GEÇMİŞTE YAPILMASINA ENGEL OLUNAN DEVRİMLER IŞIĞINDA GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ YAZI DİZİSİ (1.BÖLÜM: KÖY ENSTİTÜLERİ)

GEÇMİŞTE YAPILMASINA ENGEL OLUNAN DEVRİMLER IŞIĞINDA GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ YAZI DİZİSİ

Sevgili okurlar, iş yoğunluğu nedeniyle meydana gelen uzun bir aradan sonra yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayız. Yazı dizimiz 1.Köy Enstitüleri, 2.Toprak reformu ve 3.ABD ile Yapılan Eğitim Antlaşmaları adlarında üç bölümden oluşmaktadır. Günümüz Türkiyesi’nin içinde bulunduğu açmazları anlayabilmek için yararlı olduğuna inandığım bu yazı dizisinde sizlere ilk olarak Köy Enstitülerini sunuyorum. İyi okumalar ve bol faydalar dilerim.

  1. 1.    BÖLÜM: KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Enstitüleri Ne Amaçla Kuruldu? Nasıl Faaliyet Gösterdi ve Kimler, Ne Amaçla Yıktılar?

Topluma önderlik edecek aydın yetiştirmede Köy Enstitüleri olağanüstü başarılı olmuştu. Anadolu köylerini okumaya kararlı ve hırslı gençleri, hiçbir zorluktan yılmayarak Köy Enstitülerini hem yapıyor hem de buralarda okuyorlardı. Hem yapıp hem okudukları enstitüler Türkiye’ye özgüydü. Dünyanın birçok ülkesinde örnek alınmış, benzerleri yapılmıştı. Atatürk’ün öngördüğü enstitülerde, büyük güçlüklerle ona ve devrimlerine bağlı Cumhuriyetçi bir kuşak yetiştirilmişti. Gelinen yer, 1920 koşulları göz önüne alındığında büyük bir başarı sağlandığını gösteriyordu. Ancak, devrimleri koruyup geliştirecek kuşakları yetiştirmek, ne denli başarılı olunursa olunsun, on beş yılda gerçekleştirilecek bir olay değildi. Köy Enstitüleriyle sağlanan başarı olağanüstüydü, ama bu okulların yaşamları çok kısa sürmüştü. Enstitüler, kendilerini koruyacak kadroları yetiştiremeden kapatılmıştı.

Köy Enstitüleri, köy çocuklarını okutmak ve eğitmek amacı ile kurulmuştu. Ancak bu amacının yanında çok daha önemli ve de açıklanmayan bir amaç daha vardı: Toprak reformu gerçekleştiğinde üretimi örgütleyecek ve sürdürecek kadroları yetiştirmek. Dahası, Köy Enstitülüler, toprak ağalarının karşılarına dikilecek güçler olacaklardı.  Toprak reformu rafa kaldırılıp, toprak ağalığı ve dayandığı toplumsal düzen devam edince Köy Enstitüleri de bu gerici güçler için sakıncalı olmuşlardır.

Köy Enstitülerinin dünya çapında dikkat çeken başarısının, 1945’ten sonra Türkiye’ye girmeye başlayan ABD’nin dikkatini çekmemesi olası değildi. Nitekim ABD, o dönemdeki Türk Hükümetine 12 adet eğitim projesi kabul ettirdi ve bu kabulden sonra Türk Milli Eğitimi Milli olmaktan çıktı. (ki biz bu antlaşmaları yazı dizimizin üçüncü bölümünde inceleyeceğiz) Köy Enstitüleri önce etkisizleştirildi sonra kapatıldı. Yerlerine, ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi doğrultusunda, imam hatip okulları açılmaya başlandı. Oysa Atatürk: “Hangi bağımsızlık vardır ki başkalarının telkinleriyle yükselebilsin. Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir” diyordu. Oysa korunup geliştirilmesi gereken devrimlerin boyut ve kapsamı çok fazla idi. Türk ulusunun kalkınıp güçlenmesini amaçlıyordu. Bu nedenle, devrimi koruyacak kadroların, sürekli bir kararlılık ve cesaretle, ayrıca bağımsızlık ilkesinden ödün vermeden yetiştirilmesi gerekiyordu. Ancak böyle olmadı. Yeni kadrolar yetiştirmek bir yana, zorluklarla yetiştirilmiş Devrime inanmış kadrolar, yönetimden uzaklaştırılıp giderek artan bir baskı altına alındılar.

