İşbirlikçilerin Bir Milletin Varlığını Peşkeş Çekişi: Özelleştirme

Uzun bir aradan sonra yeni bir yazı ile karşınızdayız. Suni gündem cenneti haline getirilmiş Türkiye’nin gerçek sorunlarını işlemeye devam ediyoruz. Yazımızın büyük kısmı Araştırmacı Yazar Metin Aydoğan’ın “Türkiye Üzerine Notlar 1923–2005” (Umay Yayınları) adlı eserindendir. Daha fazla bilgi edinmek isteyen herkese şiddetle tavsiye ederiz.

Uyumayanların bileceği gibi, ülkemizde kamu kuruluşları özelleştirme adı altında yabancı şirketlere devrediliyor ya da SEKA gibi doğrudan kapatılıyor. Böylece ülkemiz, üretim yapamaz bir hale sokuluyor. İşbirlikçilerin KİT’lerin zarar ettiği yolundaki propagandası gerçeği yansıtmıyor. KİT’ler hazineye yük olmak bir yana ödedikleri vergi ve ettikleri kârlar ile devlete büyük bir gelir sağlıyor(du). Hazine Müsteşarlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu verilerine göre KİT’ler 1992 yılında 3,3 milyar dolar, 1993’te 2,1 milyar dolar, 1994’te 5,6 milyar dolar, 1995’te 7,4 milyar dolar, 1996’da 10,3 milyar dolar, 1998 yılında 4,3 milyar dolar net kâr sağlamışlardı. KİT’ler, 2003’te 13,4 milyar dolar, 2004’te 14,9 milyar dolar net kâr sağlamışlardı.

1997 yılında TEDAŞ 148 trilyon, TMÖ 17,5 trilyon, TEKEL, 15,3 trilyon net kâr etti. 1998 yılında Türk Telekom 111,5 trilyon, Petrol Ofisi 15,7 trilyon, TKİ 12,8 trilyon DHMİ 8,4 trilyon, Türkiye Şeker Fabrikaları 6,3 trilyon lira kurumlar vergisi ödediler. Aynı yıl Ankara’da en fazla kurumlar vergisi ödeyen ilk 10 firmanın 9’u devlet kuruluşlarıydı. Zarar nerededir biz göremedik.

Türkiye’de iş başına gelen hükümetler, IMF ve Dünya Bankasından aldıkları emirler doğrultusunda Özelleştirmeleri uygulamakta ve bunu yaparken halkımıza yalanlar söylemektedirler. 57. Hükümetin Başbakanı Bülent Ecevit 1999 yılında Davos Zirvesinde “Türkiye, yabancı sermaye için bulunmaz bir fırsattır. Çağın ekonomik mucizesini yaratıyoruz” dermişti. Tayyip Erdoğan ise: “Özelleştirme yapmazsak halka ihanet etmiş oluruz”, “Erdemir’i yabancılara söz verdim yerli firmalar olmaz” gibi sözlerle söylemişti. Bence bu sözleriyle Türkiye Cumhuriyetinin değil Emperyalizmin hizmetkârları olduklarını itiraf etmişlerdir.

Dünya Bankasının etkisi danışman firma saptanmasından bedel belirlenmesine ve ihale biçiminden işçi çıkarmaya dek uzanmaktadır. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın 2005’te Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn’a gönderdiği mektupta “açıklanmaması ricasıyla” “2005 Haziranından 2009 Haziranına kadar 21 Kamu İktisadi Kuruluşunun satılacağını, bu süre içerisinde 9381 çalışanın daha işten çıkarılacağını, böylece 2003’ten beri işten çıkarılan çalışan sayısının 29 bine ulaşacağını” belirtiyor, buna karşılık “özelleştirmenin sosyal etkilerinin hafifletilmesi için” 465,4 milyon dolarlık kredinin serbest bırakılmasını diliyordu.

Türkiye’de Özelleştirme adı verilen ihanetin tümü Dünya Bankasına bağlı olarak çalışan ABD danışmanlık şirketlerinin yönlendirmesi altında yapılmaktadır.

