an’daki imparatorluk servetini hakana takdim eden, ayrıca 30 bin top ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etmiş olan Li Yüan, Çin’de 300 yıl kadar hüküm süren ünlü T’ang sülalesini (618–906) kurmuş ve kendisi imparator olarak Kao-tsu (618-626) unvanını almıştır.

Şi-pi’den sonra hakan Ç’u-lo (619–621) kardeşinin sert siyasetini takip ediyor ve Hakanlığa karşı tutumu kısa zamanda değişen T’ang imparatoruna karşı Sui sülalesini canlandırmağa kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli prenses İ-ç’eng tarafından zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kie-li (621–630), kifayetli bir adam değildi. Hain prenses İ-ç’eng ile evlenmiş, ağır dille yazdığı mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi. Plansız, taktiksiz, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir-iki defa mağlup oldu. Tutumu, millette emniyetsizlik uyandırdı. Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar ayaklandılar (627). Tarduş başbuğu İ-nan’ın darbeleri yıkıcı olmuştu. Vaktiyle Türk himayesine sığınmış olan birçok Çinli, Tang imparatorundan af dileyerek memleketine dönüyor, K’i-tanlar ve başka kavimler, Çin ile temaslar arıyor ve sınır bölgelerinde Çin’e bağlanıyorlardı. İmparator T’ai-tsung (627–649, Li Yüan’ın oğlu) Türklere vuracağı darbe için vaziyetin olgunlaşmasını bekliyordu. Hakan, kuşattığı bir şehir önünde mağlup olarak çekilirken yakalandı, muhafaza altında Çin başkentine gönderildi (630).

Tai-tsung’un kendini “Türklerin Gök Kağanı” ilan ettiği 630 senesi, Doğu Gök-Türk istiklâlinin sonu kabul edilmiştir. Hakanlığa bağlı kabileler ve yabancı topluluklar dağılıyor, Gök-Türk prensleri, etraflarına kuvvet toplayabilecek kimseler olmadıklarından, herkes başının çaresine bakıyor, bazı gruplar Çin’e sığınıyorlardı. Gerçi başta Aşına ailesinden “kağan”lar vardı, fakat bunlar artık Çin sarayının emrinde, oraya sadakat ziyaretleri yapan, hediyeler sunan, imparatorlardan türlü unvanlar alan birer kukla idiler.[8] Gök-Türklerin acıklı durumunu; Çin sarayında imparator huzurunda Türklere karşı ne yapılabileceği hususunda, cereyan eden münakaşalardan anlamak mümkündür. Neticede Kuzeybatı Çin’de (Ordos) Sed boyunda “6 Eyalet” bölgesine Türklerin yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu suretle, belki Türklerin Çinlileşeceği umuluyordu. Fakat 680’e kadar geçen 50 yıl devamınca Türk milleti kendini unutmadı, dilini, örf ve âdetlerini korudu, tarihinin şanlı hatıralarını ruhunda yaşattı. Bu arada ufak çapta baş kaldırmalar oluyordu: Mesela Aşına ailesinden bir prensin, Altaylarda Türk hakanlığını ihyaya çalışması (646-649), yine Gök-Türk hükümdarları soyundan Tu-çi’nin On-ok’ların başında “kağan” ilan edilerek (676-678) Çin’e karşı Tibetlilerle ittifak etmesi. Çinliler tarafından şiddetle bastırılan bu hareketler arasında en çok hayret uyandıranı, 639 yılında Kür-şad’ın ihtilal teşebbüsüdür. T’ang imparatorunun saray muhafız kıtasında vazife gören Gök-Türk prensi (588’de savaş meydanında ölen Hakan Ye-hu’nun küçük oğlu) Kür-şad (Çince’de: Kie-şe), Türk devletini ihya etmek için, 39 arkadaşı ile bir gizli cemiyet kurmuş ve önce, bazı geceler tek başına şehirde dolaşan imparator Tai-tsung’u yakalamağa karar vermişti. Fakat planın uygulanacağı gece ansızın patlayan fırtına yüzünden, imparator saraydan çıkmadı. Kararın geciktirilmesini sakıncalı gören Kür-şad ve arkadaşları, bu defa doğruca saraya yürüdüler. 40 Türk, sarayı ele geçirip başkente hakim olmayı düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız telef edildi ise de dışarıdan sevk edilen ordu ile başa çıkılamadı. Şehir yakınındaki Wei ırmağına doğru çekilen Kür-şad ve arkadaşları, yakalanarak öldürüldüler.[9]

b. Batı Göktürkler 

582 yılında, hakanlığın doğu kanadı ile resmen ilgisini kesen Tardu, her iki tarafı kendi idaresinde birleştirmek için gayret sarf ediyordu. Doğu hakanlığına baskı yapan Çin’in, Tulan hakana karşı, kardeşi T’u-li’yi (K’i-min) tutarak iki kardeşi çarpıştırması üzerine Tardu, Çin’e yürüdü. Kuzey Çin’de ilerlerken, general – diplomat Ç’ang-sun Şeng’in oyununa kurban oldu. Bu Çinli, Türk ordusunun geçeceği yollardaki suları, kuyuları, pınarları gizlice zehirletmişti. Tardu, böyle bir şeyin de yapılabileceğini hatırına getirmediği için zayiat ve ağır at telefatı verdi, çekilmek zorunda kaldı (600). Bu tarihe kadar Tardu Kağan, batıda büyük başarılar kazanmış, Hoten bölgesini hakanlığa bağlamış, şehinşah Ormuzd IV “Türk-zade” (579–590) zamanında, Bizans-Sasanî savaşlarında, İran işlerine müdahale etmişti. Bir Türk başbuğu (“Hazar yabgusu”?) Derbend’i kuşatırken, diğer Gök-Türk ordusu Herat, Badgîs havalisine girmişti (588–9). Bu orduyu durduran ünlü Sasanî kumandanı Bahram Çüpîn’in isyan ederek Ormuzd’u tahttan indirip onun oğlu Husrev Pervîz’i çıkarması, fakat bunun da kaçması üzerine, Bahram’ın kendini “Şehinşah” ilan etmesi, Sasanî imparatorluğunu karıştırmış, Bizans’ın müdahalesi ile mağlup edilen Bahram, sonunda hakana sığınmıştı. Böylece Tardu’nun, bir yandan, kısa müddet için de olsa, her iki Türk hakanlığını kendi idaresinde birleştirmesi (598’e doğru), aynı zamanda İran üzerinde nüfuzlu bir durum kazanması, onun, 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios’a gönderdiği mektubun başlığında ifadesini bulmuş görünmektedir: “Dünyanın yedi ırkının büyük başbuğu ve yedi ikliminin hükümdarı Hakan’dan Roma imparatoruna..”. Çin kaynaklarına göre de, bu tarihte Tardu, Ötüken, Kuzeybatı Moğolistan, Aral gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv’e kadar Horasan sahaları üzerinde hakim bulunmakta ve ulu hakan olarak “Bilge Kağan” unvanını taşımakta idi.