Nasıl Toprak Reformu Atatürk’ün dileği idiyse, Köy Enstitüleri modeli de onun öngördüğü bir modeldi ve çalışmalar onun zamanında başlamıştı. Köy Enstitülerini projesi Saffet Arıkan zamanında hayata geçirilmeye başlanmıştı ve Arıkan’ı Milli Eğitim Bakanı yapan Mustafa Kemal Atatürk’tü. Arıkan, Atatürk’ün güvendiği ve kritik anlarda görev verdiği bir kişi idi. Atatürk’ün eğitimin ülke kalkınması ile olan bağlantısına, kuramsal olmak yerine uygulamaya dayanmasına, en başta köylüyü kucaklaması gerektiğine ilişkin görüşleri kısaca belirtilirse, köy Enstitülerinin yıkılmasının karşıdevrimci niteliği belirginleşir.  Örneğin 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresinin açış söylevinde: ”….evlâtlarımızı o şekilde eğitmeli ve terbiye etmeliyiz, onlara o şekilde bilgi, anlayış vermeliyiz ki, ticaret, ziraat ve sanat dünyasında ve bütün bunların faaliyet alanlarında verimli olsunlar, etkili olsunlar, çalışır olsunlar, ameli bir organ olsunlar. Bundan dolayı eğitim programımız, gerek ilköğretimde, gerek orta öğretimde verilecek bütün şeyler, bu bakış açısına göre olmalıdır.”diyordu. TBMM’nin 2. dönem 1. toplantı yılını açarken 1 Mart 1923’te: “Memlekette eğitim nurunun yayılmasına ve en derin köşelere kadar nüfuz etmesine bilhassa dikkat ediyoruz” diyordu. TBMM’nin 2. dönem 3. toplantı yılını açarken ise: “ Eğitimde, hayatın pratik gereklerini ve çevrenin özel koşullarını temin eden bir sistem üzerindeyiz” demişti. 7 Temmuz 1927’de ise öğretmenlere şöyle seslendiğini görüyoruz: “Öğretmenler, her vesileden istifade ederek halka koşmalı, halk iler beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır” demişti.

GORNİ RAPORU:

Hükümet, “Gizli” ibareli bir yazıyla 1937 yılında Milletler Cemiyetindeki Türk Delegasyonu aracılığıyla hangi ülkelerde toprak reformu yapıldığını, ne gibi yöntemler uygulandığını, başarılı ya da başarısız olmuşsa nedenlerini ve Türkiye için ne gibi önerilerden bulunulabileceğini Milletlerarası İş Teşkilatından sormuştu.

Bu öneri isteği üzerine Milletlerarası İş Bürosunun Toprak Islahatı Dairesini idare eden Mösyö Olindo Gorni tarafından bir rapor hazırlanmıştı.  Hazırlanan bu rapor “Gorni Raporu” olarak bilinir

Bu rapora göre:

1. Bir toprak reformunda gerçekten önemli olan şey; köylüye toprağı dağıttıktan sonra tarımsal üretimin sürdürülüp düzenlenmesidir. Bu amaçla ilk aşamada köylüye araç- gereç ve sermaye sağlanmalıdır.

2. Toprağın işleticileri olacak olan köylüler, teknik konularda ve işletmecilikte bilgisizdirler. Bu nedenle her iki açıdan da onları eğitmek gerekir.

3. Köylüler; toprak reformu yapılan öteki ülkelerdeki uygulamaların gösterdiği gibi, özellikle kendilerine sağlanan araç – gerecin bakımı ve onarımı, ürünün saklanması ve hayvanların barınması için gerekli yapıların yapılması vb. konularda bilgisiz ve yetersizdirler.

4. Yine uygulamalar göstermiştir ki; kendisine toprak verilen köylü psikolojik nedenlerle ve yol yordam bilmediğinden Pazar için değil, fakat yalnız kendi tüketimine yetecek ölçüde üretimde bulunmak eğilimindedir. Bunun sonucunda üretim yetersizliği, kıtlık baş gösterebilmektedir.

5. Bu gibi sakıncaları ve eksiklikleri gidermek isteyen ülkeler; belirli merkezlerde tarım okulları açarak bu okulları bitiren teknik elemanları köylere gönderip bu sorunları çözmeyi denemişlerdir. Bu yöntem başarılı olamamıştır. Çünkü:

a. Kentlerdeki tarım okullarını bitiren kent kökenli elemanlar köylerde yerleşip çalışmamışlardır.

b. Köylerden gelen öğrenciler ise, okulu bitirdiklerinde yeniden köylerine dönmeyerek alıştıkları kent yaşamı içinde bulabildikleri bürokratik işlere yönelmişlerdir.

c. Kaldı ki, bu okullardaki eğitim, bir tarım okulu programı çerçevesinde kaldığından köylünün yukarıda belirtilen gereksinmelerini karşılamaktan da uzaktır. Örneğin; bu okulları bitirenler, basit iş makinelerinin onarımı, barınaklar yapılması, ürünün saklanıp ve gereğinde de işlenip pazarlaması gibi konularda da yararlı olamamışlardır.

d. En önemlisi de bu elemanlar köylü ile gerekli diyalogu kuramamışlar ve ona öncülük edememişlerdir.