BOOZ-ALLEN ve HAMİLTON: TCDD’yi

CS Firs Boston: ERDEMİR’i

Price Waterhause: SÜMERBANK’ı

Samuel Montaqu: PETKİM’i

Chase Manhattan Bank: TÜPRAŞ’ı

Solomon Brothers: PETROL OFİSİ’ni

DEET: KARDEMİR’i özelleştirmek istemektedir ve bu listedeki kuruluşlarımızın bir bölümünün satışı gerçekleşmiştir. Türkiye, yukarıda saydıklarımızla sınırlı olmayan yabancı danışmanlık firmaları tarafından adeta istila edilmiştir. PETKİM’in mali ‘danışman’ı Samuel Montaqu ve Deloite Trouche, teknik danışmanı Trichem ve Chem Systems, ÖİB’nin kuramsal danışmanı Mc Kinsey, “Özelleştirme Uygulamaları Teknik Yardım ve Sosyal Güvenlik Ağı Projesi Danışmanı Coopers & Lybrand’dır.

Biz Uyutulurken Bedavaya Gidenler

1. Fruko-Tamek: %36’sı devlete ait olan şirketin hisseleri 1995 senesinde DYP-CHP Hükümeti zamanında satılmıştı. 1991 yılında bu yüzde 36’lık devlet hissesine 16 milyon dolar değer biçilmişti. Bu hisseler 1995 senesinde 4 yıl önceki değeriyle satıldı. Yani dört yıllık enflasyon göz önüne alınmamıştı. % 36’lık devlet hissesini satın alan şirket, 1997 yılında ayni hisseler için 100 milyon liraya ortak arıyordu.

2. KÜMAŞ: Şirket, madencilik alanında faaliyet göstermekteydi. 1994-1995 yılında 45,6 milyon dolar kar eden bu KİT, yarısı peşin olmak üzere 108 milyon dolara satıldı. Satış öncesi değer tespitinde bulunan firma KÜMAŞ için 99,5, maden rezervleri için 82,1 milyon dolar değer biçmişti. Artı olarak KÜMAŞ’ın devlet bankalarında 40 milyon dolar da parası vardı. Satış işlemlerinin gerçekleştirilmesinden bir gün önce bu paranın büyük bir bölümü alıcı holdingin bankasına devredilmiş, peşin ödemenin yarısından fazlası KÜMAŞ’ın bankadaki bu parasıyla yapılmış, böylece holding KÜMAŞ’ı KÜMAŞ’IN PARASIYLA satın almıştı.

3. ORÜS: Orman ürünleri üreten ORÜS, 1992 Ocak ayında 19,2 milyon dolara satın alınmıştı. Oysaki Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın ABD’li danışman firmaları 1992 yılında ORÜS’ün sadece arsalarına 87,5 milyon dolar değer biçmişti. ORÜS, onca modern tesisiyle arsa değerinin dörtte birinden daha az fiyata elimizden kayıp gitmişti. ORÜS’ün sekiz işletmesinden yedisinde üretim son bulmuş, toplam üretim %78 azalmıştır. ORÜS’ün arsaları bugün TIR parkına dönüşmüştür.

4. 12 Termik Santral: Söz konusu santrallerin işletme hakkı yap-işlet-devret modeliyle 1997 Kasım ayında 20 yıllığına 1,6 milyar dolara özelleştirildi. Santrallerin yıllık kârı 750 milyon dolardı. Yani santraller iki yıllık kârına karşılık 20 yıllığına peşkeş çekilmişti. Üstüne üstlük devlet 20 yıl içerisinde santraller için 2 milyar dolar daha da yatırım yapmayı kabul etmişti. Yani elden çıkarma bedelinden daha fazla masraf yapılacaktı, üzerine para verilerek santraller satılmıştı. Santrallerin işletme hakkını devralan firmalar, elektrik tarife bedellerini istedikleri gibi tayin ederek büyük kazançlar elde ettiler.

5. Petrol Ofisi: Petrol Ofisi Anonim Şirketi 3 Mart 2000 tarihinde 1 milyar 260 milyon dolara satıldı. Yeniden kurulması için 8 milyar dolarlık bir yatırımın yapılması gerektiği hesaplanan Petrol Ofisinin borsa değeri bile 4 milyar 521 milyon dolardı. Petrol Ofisi 1999 yılında kârını % 104 arttırmış, vergilerini ödemiş ve kasasında 379 milyon dolar nakit para biriktirmişti. Bu parayla beraber peşkeş çekildi. Alıcılar peşinatın üçte ikisini Petrol Ofisinin birikmiş parasıyla karşıladılar. Böylece Petrol Ofisi Anonim şirketi de kendi parasıyla satılmıştı. O Petrol Ofisi ki son on yıl içinde ortalama %102 kâr artışı sağlamış ve bütün masraflar ve görev zararları düşüldükten sonra yılda 315 milyon dolar kâr etmişti. Yani Petrol Ofisi kendi parası olan 379 milyon dolar düşüldükten sonra kalan 881 milyon dolara satılmıştır ki bu miktar Petrol Ofisinin üç yıllık kazancından azdır.