Fakat Tardu, Gök-Türk birliğini gerçekleştirmek için, Çin’in desteğindeki Doğu hakanları Tu-lan ve K’i-min ile mücadeleleri dolayısıyla, çok şiddetli davranmış ve buna, şüphesiz Çin’in aleyhte propagandası eklenmişti. Neticede başta Töles’ler olmak üzere bazı Türk boyları ve yabancılar ayaklandılar. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve mücadeleyi sürdürdüğü Kuku-nor havalisinde Moğol Tü-yü-hun’lar arasında kayıplara karıştı (603).

Tardu’nun sahneden çekilmesinden sonra, memlekette isyancıların sayısı arttı, nizam bozuldu. Doğu hakanlığında yeni bir kudret olarak beliren Şi-pi Kağan’a karşı, Tardu’nun torunu Ho-sa-na (=Ç’u-lo Kağan) Sui’lerle işbirliğine kalktığı ve hatta ülkesini bırakarak Çin sarayında yaşamayı tercih ettiği için, Şi-pi tarafından Çinlilerden teslim alınarak öldürüldü (619). Devlet Meclisi’nin hakan ilan ettiği, Tardu soyundan, Şi-koei zamanında durum düzelmeğe başladı. Fakat asıl huzur, Tardu’nun küçük torunu olan T’ong-Yabgu (Yabgu Kağan) devrinde (618-630) görüldü. Çin kaynağı T’ang-shu’ya göre “akıllı ve cesur” olan bu hakan, “mahir bir savaşçı ve seçkin bir taktikçi” idi.[10] Orhun, Tola ırmakları ile Aral gölü – Kafkaslar arasına yayılmış bulunan Tölesleri kendine bağlamış, İranlıları mağlup etmiş, güneyde Gandahar’a kadar ilerlemişti. Ordusu, birkaç yüz bin “iyi yay kullanan” süvariden kurulu idi. Merkezi Talas şehrinin (bugün Evliya-ata) 75 km kadar güneydoğusundaki ünlü Bin-vul (Bin-bulak = bin pınar) mevkiinde idi. T’an-shu’ya göre, “O zamana kadar batıda onun derecesinde kuvvetli olanı görülmemişti. Çin ile dostane ilişkiler kurmuş olan T’ong-Yabgu çağında Hindistan’a gitmek üzere Gök-Türk imparatorluğunu bir baştan bir başa geçerek yollar, şehirler, dinî ve kültürel hayat hakkında çok ilgi çekici bilgi veren Çinli Budist rahip Hıuen-tsang, T’ong-Yabgu’yu da ziyaret etmiştir.

Gök-Türk imparatorluğunun parlak bir devir yaşadığı bu yıllarda, Nu-şi-piler ve Karluklar isyan ettiler. Bunları, kendi mevkiini tehlikede zanneden Doğu hakanı Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. T’ong-Yabgu’nun, hakanlığın batı kanadı To-lular eliği olan amcası ile mücadelede ölmesi (630), ülkeyi karıştırdı. Nu-şi-pi boyları, önce kendileri ayrı bir hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de, sonra Tong-Yabgu’nun oğlu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Töleslerin ayaklanması, devletin Çin’e bağlanmasında birinci derecede etkili oldu.

630 senesi, Gök-Türk tarihinin karanlık yılıdır. Doğu hakanlığı bu sene Çin’e boyun eğmişti. Batı hakanlığı da aynı tarihte aynı akıbete uğradı. Bundan sonra da Aşına soyundan bir sürü “kağan”, bazen aynı zamanda birkaç “kağan” Batı Göktürk gruplarının başında görülüyorsa da, bunlar artık Çin’in birer memuru durumunda idiler. Bir aralık, başta Türgişler ve Karluklar olmak üzere diğer Türk boylarının desteğinde şiddetli mücadelelere girişen hakan Ho-lu’nun (653–659) büyük gayretlerine rağmen, Batı Gök-Türk arazisinin Çin kontrolüne girmesi 658’de tamamlandı. Çin imparatorları, oradaki Türgiş hakanlığı zamanında bile, çoğu ismen olmak üzere, On-oklara “kağan” tayin etmeğe devam ettiler.[11]  

II. BÖLÜM 

A. Çin Devlet Hizmetine Giren Göktürkler 

            1. Shih – ta – nai:

            Aslında Batı Göktürklerden bir Tegin olan Shih – ta – nai, 611 yılında Kağan Ch’u – lo’nun Sui hanedanına sığınışı sırasında Çin’e geldi ve İmparator Yang’ın hizmetine girdi. Liao ile yapılan savaşlarda büyük başarılar gösterdiği için kendisine “Chin – tsu – kuang – lu – tai – fu” unvanı verildi. Sonradan boyu bölünerek Lu – kung’da yerleştirildi. T’ang hanedanının kurucusu T’ai – yüan’de ilk isyana başladığı zaman Shih – ta – nai, ona destek verdi. Sang – Hsien – ho isimli bir Sui kumandanı T’ang hanedanı kurucusu Kao – Tsu’yu kuşatmıştı. Bu sırada Shih – ta – nai, kuşatanlara arkadan saldırıp Çin tarihinin en büyük devleti olarak gösterilen T’anglar’ın kurucusunu kurtardı. Bu yardımından ötürü Ch’ang – an ele geçirilince kendisine beş bin top ipek sunulup Shih soyadı bağışlandı. Sonradan Sağ Muhafızları generalliğine terfi ettirildi. Öldükten sonra Hung – chou askeri valiliği ünvanı tevcih edildi.[12]