6.Bu nedenlerle; bir toprak reformu uygulamasına başlamadan önce, eğitilmeğe elverişli köy çocuklarının kendi köy ortamlarında, kuramsal bilgiler yerine, yukarıda belirtilen işleri yapabilecek ve kafasını kullandığı ölçüde ellerini de kullanabilecek bir biçimde eğitilmeleri; onlara köylüye verilecek araç gereç ve sermayeyi kullanıp yönlendirebilecek bir kişilik kazandırılması gerekmektedir.

Rapora göre, toprak reformu yapılırsa, araç gereç ve sermayesi ile birlikte önceden yetiştirilmiş böyle bir kadro devreye girecek olursa, reform sarsıntısız olarak gerçekleştirilebilir ve başarılı olabilirdi.

Olindo Gorni Raporu, açık bir şekilde toprak reformunun yapılabilmesi için Köy Enstitüleri kurulmasını önermektedir.

KÖY ENSTİTÜLERİ KANUNU:

Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu 17 Nisan 1940’ta TBMM’de kabul edildi. Eğitimle üretim arasında işbirliği içeren bir yasa idi.

1.Maddede: Köy Enstitülerinin amacının köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek olduğu belirtiliyordu.

3. Maddede: Enstitülere alınacak çocukların sağlıklı ve elverişli köy çocuklarından seçileceği belirtiliyordu.

6. Maddede: Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenler tayin edildikleri köylerin, her türlü öğretim ve eğitim işlerini görürler. Ziraat işlerinin bilimsel bir şekilde yapılması için bizzat meydana getirecekleri örnek tarla, bağ, bahçe, atölye gibi tesislerde köylülere rehberlik ederler deniyordu.

11. Maddede: Öğretmenlere, üretime yarayıcı aletler, ıslah edilmiş tohum, çift ve geçim hayvanları, cins fidan ve üretim araçları devletçe parasız verilir deniyordu.

12. Maddede ise, Öğretmenin ve ailesinin geçimine, okul talebesinin ders tatbikatına yetecek miktarda arazi verilir deniliyordu.

19 Haziran 1942 tarihli ve 4274 sayılı KÖY OKULLARI VE ENSTİTÜLERİ TEŞKİLAT KANUNU’NUN 2, 4, 10, 28/1 ve 57. maddelerinde ise konu açık, kesin ve ayrıntılı bir biçimde yeniden düzenlenecektir. 

Köy Enstitülerinin kuruluş çalışmaları Saffet Arıkan dönemine kadar uzansa da bu projeye her şeyini veren kişi İsmail Hakkı Tonguç idi. Tonguç, “kendi kendini yönetebilmek” ilkesini Köy Enstitülerinde yaşama geçirmişti. Hafta sonları toplantılar düzenlenir ve öğrenciler, öğretmenleri ile yöneticilerine dileklerini ve eleştirilerini bildirmekte serbest davranırlardı.

ENSTİTÜLERDE VERİLEN EĞİTİM:

Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50 bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi. Okullar tarıma elverişli arazisi olan köylerin yakınlarında kuruldu. Amaçlarından biri de köylülerin alternatif tarım tekniklerini öğretmekti. Arıcılık bilinmeyen köylerde arıcılık, bağcılık bilinmeyen köyde bağcılık öğretiliyordu. Enstitüye atanan öğretmen gittiği köyde okul binasını köylülerin yardımıyla yapabilecek kadar inşaat bilgisi de öğreniyordu. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu. Enstitülerin hepsinin kendisine ait tarım arazileri, atölyeleri vardı. Bu sayede öğretmenler kendi okullarını gittiği köyde köylülerin işbirliği ile inşa ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer köy enstitülerini kuran köy enstitüsü öğrencileri tarafından inşa edilmişti. Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlere yetiştirildikleri branşa ve gönderilecekleri köye göre 150 parçaya varan alet ve edevat veriliyordu. Öğretmenler bu alet ve edevat ile köylülerin de yardımıyla köy okulunu inşa ediyor ve köylülere hem modern tarım tekniklerini hem de okuma yazmayı ve hatta müzik aletleri çalmayı öğretiyordu.

Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entelektüel birikimleri olan aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını da öğreniyordu. Âşık Veysel köy enstitülerinde müzik derslerinde öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu.

Hasan Ali Yücel, uygulamalı tarım dersini denetliyor. Sabahın erken saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı ve erkekli zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı ardından zorunlu okuma saati vardı. Kahvaltıyı kendilerinden önce kalkıp fırında ekmek pişiren öğrenci arkadaşları hazırlıyordu.