            2. A – shih – na She – er:

         Doğu Göktürk kağanı Ch’u – lo (619 – 621)’ nun oğlu olan A – Shih – na she – er’in daha 11 yaşında iken bilgili ve cesur olduğunu Çinliler duymuştu. Gobi Çölü’nün Kuzeyinde T’ou Şad ünvanıyla idarecilik yaptığı sırada Yü – Ku Şad ile Töleslerin, Uygur, P’u – ku(Bugu), Tongra gibi boylarını idare ediyordu. On yıl iyi idare ettikten sonra kendisine çok vergi sunulduğunda “boyların zenginliği benim zenginliğim sayılır” diyerek kabul etmeyince idare ettiğin boy beylerinin hepsi ona hayran olmuşlardı. İl Kağan birkaç sefer onun askerlerini kullanmak istediğinde reddetmiş ve göndermemişti.[13]

            627 yılında Töles boyları isyan ettikleri zaman Yü – Ku Şad’ı Ma – la Dağında mağlup ettiler. She – er ona yardın ettiyse de kazanamadı. Ertesi yıl batıda kağan, Fu – tu Kalesine sığınmak zorunda kaldı. İl Kağan’ın idaresi yıkılmıştı. Batı Göktürk Kağanı T’ung Yabgu da ölmüştü. Hsi – li – pi Tou – lu Kağan, Ni – Shu ile ülkede hâkim olmak için mücadele ediyorlardı. She – er, askerlerini toplayıp ona ani bir baskın düzenledi ve ülkesinin yarısını ele geçirdi. Yüz binden fazla halka sahip olurken kendisini de Tu – pu kağan ilan etti.

            She – er kendisini dah önce mağlup olduğu Sir – Tarduşlara karşı kin besliyordu. Boylarını savaşa davet ederek onlarla çarpışması gerektiğini, önceki kağana yapılanları unutmadığını söyledi. Aksi halde vefasızlık olacağını düşünüyordu. Ona bağlı boyların reisleri de kendilerinin daha yeni batıya geldiklerini, sürekli bir yerde kalmaları gerektiğini, Sir – Tarduşların uzakta olduklarını, diğer taraftan batıda T’ung Yabgu ve oğullarının tekrar ülkelerini yükselteceklerini ileri sürdüler. Onlara kızan She – er elli bin süvari seçerek Sir – Tarduşlara hücum etti. Yaklaşık yüz gün süren savaşta mağlup olup askerleri dağıldı. Sir – Tarduşlar ani bir baskınla onu bozguna uğratınca Kao – C’hang’a sığındığında hala on bin kişiye sahip idi. Batı Göktürklerinde de iç mücadeleler neticesinde huzurlarının kalmadığını görünce kendisine bağlı halkıyla gidip Çin’e itaat etti.

            637 yılında Çin sarayına geldiğinde kendisine Sol Muhafızlar generalliği unvanı tevcih edildi. Onunla gelen boyu ise Ling – Chou’da yerleştirilmiş, Çin’in içlerine sokulmamıştı. İmparator, onu Heng – yang – chang prenses ile evlendirildi. Arkasından at işlerinde sorumlu oldu ve muhafızları idare ediyordu. Kao – Ch’ang’ı daha önceden tanımasından dolayı 640 yılında Chiao – ho harekât ordusu başkumandanı sıfatıyla adı geçen bölgeyi tekrar Çin’e bağladı. İmparator T’ai – Tsung onun başarılarından dolayı Kao – Ch’ang’ın değerli kılıçlarından ve bin top muhtelif ipekli kumaşlardan sunuldu. Bundan sonra başkentin kuzey kapısındaki askeri kışlaların teftişi emredildi. Ayrıca, Pi – Kuo memurluğuna tayin edilmişti. Liao ile yapılan savaş sırasında mızrakla yaralanmasına rağmen yine de ileri atılıp çarpıştı. Dönüşünde bu hizmetinden ötürü Hung – lu – ch’ing’liğe getirildi. 648 yılında Kuca üzerine düzenlenen büyük sefere başkumandan olarak tayin edildiğinde emrine beş Çinli general verildi. Bunun yanında beş Töles boyu ve on bin Göktürk süvarisine kumanda ediyordu. Kuca’yı Çin’e itaat ettirdikten sonra Batı Göktükler, Ch’u – yüe ve Ch’u – milere de saldırıp onlara karşı da galip geldi.[14]

            Karaşar’ın batısına gelindiğinde askerler ilerlemek istemiyorlardı. Diğere taraftan Kuca’lılar korkmuştu. Buna rağmen çöllük, taşlık bir alanda mevzilendi. Hami bölgesi valisi Han – wei süvarileriyle önce ilerledi. Ts’ao – Chi – Shu isimli general onu takip etti. To – ho kalesine varıldığında oranın kıralı elli bin kişiyle karşı koymaya çıkmıştı. Onun şehirden çıkmasını fırsat bilen She – er, şehri işgal etti.  Emrindeki Çinli kumandanlardan birini şehirde bırakıp, kralın peşine düştü. Kırk günlük savaştan sonra onu yakaladığı gibi bölgenin beş büyük kalesini teslim aldı. Yetmişten fazla kale tamamen Çin’e itaat etmişti. Bu arada Hoten’de onu sayesinde Çin’e bağlandı. Kazandığı bütün başarılarına rağmen Çinli generallerden biriyle arası açılmıştı. Arkasından imparator T’ai – Tsung ölünce başkente döndü. Altı yıl sonra 655 tarihinde öldü. Onun oğlu Tao – Cheng’da T’ang hanedanı hizmetinde sol savunma generalliği makamına yükselmişti. 670 yılında Tibetlilerle ve T’u – yü – hunlarla savaşırken mağlup olup askerlerini kaybetti. Bunun üzerine görevinden alındı ve rütbeleri sökülerek vatandaşlık seviyesine indirildi.

         3. A – Shih – na Su – ni – Shih:

          Aslen Doğu Göktürk kağanı Ch’i – min’in annesinin kardeşi olan A – Shih – na Su – ni – Shih, aynı zaman da yukarıda bahsettiğimiz She – er’in dedesinin kardeşi idi. Onun babası Shih – pi Kağan tarafında İşbara Şad yapılmıştı. Ling – Chou’nun kuzeybatı taraflarında merkezi olmak üzere elli bin ailelik bir boy idare ediyordu. Cesaretinden ve iyi idaresinden dolayı halkının kalbini kazanmıştı. İl Kağan’ın 627 yılından sonra idaresi bozulduğunda, Su – nih – Shih’ya bağlı boylar kendisinden ayrılmışlardı. İdaresinde başarılı olamayan ve kendisine bağlı boyları küstüren T’u – li, çıkan isyanları bastırmakta da başarılı olamamıştı. İl Kağan bundan dolayı ona kızmış ve hapse attırmıştı. Daha sonra hapisten çıkan T’u – li, sahip olduğu Küçük kağanlık mevkiini terk ederek 692 yılında Çin’e gidip imparator T’ai – Tsung’a sığınmıştı. İl Kağan, T’u – li’den boşalan küçük kağanlık makamına A – Shih – na Su – ni – Shih’yı tayin etti. Ling Ching 630 baharında İl Kağanı mağlup ettiği zaman, su – ni – shih, oğlu A – shih – na Chung’a onu yakalamasını emretti. Kendisi de bütün boylarıyla Çin’e gitti ve bağlılığını bildirdi. T’ai – Tsung ona fevkalade hürmet göstermiş, kuzey Ning – chou valiliği, sağ muhafızların büyük generalliği, Huai – te – chün prensliği gib yüksek unvanlar vermişti. Fakat Çin’de fazla yaşamayan Su – ni – Shih, 634 yılında öldü.

         4. A – Shih – na Chung:

         A – Shih – na Su–ni–Shih’in oğlu olan A – Shih – na Chung, İl Kağan’ın Çinliler tarafından yakalanması sırasında yardım etmiş, bunda dolayı sol savunma generalliğine terfi ettirilmişti. Ayrıca Ting – Hsiang vilayeti reisinin kızı ile evlendirildi. Kendisine T’ang hanedanına yardımlarından ötürü vefakâr anlamına gelen “Chung” lakabı verilmişti. 635 senesinde sağ muhafızları generalliğine yükseltildi. Ssu – mo, 641’de Göktürk kağanı yapıldığında, Chung onu sol bilge prensi tayin edildi. Çin sınırlarından çıktıklarında başarısız oldular ve tekrar Çin’in hizmetine girdiler. 650 yılında Hsüe – kuo dükü makamına getirildi. Akabinde sağ cesur muhafızları büyük generalliğine terfi ettirildi. 674 yılında öldüğünde garnizon büyük generalliği sunuldu ve T’ang Hanedanı imparatorlarının gönüldüğü Chao – Ling’e defnedildi.

            5. Chih – shih – ssu – li:

         Göktürklerin boy reislerinden idi. 630 yılında Sui Hanedanının son imparatoriçesi Hsiao – hou’yu yakalayıp T’ang Hanedanına sundu. Bu yardımından dolayı ona sol emir ordusu generali unvanı verildi. Sonrada İl Kağan yenildiğinde Çin imparatoru T’ai – Tsung, onu Hun ve Hu – sa boylarıyla müzakereler yapıp, Çin’e yakınlaştırmakla vazifelendirdi. Liao – tung’la savaş çıktığı zaman Sir – Tarduşları önlemek vazifesini üzerine alıp Chin – shan – tao’da mevzilendi. Ancak yüz bin askerle Ho – nan’a giren Sir – Tarduş lar karşısında başarı gösteremedi. Hızla ilerleyen Sir – Tarduşlar, Hsia – Chou’ya kadar uzandılar. Daha sonra hazırlık yaparak onlara sürpriz bir saldırı düzenleyecekti. Onları 350 km takip etti.

            Sir – Tarduşların kağanı Bilge ölmüştü ve geri çekiliyorlardı. Seçme askerleriyle çölün kuzeyine kadar gidip döndü. Sir – Tarduşların mağlup edilişlerinden sonra arta kalanları Chiang – Hsia Prensi Tao – Tsung ile birlikte bozguna uğrattılar. T’u – yü – hun’ları itaate aldılar. İmparator onu Chiu – chiang Prenses ile evlendirdi. Başka makam ve unvanlar sundu. Daha sonra suç işleyen Chih – shih – ssu – li, savaş meydanlarında muvaffakiyetlerinden dolayı affedilmiş ve bir başka eyalete sürgüne gönderilmişti. Orada 662 yılında öldü.[15]

6. Ch’i  – pi – ho – li:

         Batı Göktürk kağanın Ch’u – lo’nun vergileri çok arttırıp Töles boylarını bakı altına alması ve kabile reislerinden yüzden fazlasını idam etmesi üzerine ona isyan ederek kendine Ko – lun – i wu – shih Baga Tarkan unvanını alan şahsın torunudur. Babası Ho, 611 yılında Bagatur Tegin unvanıyla idareyi devam ettirmişti. Toprakları Tu – yü – Hunlar tarafından sıkıştırılıp, dar gelmeye başlayınca, aynı zamanda hastalı felaketine de uğrayınca Kuca’ya geldiler ve Isık Göl’ün yukarısına yerleştiler. Daha sonra Bagatur Tegin öldü. Bu sırada dokuz yaşında olan Ch’i  – pi – ho – li, Büyük İlteber unvanını taşımaya başladı. 632 yılında annesi ile bin çadırdan fazla ahalisine liderlik ederek Shao – Chou’ya ulaştı. Buradan Çin sarayına haber yollayıp itaatini bildirdi. İmparator T’ai – Tsung, onun ahalisi Kan ve Liang gibi iki ayrı eyalete yerleştirdi. Başkente giden Ho – li’ye sol emir ordusu generalliği unvanı tevcih edildi.[16]