Bu bakımlardan köy enstitüleri yaparak öğrenim konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş ve birçok akademik inceleme ve araştırmaya örnek olmuştur.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerindeki yaşamı anlatırken şöyle diyordu: “Bir kısım çocuklar atları tımar ediyorlar. Bir kısım öğrenciler tarih dersinde İskitlerin Mısır’ı istilasını anlatıyorlar. Bir kısmı da tabiat bilgisi dersinde gelinciğin nasıl bir bitki olduğunu, tarladaki zararını, bundan korunma çarelerini öğreniyorlar. Bir kısmı kışın yiyecekleri lahananın yaprağındaki kurtları öldürmekle meşgul, bir kısmı hocalarının evlerine çatı yapmaya çalışıyor. Bir kısmı o gün yiyecekleri sebzeyi ayıklamaktadır.”

Enstitüler ve mezunları Komünistlikle suçlanacaklardır. Bu yüzden Kominizme karşıt iki yazarın görüşlerini buraya alıyoruz:

Suut Kemal Yetkin: “Barınaklarını, sınıflarını kendileri yapıyorlar, toprağı, açık havayı seviyorlardı. Toprakla taşla uğraşan çekiç sallayarak demire şekil veren eller, mandolinlerin, sazların telleri üzerinde ustaca gezinmesini de biliyorlardı” diyor.

ABD yanlısı Ahmet Emin Yalman ise: “Köy Enstitüleri adı altında memleketimizde vücuda getirilen hayırlı ve ümitli hareketi, yarınki Türkiye’nin prototipi saymak mümkündür. Köy Enstitüsünden yetişen imanlı, idealli, neşeli, kendi kendine güvenli genç; yarın ki akıncı ve yapıcı Türk nesillerinin prototipidir. Köy Enstitüsü teşebbüsü bir taklit değildir. Kendi ihtiyaçlarımızdan doğmuş, eski usullerin zincirlerinden azat edilmesi sayesinde az zamanda gelişmiş bir teşebbüstür. Köy Enstitülerini, köye hoca yetiştirmek için kurulmuş birer mektep sananlar aldanırlar. Buraları bütün memlekete ait türlü türlü davaları, istidatları, imkânları, usulleri tecrübeye vuran birer laboratuardır. Eğer gazeteciliği çok sevmesem ve bu mesleğe sımsıkı bağlı bulunmasam, seve seve tercih edeceğim meslek, Köy Enstitüsü hocalığıdır. Bundan daha hazlı bir faaliyet muhiti tasavvur edemiyorum.”diyor.

Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrüman envanterine sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki derslere Ankara Konservatuarı öğretmenleri geliyordu. Köy kökenli öğrencilerden kurulu orkestralar müzik eserlerini seslendiriyordu.

Bir köy enstitüsü orkestrası Mandolin, taşınması ve öğreniminin kolaylığı nedeniyle yaygınlıkla kullanılan enstrümanlardan biriydi. Müzik grupları, 17 Nisan şenlikleri, sınıf geceleri veya okulu ziyaret eden bir yönetici için kısa hazırlık provaları yaptıktan sonra konserler vermekteydi.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde gerçekleştirilen bir bitirme töreni programı, enstitülerde yapılan sanatsal faaliyetlerin kapsamı konusunda örnek olarak gösterilebilir. İstiklal marşı ile başlayan programda sırasıyla; konuşma korosu (sağlık kolu mezunları), marş ve türküler (Akın Marşı, Halay Başı Türküsü), oyunlar (Arpazlı, Biço), mandolin konseri (Arılar, Semada Yıldızlar – öğretmen kolu mezunları), marş ve türküler (Vatan Marşı, Ördek isen Göle Gel Türküsü – yüksek kısım mezunları), oyunlar (Bengi, Dağlı), keman konseri (Mozart’tan rondolar; Allegro Vivo, Allegretto, Allegro A’la Turca – güzel sanatlar kolu), koro (Asker Dönüşü, Köy Okulu, İndim Dere Beklerim, Çoban – güzel sanatlar kolu), temsil (Anton Çehov’un Teklif adlı oyunu), konuşma ve diploma töreni, İleri Marşı (topluca), zeybek ve oyunlar (dışarıda topluca) yer almıştı. Programda ayrıca şiirler okunmuş ve müzik dersliğinde piyano ve saz konserleri verilmiştir. Sergilenmiş olan, yönetmenliğini Cüneyt Gökçer’in yaptığı oyunun yanısıra enstitüde son bir yıl içinde sergilenen diğer tiyatro oyunları Molière’in Zoraki Tabip ve Kibarlık Budalası adlı oyunları, Sofokles’in Kral Oedipus’u, Gogol’ün Müfettiş’i ve Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunudur.

Enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.