            635 yılında Li – Ta – liang, Hsie wan – ch’e ve Wan Chün ile birlikte Tu – yü – Hunlarla savaşmak üzere yola çıktı. Orduları Ch’ih – Shui – Ch’uan’da konakladı. Burada Wan – Chün önden süvarileriyle harekete geçti. Tu- Yü – Hunlar onun etrafını sardılar. Büyük ve küçük kardeşleri mızraklandı, üstelik attan düştükleri gibi piyade ilerlerken yaralandılar. Çok sayıda asker ve subay öldü. Ho – li bunu duyunca birkaç yüz süvariyle hemen harekete geçti ve çarpışmaların yapıldığı meydana vardı. Arkadan kuşattığı Tu – yü – Hunlar paniğe kapılıp dağıldılar. Tu – yü – Hunların hükümdarı Fu – Ch’ung, Tu – Lun –Ch’uan’da bulunduğu sırada Ho – li ona baskın düzenlemek istiyordu. Wan chün, önceki yenilginden dolayı savaşmaya çekiniyordu. Bunun üzerine Ho – li, Wan Chün’e, Tu – yü – Hunların şehir ve kalelerinin mevcut olmadığını, güzel suları ve bol otlu yerleri takip edip yaşadıklarını, eğer hücuma kalkmazlarsa hiçbir netice çıkmayacağını, bu fırsatın kaçması halinde durumun felakete dönüşebileceğini söyledi.

            Kendisi ondan ayrılarak binden fazla süvari seçti ve Tu – Lun –Ch’uan’a girdi. Arkasından beklenmedik bir hücumla Tu –yü – Hun merkezi yıktı. Birkaç bin asker öldürmüştü. At, deve ve koyundan meydana gelen ve yirmi bin baştan fazla da hayvan ele geçirdi. Tu – yü – Hun reisi kendini kurtarmayı başarmış, fakat karısı ve oğulları Ho – li’nin eline geçmişti. İmparator, Ta – tou – pa vadisinde orduya eğlence tertip etti. Bu sırada Çinli kumandan Wan – Chün, Ho – li’ni zaferinin kendine mal etmek istedi ve savaşı kendinin kazandığını açıkladı. Buna çok sinirlenen Ho –li bıçağını çekip ayağa kalktı. Başarısını çalmaya kalkan Çinli kumandanı öldürecekti. Bunun üzerine bütün generaller onu sakinleştirmeye çalıştı. Bu hadise imparatorun kulağına gitmişti. Başkente döndükleri zaman durumu araştırdı. Gerçeği öğrendiğinde Wan – Chün’ün unvanını Ho – li’ye vermeyi düşündü. Ancak ho – li, istemedi. Böyle bir şeyin Çinli generalleri yabancıların göünde düşüreceğini söyledi. Bundan sonra saray muhafızı olan Ho –li, istihkâmların teftişiyle vazifelendirildi. Kendisine sunulan bir Çinli prensesle evlendirildi. 640 yılında T’ung – shan – tao yardımcı başkumandanı sıfatıyla Kao – ch’ang’a gidip orayı Çin’e itaat ettirdi.

            Daha önce annesi Ku – Tsang ve kardeşi Sha – men, Liang – chou’da kalmışlardı. 642 yılında imparator onu annesini ziyaret etmesi için gönderdi. Kardeşi Sha – men, Ho – lan valisi tayin edilmişti. Aynı sıralarda Sir – Tarduşların kağanı Bilge, kuvvetlenmişti. Ho –li’nin boyu Ch’i – pi’lerin hepsi Sir – Tarduşlara katılmak arzusundaydılar. Ho – li, oraya vardığında buna çok şaşırdı. Çin imparatorunun kendilerine büyük iyilikler yaptığını, kendisine çok değer verdiğinin, nasıl olur da ona karşı isyan edeceklerini söyledi. Kabile reisleri hep birlikte “hatun ve tu –tu zaten gittiler, biz nasıl gitmeyelim?” dediler. Yani Ho – li’nin geride bıraktığı annesi ve kardeşi kendi boylarını terk etmişler ve yalnız kalan boy halkı da kendine reis arar olmuştu. Ho – li onlara, “ benim kardeşim vefakârdır. Sizleri besleyebilir. Ben bile bir vücudumla bir ülkeyi elde tutabilirim. Kesinlikle gidemezsiniz.” Diye cevap verdi. Bunun üzerine halkı onu tutukladı ve Sir – Tarduş kağanı Bilge’nin merkezine götürdü. Bu arada Çin imparatorunun kendisini yanlış anlamasından endişelenen Ho –li, zorla götürüldüğünü ispatlamak için sol kulağını kesmişti. Onun bu hareketine çok kızan Bilge Kağan onu öldürecekti. Ancak hatunu itiraz edince idam durduruldu. Sonuçta hapse atıldı. Bunu duyan bazı Çinli devlet adamları imparatorlarına “Ho – li, Sir – Tarduşlara can çekişen bir balığın suya ulaşması gibi gitti. Kaçışının sebebi korkusu idi.” Dediler. İmparator onların fikirlerine katılmadı. Casuslar vasıtasıyla onun durumunu öğrendi ve elçi göndererek onu kurtardı. Kendisine sağ cesur muhafızlar generalliğini verdi.

            Korelilerle yapılan savaşlara da katılan Ho – li, daha sonra kuca’yı Çin’e kattı. 652 – 653 yılında Batı Göktürklerinden A – Shih – na Ho – lu, Ch’u – yüe, Ch’u – mi, Ku – su, Karluk, Pei – Shih gibi beş boyla Turfan’ı işgal etti. İleri harekâta devam ederek Chin – ling’i düşürdü ve Barköl’ü kontrolü altına aldı.  İmparator, Ho – li’nin Yin – yüe – tao başkumandanı olarak, 80 bin askere ve Liang – Chien – fang ile ch’in, ch’en, chih, Yung eyalet general ve valileri, ayrıca Yen – jan askeri valisi Uygur birine kumanda edip onunla savaşa gönderildi. Ch’u – yüe’lerin reisi Chu – ya – ku – Chu onun bir kumandanını öldürdü. Lao Dağının işgal etti. Ho – li, askerini yollara ayırarak, ona tuzak kurduysa da Ch’u – yüe reisi gece kaçmayı başardı. Ancak hafif süvarilerle 250 km takip edildi. Ku – chu, yapılan çarpışmada öldürüldüğü gibi altmış Göktürk reisi yakalanmış, on binden fazla Göktürk, at,sığır ve koyundan yetmiş bin baş ele geçirilmişti. Ayrıca Ch’u – mi’lerin Erkini Shih – chien, Ho  – Chih – ho gibi birkaç bey daha tutuklanmış ve geri dönülmüştü. Çin’e gelindiğinde Ho – li’ye sol cesur muhafızları büyük generalliği ve Ch’eng – kuo Düklüğü tevcih edildi. Daha sonraki seferlerinde Korelileri bozguna uğratan Ho –li’ye dönüşünde Liang – kuo Düklüğü ve ordu müfettişliği görevi verildi. 677 yılında öldü ve Chao – gömüldü.

            7. Ssu – chie (İzgil) Erkin:

         Doğu Göktürk Devleti hükümdarı İl Kağan’ın mağlup olup yakalanarak Çin’e götürülmesi üzerine Ssu – chie (izgil) boyu 630 yılının baharında erkinlerinin idaresinde kırk bin kişi ile T’ang İmparatorluğuna sığındı.

            8. Yü – ku Şad:

         İl kağan’ın kardeşi olan Yu –kü Şad,  devletin doğu tarafında hanedana mensup olmayan diğer Türk boylarını idare ediyordu. 627 Sir – Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar ve diğer Türk boylarının ayaklanmalarını bastıramamıştı. Uygurların reisi elindeki beş bin süvari ile Ma – lien Dağında (Kansu) onu mağlup etti.  Doğu Göktürk Devleti tamamen iç karışıklığa sürüklenince 630 sonunda ilk önce Kao – Ch’ang2a sığındı. Ancak daha sonra diğer Türk beyleri gibi o da gidip T’ang hanedanı imparatoru T’ai – Tsung’a bağlılığını bildirdi.

            9. T’ie – lo – chih:

         İl Kağan’ın oğullarından T’ie – lo – chih, İ – Ch’eng hatun yakalandığı sırada ele geçirilip, Çin’e getirilmişti. Bekâr olarak Ch’ang – an’da ikamet ediyordu. Yakışıklılığından dolayı bütün kadınları cezbediyordu. Annesi devreye girerek, imparatora müracaat etti ve onun kadınlarla ilişki kurmasını engelledi.

            10. Ho –lo – hu:

         629 yılında babası T’u – li ile Çin sarayına giden Ho – lo – hu, onun ölümü üzerine yürüttüğü Pei – P’ing prensliği ve You ile Shun gibi eyaletlerin idaresi ona kaldı. Bu görevi sürdürdüğü sırada, 639 yılında amcası Chie – Shih – shuai’ın isyanı başarılı olsaydı. Ho –lo – hu, Kağan yapılacaktı.  Fakat ayaklanma bastırıldı. Çinliler Ho –lo – hu’yu öldürmemişler ve onu Ling – Wai’a sürgüne göndermişlerdi.

            11. Chie – man – T’o:

         Chie – man – to’nun kaynaklardaki diğer yazılışı He – man – t’o’dur. 648 yılında Çin hakimiyetini tanımayarak, Altay Dağları bölgesinde kağanlığını ilan eden Ch’e – pi’nin oğlu idi. Hakimiyetini genişleten Ch’e – pi, ona Basmıl boyunun idaresi verdi. Fakat o, babasının hilafıns oğlu An – lo’yu Çin başkentine gönderdi. T’ai – Tsung derhal onu kendisine bağlamayı düşünmüş ve ona sol savunma generalliği unvanını sunmuştu. Onun bulunduğu yeri de Hsin – li eyaleti yaparak Çin topraklarına kattı. Bundan sonra T’ang hanedanı adına hüküm sürmüştür.  

         12. Chi –Min:

         Tulan’ın öldürülmesinden sonra, Çin’in muvafakati ile tahta çıkarılan, Ye-hu’nun oğlu, K’i-min (= T’u-li, 600–609), Doğu hakanlığını kendi idaresine almağa çalışan Tardu’ya karşı kullanılmakta idi. Bu K’i-min de imparator Yang-ti’ye, 607’de, gönderdiği bir mektupta “Haşmetpenah’ın aciz bir bendesi” olduğunu, hatta vaktiyle İşbara’nın bile reddettiği “Türk kavmini Çinliler gibi yapmağa -giyim, adet ve dilde Çinlileştirme- hazır bulunduğunu” yazabiliyordu.

            Çin imparatorluğu tarafından büyük ölçüde kullanılan ve çin kültürü hayranı olan bu kağan önce Wu – Yüan’e nakledildi. Daha sonra doğu Göktürk ülkesine gönderilerek bütün boyları Çin’e itaat ettirdi. Bu büyük Çin hayranının 609’daki ölümüne İmparator T’ai – Tsung çok fazla üzülmüş ve üç gün yas ilan ettirmiştir.