Osmanlı Devletinden arta kalmış büyük toprak ağaları ise Cumhuriyet döneminde iktidar ortak olmuş ve kendilerini yok etmek üzere yetiştirilen Köy Enstitülülere savaş açmışlardı. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile büyük toprak ağalarının ellerindeki topraklar alınmak isteniyor, emeklerini sömürdükleri köylülere dağıtılmak isteniyordu.

Köy Enstitüleri girişimi ile Toprak Reformu çalışmaları birlikte yürütülüyordu. Hasan Ali Yücel’in “bir insan fabrikası” olarak nitelediği Köy Enstitüleri ile ilgili olarak 3 Haziran 1942’de TBMM’de yaptığı “50 bin kişilik öğretim ekibi azami on sene içresinde meydana gelecektir” açıklaması ile İsmail Hakkı Tonguç’un “beş yıl içerisinde sayıları en az 22 bini bulacak Köy Enstitüsü mezunları öğretmenlerin elinde irili ufaklı 150 bine yakın hayvan, 1,5 milyon dönüme yakın toprak, 2 milyon parçaya yakın iş araçları bulunacaktır” açıklamaları değerlendirildiğinde ağaların korkusu ve enstitülerin amacı daha iyi anlaşılacaktır.

Köy Enstitüsü yöneticilerinden Şevket Gedikoğlu da şu sayıları vermektedir: “1940-46 arasında 15 bin dönüm toprak işlenmiş, 750 bin fidan dikilmiş, 1200 dönüm bağ oluşturulmuştur. 1937 -1946 arasında ayrıca, 150 büyük yapı, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km yol yapılmış ve bunlardan başka su boruları döşenmiş, kanalizasyonlar açılmıştır.”

Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy enstitülerinde 1308 bayan ve 15,943 erkek toplam 17,341 köy öğretmeni yetişmişti. Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir.

Devlet, ilerisi için hedef olarak 40 bin köyde 200 bin tarım uzmanı yetiştirmek istemektedir. Bu durum, Toprak Reformu için gerekli kadronun yetiştirilmeye çalışıldığını göstermektedir. İsmail Hakkı Tonguç, Köy enstitüleri girişiminin yalnızca “köylü çocuklarının eğitimi” olmadığını ve çok daha ötede bir amacı olduğunu 22 Şubat 1935’te İzmir Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Rauf İnan’a yazdığı mektup’ta belirtmektedir: “bütün bu teşebbüsün amacı ve dayanağı köyde üretimi çoğaltmak, teknikleştirmek, olabildiği kadar rasyonalize etmektir.” diyordu.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN YIKIMI İLE ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMEN, ÖĞRENCİ VE MEZUNLARA REVA GÖRÜLEN MUAMELE:

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa hakkında şu yorumu yapmıştır: “Ona bir fikir veriniz, size bu fikrin birbirinden güzel on projesini hazırlar. Ama ‘Bunların içinden seç birini de uygula’ derseniz – hiç kuşkunuz olmasın – en kötüsünü seçecektir. Riskten hoşlanmaz çünkü. Doğası budur!

Girişi Atatürk’ün İsmet İnönü hakkındaki tespitiyle yaptık 

Köy Enstitülerinin ve mezunları ile öğretmenlerinin başlarına çöken felaketleri tam manasıyla anlayabilmemiz için İsmet İnönü’nün Muammer Erten’e yaptığı şu açıklamayı okumamız gerekir: “Herkes, benim zayıflığım gibi görür, ama benim gücümdür aslında; mesela ben, Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. İnanmış bir insan, sonuna kadar bunu yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir; ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben, gücüme göre gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. Ben dahi değilim, gücümle, tecrübemle, memleket menfaatlerini en üst seviyede tutarak meselelere çözüm bulurum. Ben, gücümün bittiği yerde bir politikacı, bir tecrübe sahibi bir insan olarak bir noktada onu gelecekte tekrar uygulamak üzere bir noktada durdururum. Bu, aslında benim gücümdür. Çünkü artık gücümü kaybettiğim noktada, ‘Ben bu işi yürüteceğim!’ diye yürüdüğüm zaman, artık tamamıyla yok olma durumu vardır; ben gücümün bittiği yerde, her şeye rağmen, yok olucu bir harekete yönelmem. Orada dururum. Zaman benim için çok önemli bir faktördür; zaman içinde, imkânlar gelir önüme, bir noktada bıraktığım fikrimi yeniden uygularım. Değişen zaman içinde de bana yeni fikirler gelmemiş, o fikrin doğruluğu bende bir kanaat olarak devam ediyorsa, onu yeniden uygularım. Köy Enstitüleri meselesi de böyle olmuştur.

Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Partiden, parti meclis grubundan, gücümü ben buradan alıyordum. Bu konuda (Köy Enstitüleri), bütün bu organlarda gücümü kaybetmiştim. Ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamış… Onun için bir süre en çok nu konuda saldırıya uğrayan. Milli Eğitim Bakanı Yücel’le Genel Müdür Tonguç’u onların da gönlünü alarak bir süre için şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim. Fakat sonradan demokratik hareketleri de başlatınca olaylar öyle gelişti ki kendi cereyanında yürüdü ve bir an geldi ki artık Köy enstitülerini eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.”

İşte İnönü, bu anlayışla Hasan Ali Yücel’i bakanlıktan uzaklaştıracak ve İsmail Hakkı Tonguç’u da görevden alarak Resim-iş öğretmenliğine atayacaktı. Açıkçası nasıl Osmanlı Padişahları başıbozuk ve gerici ayaklanmalarda tahtlarını korumak için vezirlerini isyancılara teslim etmişlerse, İnönü de aynı yolu izlemiş bulunuyordu.  

Yücel’in yerine Milli Eğitim Bakanlığına Reşat Şemsettin Sirer atandı. Sirer’in görevi, Köy Enstitülerini Köy Enstitüsü olmaktan çıkarmaktı. Görevini hakkıyla yaptı. 1951’de şöyle diyordu: “Köy Enstitülerinin öğretmen okulu haline getirildiği haberinde bir yanlışlık olacak. Çünkü bu enstitüler dört yıldan beri birer öğretmen okulundan başka bir şey değillerdir. Kuruluşlarının ilk yıllarında enstitülerin öğretmenden başka köye lüzumlu diğer elemanları da onun şahsında veya ondan aykırı olarak yetiştirilmeleri düşünülmüştür. Fakat daha ilk tecrübelerde bunun mahzurları (ABD anlamış olacak!) anlaşılmış ve bu sistem 1946-1947 ders yılı başından itibaren terk olunmuştur” diyordu. 13 Kasım 1951’de TBMM’de ise: “…Biraz önce adı geçen adam çevremi kandırmıştı, İğfal etmişti. (Tonguç Baba sesleri) Evet, Tonguç Baba. Bütün iyi niyet sahiplerini iğfal etmişti. Tonguç Baba’yı defederken hiçbir direnme ile karşılaşmadım… 500 kişilik kadrodan 400 kişiyi ayırırken hiçbir taraftan zorluk gördüm. Bunlar içinde Demokrat Partili arkadaşlarımız da vardı. Özellikle de Fuat Köprülü” Bilindiği gibi Demokrat Partiyi çiftçiyi topraklandırma kanununa, toprak reformuna, köy enstitülerine karşı çıkan ABD destekli büyük toprak ağaları kurmuşlardı.

İsmet İnönü, Atatürk’ün devrimlerine ayak uyduramayanları, Atatürk’e düşman hale gelenleri etkin görevlere getirmişti. Bunlardan Kazım Karabekir TBMM Başkanı, Şemsettin Günaltay Başbakan olacaktı. Bu kişiler, Feridun Fikri Düşünsel ile Kemal Cemal’i de yanlarına alarak 1946 seçimlerinden sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü denetlemeye gittiler. Burada yaşanan kısa bir olay karşıdevrimcilerin Atatürk Devrimlerine bakış açısını gösterir niteliktedir. Bu olayı Çetin Yetkin’i “Karşı Devrim 1939-1945” eserinden olduğu gibi naklediyorum:

“Kaşları çatılıverdi Meclis Başkanı’nın (K.Karabekir), Topluluğa döndü. Sert sert:

-Dinlediklerimiz güzel de, bir de Hakkı Tonguç için bir marşınız varmış sizin, şimdi de onu söyleyin bakalım.

Salon durgunlaştı, birbirlerine bakıp kaldı herkes. Öyle bir marş anımsamıyordu kimse…

-Canım, içinde Köylü Efendimiz filan lafları geçiyormuş…

Sıkıntılı bir suskunluk sürüyordu.

-Haaa anladım, dedi Yüksek Köy Enstitüsü Eğitimbaşı Hürrem Arman: Ziraat Marşı çocuklar, Ziraat Marşı, başlayın…

Ölüyü bile canlandıracak güçlü bir ses yükseldi salonda:

Sürer, eker biçeriz, güvenip ötesine

Milletin her kazancı milletin kesesine

Toplandık baç çiftçi Atatürk’ünse…

…Atatürk’ün adı geçince, hop etti yerinden fırladı Karabekir:

-Kesin! Yeter! Diyordu. Hoşlanmamıştı Atatürk’ün adının geçmesinden…

İnönü; Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun uygulanmasını nasıl bir yasayla baştan aşağı karşı olan toprak ağası Cavit Oral’ın eline bırakmışsa, bu kere de Köy Enstitülerinin yıkımı işini aynı biçimde bu kurumlara tümüyle karşı olan Reşat Şemsettin Sirer’e vermişti. Sirer’in bakanlığı 8 Ağustos 1948’e kadar sürdü. Ama İnönü, yıkım işinin iyice sona erdirilmesini isteyerek Milli Eğitimin başına Tahsin Banguoğlu’nu getirdi. Nadir Nadi, “Sirer İş başına geçince her partiden gericilerin yüreğine su serpildi. Bakanlıkta kaldığı süre içinde Demokratların hücumuna, hatta en ufak eleştirisine dahi uğramayan yegâne hükümet üyesi Sirer olmuştu” derken Turan güneş de Sirer ve Banguoğlu için: “Gerici olarak bunu baltalamışlardır… Tahsin Banguoğlu’nun daha sonraki siyasal davranışları da pek o kadar ilerici olmadığını kanıtlamıştır” demektedir.

 Artık kıyım başlamıştı. Önce Köy Enstitülerinin yöneticileri ve öğretmenleri değiştirildi. Arkasından iki bin öğrenci sınıfta bırakılarak enstitülerden uzaklaştırıldı. Babalarına tazminat davası açıldı. 1947’de çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı yasalarla köylerde görev yapan enstitülü öğretmenlerin kurumları ile ilişkisi kesildi. Ellerinden araç gereçler alındı. Yüksek Köy Enstitüsü, 1947-1948 öğretim yılında kapatıldı. 9 Nisan 1947 tarihli genelgeyle karma eğitime son verildi. 20 Mayıs 1947 tarihli genelgeyle enstitü kitaplıklarında sakıncalı görülen kitaplar ayıklanıp yakıldı. 1948’de enstitülerde izlenen programlar öteki okullarınkine çevrildi, iş eğitimine son verildi. Enstitüleri bitiren öğretmenler, ilkokul veya gezici başöğretmenliklere atandı. Birçok enstitü mezunu öğretmenin yedek subaylık hakkı ellerinden alınıp çavuş çıkarıldılar.

Artık, gazetelerde Köy Enstitülü öğretmenlerin komünistlik yüzünden tutuklandıkları haberleri yayılmaya başlandı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü eski müdürü Rauf İnan ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Köy Enstitülerinin kapatılmasının Atatürk Devrimleri karşıtlarınca başlatılan bir Karşı Devrim hareketi olduğunu söylemişlerdi. 1945 yılında Köy Enstitüleri hakkında komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı. Parlamentoda bütçe görüşmelerinde D.P. Milletvekili ve büyük toprak ağası Emin Sazak‘ın Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine Hasan Ali Yücel, Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir şeklinde cevap vermişti Cumhuriyetle kurulan devlet, rejimi korumak ve geliştirmek için yetiştirilen kadroları eziyordu. Roman okumak (Ignazio Silone’nin Fontamara’sı), roman yazmak (Mahmut Makal’ın “Bizim Köy” romanı) tutuklama nedeni olabiliyordu. Mahmut Makal’ın, “Bizim Köy”ü yazınca başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemişti. UNESCO’nun, yazarını dünya gençliğine örnek olarak göstereceği Bizim Köy, her şeyi güllük gülistanlık gösteren CHP’yi tedirgin edecekti. Çünkü bu küçük kitap köy gerçeklerinden söz ediyordu. İşte bu Yüzden Makal, 30 Mart 1950 tarihinde gözaltına alınıp, arkasından tutuklandı. 29 Nisan’a kadar da tutuklu kaldı. 14 Mayıs’ta D.P. iktidara gelince Makal’ı propaganda malzemesi olarak kullanmaya kalkacak ve onu Celal Bayar’ın köyü Umurbey’e telgrafla öğretmen olarak atayacaktı. Atayacaktı ama Makal çok geçmeden D.P.’nin de hışmına uğrayacaktı. Bu ibretlik olayların dışında “Rusya’da aile vardır” ya da “enstitüye gelmeden ağanın koyunlarını güdüyordum” demek, “derse fazla kitapla gelmek”, “doğu’da ağalığın olduğunu söylemek” soruşturma nedeniydi. 1969’da gerçekleştirilen demokratik bir eylem gerekçe yapılarak, 5000 öğretmene maaş kesimi, 200 öğretmene kıdem indirimi cezası verilmişti. Bir bayan öğretmen, elbiseleri parçalanarak bir kamyona koyulmuş ve Kayseri sokaklarında dolaştırılmıştı. Kurultay yapılan binada kuşatılan öğretmenleri yakılmaktan son anda ordu birlikleri kurtarmıştı.