            13. Huo – Pa İlteber:

         714 yılında İnel Kağan, Tongra Tegin ve Huo – Pa İlteber unvanlı, Kapgan’ın kız kardeşiyle evli Shih – shih – Pi, süvarileriyle beraber Pei – Ting’e saldırdılar. Kuşatma sırasında kalenin yakınına sokulan Tongra Tegin öldürüldü. Bu başarısız hadise üzerine Huo – pa – İlteber geri dönmeğe cesaret edemedi. Yanına karısı ve oğullarını alıp Çin’e gitti ve teslim oldu. Bundan çok memnun olan Çin imparatoru, İlteber’e, “Bol muhafızları Büyük Generalliği” ile “Yen – Shan bölgesi Prensliği”, karısına ise “Altay Dağı Chin – Shan Prensesliği” unvanı verildi. Diğer taraftan kendilerine 10 tane kadın köle, 10 at ve 5 bin top ipek hediye olarak sunulmuştu.[17]

            14. Ssu – mo:

         Chie – Shih – shuai’nın bağımsızlık teşebbüsünde bulunması, Çin’in kuzey bölgelerine sarı ırmağın güneyine yerleştirilen Gök – Türk boylarının geleceği konusunda yeni planların uygulanmasına sebep olmuştu. Sayısı 100 bini geçen bu Türk kitlesinin Çin’den uzaklaştırılması için Gök –Türk Hanedanı Ailesinden ama Çinlileşmeye çok yatkın Ssu – mo seçildi. O, Doğu Gök – Türk kağanı Ch’i – min’in torunlarında idi. Ssu – mo Türklerden çok vücut yapısı itibarıyla Sogdlulara benzediği için hiçbir zaman Türk beyleri tarafından yükseltilmedi ve askeri kumanda yetkisine sahip olamadı. 618 yılında T’ang Hanedanı ile temas kurmak için defalarca elçi gönderdi. Hanedanın kurucusu olan Kao – tsu onun bu hareketlerinden memnun kalıp ona Ho – Shun bölge prensliği unvanını verdi.

            630 yılında İl  Kağan mağlup olup Çin’e esir düştüğü sıralarda Doğu Gök – Türk ülkesinde tek kalan ve bütün boyları tabiyetine alan Ssu – mo, Çin’e gelip, Tang İmparatoru T’ai – Tsung’a itaat arz etti. İmparator ona, Hua – chou askeri valiliği ve sol muhafızları generalliği unvanını tevcih etti. Daha sonra Ho – nan da yerleştirilen İl Kağandan kalma Türk boylarının idaresini ona verdi.

            Daha sonra Çin İmparatoru, Ssu –mo’ya Çin içerisine yerleştirilmiş bulunan Göktürklerin Çin sınırları dışına çıkarılması vazifesini verdi. Çin’in amaçları içinde Ssu – mo’nun, Gobi Çölünün kuzeyinde bulunan Sir – Tarduşlarla T’ang İmparatorluğu arasında tampon olması vardı.

            641 yılında Ssu – mo’nun idaresindeki yüzbinden fazla insan ve kırk binden fazla asker ile doksan bin at’tan müteşekkil Gök – Türk kafilesi Sarı ırmağı geçti. Merkezleri Ting – Hsiang Kalesi idi. Toprakları kuzeyde Pai – Tao ile sınırlanırken güneyde Sarı Irmakla sınırlandırılmışlardı.

            Ssu – mo bu şekilde halkını üç yıl yönetmeğe çalıştı ise de başarılı olamadı. Kendisine karşı sık sık isyanlar çıktı. Sir Tarduşların saldırısı sonucu ağır bir yenilgiye uğrayan Ssu – mo Shuo – chou’ya sığındı. Durumu Çin İmparatoruna bildirip daha sonra da Çin sarayına sığındı. 643 yılında vuku bulan bu hadiselerden sonra Ssu – mo’ya yeni bir Çin unvanın, Sağ Muhafızları Generalliği verildi. 

            Kore’ye yakın Liao – Tung Orduları ile savaşırken yaralanmış ve T’ai – tsung onun kanını yalayarak onunla akraba olmuştu. Yarasından dolayı yaşamayan Ssu – mo’nun Chao – Ling’de T’ang Hanedanının mezarlığına defin edilmesi, Pai – Tao – Shan’da heykelinin dikilmesi ve Hua – chou’da yazıtının konması Çin Hanedanlarının Çinlileşen Türk Beylerine verdikleri önemi göstermektedir.  

            Bu açıklamaya çalıştığımız isimlerden başka II. Gök – Türk Devleti’nin yıkılmasıyla T’ang Hanedanına sığınıp da unvanlar Aşina Hanedanı üyelerine de kısaca değinmek isteriz.

            Kapgan Kağan’ın torunu olan A – pu – sse, 742 yılının sonlarına doğru ülkesinde patlak veren iç savaşlar ve diğer kargaşalıklardan dolayı Teng –li Kağan’ın kızı ile giden grupta yer alarak Çin’de ki T’ang imparatoruna teslim olmuştu. Ona, Çin imparatoru Hüan – T’sung’a bağlılığından dolayı Shuo – Fang bölgesi özel vazifeli memurluğu ve Feng – hsin Prensliği unvanları tevcih edildiği anlaşılmaktadır.[18] T’ang hanedanını temellerinden sarsan An Lu – Shan’ın isyanın da[19] A – pu – sse’da karışıklıktan faydalanıp isyan etme planları yaptı. Daha sonra Çin sınırlarını terk ederek Gobi Çölü’nün kuzeyine, eski topraklarına geri döndü. 752 yılının bahar aylarında meydana gelen bu ayaklanmanın akabinde Çin sınırlarına hücum etti. Onun bazı yağmalar yaptığını ve iki yıl sonra Beşbalık askeri valisi Ch’eng  Chien – li tarafından esir edildiğini öğreniyoruz. Neticede Çin başkentine getirilen A – pu – sse, burada idam edildi.

            Bunun dışında 756 yılında T’ang hizmetine girmiş ve generallik rütbesine yükselmiş olan A – shih – na Ch’eng – Ch’ing isyan edip, Ying – Ch’uan bölgesine saldırıp ele geçirmiş, şehrin muhafızı Hsien – Yüan ve vali yardımcısı P’ang – chien’i esir etmişti. Fakat daha sonra Çin tarafından ele geçirilip yok edilmiştir. 

Bu kısa incelememizde özellikle Gök – Türklerin Fetret devresi olarak değerlendirmeye çalıştığımız 630 – 681 yılları arası dönemde Çin’e sığınan Gök – Türk Beylerinin faaliyetlerini ve Çin hanedanları ile Gök – Türk Beylerinin arasında vuku bulan etkileşimleri incelemeye çalıştık.

Çin Hanedanı Politikaları ve entrikaları Asya’daki Türk Kağanlıklarının yıkılmalarında büyük etken olmuştur. Lakin Türk beyleri ve boyları Çin üzerindeki siyasi ve Kültürel etkileriyle Çin Kültürünün mayasında bulunmuşlardır.

Araştırmacılarımız bu karşılıklı kültür etkileşimlerini daha detaylı incelemek ve Çin Tarihindeki To – pa, Kuzey Liang gibi devletleri ve hanedanları daha geniş çaplı incelemek zorundadırlar.

Çin’e sığınan Türk Beylerini tanıtmak ve faaliyetlerini anlatmak amacıyla hazırlanan bu ufak çalışmanın Gök – Türk döneminde Çin’e sığınan Türk beylerinin Çin’de bıraktığı kültürel izlerin ve bunların maddi kanıtları olan mezarları ile kitabelerinin incelenmesi ve böylece kültürümüzün hiç keşfedilmemiş kısımlarına vakıf  olunması yolunda bir uyarıcı olacağını umuyoruz.   CAHİT ALPTEKİN

BİBLİYOGRAFYA

 

Gömeç, Saadettin, Kök Türk Tarihi. Türksoy: Ankara, 1997.

Barthold, V. V. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. Ankara 1968.

Barthold, V.V. Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Çev. H.D. Yıldız, TTK: Ankara, 1990.

Grousset, R. , Bozkır İmparatorluğu. Çev. M. Reşat Uzmen, İstanbul 1980.

Kafesoğlu, İbrahim. Türkler ve Medeniyet, İstanbul Yayınları, İstanbul, 1957.

Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1997, XV. Baskı.

Kurat,  Akdes N. IV-XVIII Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri. Ankara 1972

Saray, Mehmet.  Tarihte Türk Devletleri. II. Ankara, 1987.

Saray, Mehmet.  Türkistan Türkleri. İstanbul, 1984.

Kalkan, Mustafa. Orta Asya Devletlerinde Ordu ve Savaş Stratejileri, Kaynak Yayınları, I. Baskı, İzmir, 1995.

William H. McNeill. Dünya Tarihi, İstanbul 1985.

Kara, Kemal. Genel Türk Tarihi, 3 cilt, Önde Yayıncılık, İstanbul, 1996.

Taşağıl, Ahmet , Gök – Türkler I,TTK Yayınları; Orta Asya Türk Tarihi; Ankara , 1995
Taşağıl, Ahmet , Gök-Türkler II. (Fetret Devri 630 – 681). ;
TTK Yayınları; Orta Asya Türk Tarihi; Ankara, 1999.

Taşağıl, Ahmet , Göktürkler III, TTK Yayınları; Orta Asya Türk Tarihi; İstanbul, 2004.

Taşağıl, Ahmet , Bilge Kağan’ın Vasiyeti; Turan Yayıncılık; Orta Asya Türk Tarihi; İstanbul, 1996.

Taşağıl, Ahmet , Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları (M.Ö. III-M.S. X Asır); TTK Yayınları; Orta Asya Türk Tarihi,
Çandarlıoğlu, Gülçin, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2002,

Gökalp, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi, İstanbul, 1924,

Ögel, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1962,

Donuk, Abdülkadir,“Gök-Türk Hakanlıkları”, Tarihte Türk Devletleri, I, Ankara, 1987.

Barthold, W. , Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, İstanbul, 1927.

Beşeliev, V. , Theree Notes on the T’u – chüeh Turks”, Semitic and Oriental Studies, IX, 1951.

Eberhard, W. , “Türk Kavimleri Hakkında Çince Vesikalar II, III”, DTCF. Tarih Araştırma Dergisi, 1942.

          , Çin’in Şimal Komşuları, Ankara, 1942.

E., G., Pulleyblank, A, Sogdian Colony in İnner Mongolia, Toung Pao, XLI, 1951

 


[1] Saadettin, Gömeç, Kök Türk Tarihi, Ankara 1997, s. 52.

[2] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1997, s. 103.

[3] Ahmet, Taşağıl, Gök – Türkler, Ankara 2003, c. 1, s. 33.

[4] Akdes, Nimet, Kurat, IV-XVIII Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972, s. 84.

[5] Ahmet, Taşağıl, Gök – Türkler, Ankara 2003, s. 36.

[6] Abdülkadir, Donuk, “Gök-Türk Hakanlıkları”, Tarihte Türk Devletleri, I, Ankara, 1987, s. 111–116.

[7] Mehmet, Saray, Tarihte Türk Devletleri, Ankara 1987. s. 47.

[8] Ahmet, Taşağıl, Gök – Türkler, Ankara 1999, c. II, s. 6.

[9] A. g. e. , s. 26.

[10] Mustafa, Kalkan, Orta Asya Devletlerinde Ordu ve Savaş Stratejileri, İzmir 1995, s. 63.

[11]Wolfram Eberhard, “Türk Kavimleri Hakkında Çince Vesikalar II, III”, DTCF. Tarih Araştırma Dergisi, Ankara 1942, s. 56.

[12] Ahmet, Taşağıl, Gök – Türkler, Ankara 1999, c. II, s. 50.

[13] Wolfram Eberhard, “Türk Kavimleri Hakkında Çince Vesikalar II, III”, DTCF. Tarih Araştırma Dergisi, Ankara 1942, s. 78.

[14] V. , Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler. Ankara 1968, s. 59.

[15] Ahmet, Taşağıl, Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları (M.Ö. III-M.S. X Asır), Ankara 2004, s. 102.

[16] W., Eberhard., “Türk Kavimleri Hakkında Çince Vesikalar II, III”, DTCF. Tarih Araştırma Dergisi, Ankara 1942.

[17] Ahmet, Taşağıl, Gök – Türkler, Ankara 2004, c. III, s. 34.

[18] A. g. e., c. III., s. 60.

[19] E., G., Pulleyblank, A, Sogdian Colony in İnner Mongolia, Toung Pao, XLI, 1951, s. 358 – 342.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s