Yakup Kepenek, Köy Enstitülerinin kapatılmasının arkasında yatan hadiseleri şöyle özetler: “Enstitülerin neden yıkıldığı çok açık. Halkın uyanışını, kendi sömürü süreçlerini sarsacak birer tehdit ya da tehlike olarak göre n çevrelerin, enstitülere hoşgörü ile bakması elbette beklenemezdi. Köylü uyanırsa sömürülemezdi, kendisini sömürenlere karşı çıkardı; üreterek ekonomik güç kazanıp çiftçi olunca, asırlardır kendisini uyutarak ezen ve sömürenlerin kölesi olmaktan kurtulacaktı. Bu gelişmeden kimlerin zarar göreceği açıktır…”

Köy Enstitüleri, Toprak reformunun uygulanabilmesinin vazgeçilmez koşuluydu. D.P. iktidarı 27 Ocak 1954’te 6234 sayılı yasayla Köy Enstitülerinin yıkıntılarına da son verecektir. Ama bu olsa olsa bir cenazenin kaldırılmasıydı. Çünkü Enstitüler İnönü zamanında yerle yeksan edilmişti.

                                                                                                          CAHİT ALPTEKİN

NOT: 2. Bölüm Toprak Reformundan bahsedilecektir.

Köy Enstitülerinin listesi

Ad/Bulunduğu İl Kuruluş Tarihi 1946’ya Kadar Çalışan Müdürlerin Adı
Akçadağ / Malatya 1940 Şinasi Tamer, Şerif Tekben
Akpınar-Ladik/ Samsun 1940 Nurettin Biriz, Enver Kartekin
Aksu / Antalya 1940 Talat Ersoy, Halil Öztürk
Arifiye / Sakarya 1940 Süleyman Edip Balkır
Beşikdüzü / Trabzon 1940 Hürrem Arman, Osman Ülküman
Cılavuz / Kars 1940 Halit Ağanoğlu
Çifteler / Eskişehir 1937 Remzi Özyürek, M. Rauf İnan, Osman Ülkümen
Dicle / Diyarbakır 1944 Nazif Evren
Düziçi / Adana 1940 Lütfi Dağlar
Erciş / Van 1948 İbrahim Oymak
Gölköy / Kastamonu 1939 Ali Doğan Toran
Gönen / Isparta 1940 Ömer Uzgil
Hasanoğlan / Ankara 1941 Lütfi Engin, Hürrem Arman, M. Rauf İnan
İvriz / Konya 1941 Recep Gürel, İ. Safa Güner
Kepirtepe / Kırklareli 1938 Nejat İdil, İhsan Kalabay
Kızılçullu / İzmir 1937 Emin Soysal, Hamdi Akman, Talat Ersoy
Ortaklar / Aydın 1944 Hayri Çakaloz
Pamukpınar / Sivas 1941 Şinasi Tamer
Pazarören / Kayseri 1940 Sabri Kolçak, Şevket Gedikoğlu
Pulur / Erzurum 1942 Ahmet Korkut, Aydın Arıkök
Savaştepe / Balıkesir 1940 Sıtkı Akkay

 

Köy Enstitüleri’nde Uygulanan Derslerin 5 Yıla Dağılımı

Ders Hafta
Kültür Dersleri 114
Ziraat Dersleri ve Çalışmaları 58
Teknik Dersler ve Çalışmalar 58
Beş Yıllık Sürekli Tatiller 30

 

 

 

 

Beş Yıllık Eğitim Süresince Kültür Derslerinin İçeriğinin Toplam Saatleri

Ders Saat
Türkçe 736
Matematik 598
Fizik 276
Tarih 232
Yurttaşlık bilgisi 92

KAYNAKÇA

Çetin Yetkin, Karşıdevrim 1945-1950, Otopsi Yayınları, İstanbul 2002.

Hüseyin Gündür Öklem, Olayazdı Köy Enstitüleri Yaşasaydı Bugün Türkiye Nasıl Olurdu?, Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları, Antalya 2009.

Metin Aydoğan, Küreselleşme ve Siyasi Partiler, Umay Yayınları, İstanbul 2006.

M. Lütfi Engin, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Eski Müdürü, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Lurulma Çalışmaları

Mustafa Çıkar, Hasan Ali Yücel ve Türk Kültür Refomu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1998.

Şevket Gedikoğlu, Evreleri, Getirdikleri ve Yankılarıyla Köy Enstitüleri, Ankara 1971.

Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam, C. II Remzi Kitabevi, İstanbul 2009.

Nedim Menekşe, Kapatılışlarının 50. Yılında Köy Enstitüleri Gerçeği, 2005.

 

GEÇMİŞTE YAPILMASINA ENGEL OLUNAN DEVRİMLER IŞIĞINDA GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ YAZI DİZİSİ (1.BÖLÜM: KÖY ENSTİTÜLERİ)” üzerine 2 yorum

  1. Köy enstitülerini merak eden ve tarafsız bir kaynaktan bilgi almak isteyen benim gibi okurlar için çok faydalı bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s