6. Et ve Balık Kurumu, SEK ve Sümerbank: Et ve Balık Kurumunun özelleştirilen 11 kombinasından 9’unda bir yıl içerisinde üretime son verilmiştir. Üretim % 94, istihdam ise %88 düşmüştür. SEK’nda ise istihdam %57, üretim %33 düşmüştür. Sümerbank’ın altı fabrikası kapatılmıştır. Sümerbank mali açıdan çökertildiği için bütün borçlarıyla beraber devlet tarafından geri alınmıştır.

7. Cep İletişimi: GSM şebekelerinin işletme hakkı 1998’de 25 yıllığına Turkcell ve Telsim’e 500’er milyon dolara satılmıştı. Satış bedelini devlete ait teşvik kredileriyle karşıladığı açıklanan bu firmalar iki yıl içerisinde abonelerinden “sabit ücret” adı altında tam 627 milyon dolar sağdı. Turkcell ve Telsim 25 yıllık lisans antlaşması bedelinin tamamına yakınını iki yılda sabit ücretle karşılamıştı. Daha sonra devlet tarafından el konulan Telsim de herkesin bildiği gibi adı Yunanistan’da tele kulak skandalına karışmış ve girdiği her yerde bu işlerden sabıkalı Vodafone Şirketine peşkeş çekilmiştir. Bu şirketin İngiliz ve Amerikan gizli servisleri ile bağlantıları bilinmektedir.

8. TEKEL: Şuan gündemde olan bu devlet kuruluşunun 2004 yılında Ankara’da yaptırdığı ikiz kuleler 100 milyon dolara Türkiye Odalar ve Borsala Birliğine satıldı. Oysa TEKEL, bu binalara 210 milyon dolar harcamıştı. TEKEL, bu satışla 110 milyon dolar zarara sokulmuştu.

 9. Eti Holding Kuruluşları: Kuruluşu Atatürk devrine uzanan Eti Holding’e bağlı Eti Elektrometalürji, Eti Krom, Eti Gümüş ve Eti Bakır da peşkeş çekilmiştir.

Eti Elektrometalürji 6.128 milyonu peşin 15.320 milyon dolara satılmıştı. Kasasında 2,06 milyon dolar nakit, işletmelerinde 3,4 milyon dolar stok bulunan şirket için devlet “işten çıkarılacak işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı” adı altında 5,42 milyon dolar da para vermiştir. Bu paraların toplamı 10,66 milyon dolar ediyordu ki; alıcı firmanın ödediği paranın neredeyse iki katı idi. Böylece alıcı firma Eti Metalürji’yi almak için para ödemediği gibi üzerine de para almış oluyordu.

13,2 milyon dolar peşinata sayılan Eti Bakır’a devlet yine “işten çıkarılacak işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı” adı altında 5.06 milyon dolar aktarmıştı.

Eti Krom ise 29,025 milyon dolara satılırken kasasında 18,9 milyon dolar bulunuyordu.

Kimya, otomotiv, tekstil, inşaat, savaş ve uzay sanayisi gibi alanlarda kullanılan Alüminyum madenini üreten tek kuruluş olan Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş. de özelleştirilmiştir. Alüminyum, Türkiye’de çok bulunan Bor madeniyle birleştirildiğinde stratejik yeni bir alışım olan “Milenyum Metili”nin birleşeniydi. Kuruluş zarar etmediği gibi 2004’te 26,5 milyon dolar kâr etmişti. Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş. tüm mal varlığı ve rezervleri ile birlikte 27 Temmuz 2005’te 305 milyon dolara satıldı. Satıştan bir süre önce, 2003 yılında alınan bir kararla Oymapınar Elektrik Santrali de Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş.’ye devredilmişti. Yani koca Oymapınar Barajı da 305 milyon dolara dâhil olarak peşkeş çekilmişti. Yani Eti Seydişehir+Maden Rezervleri+Oymapınar Barajı= İHANET.

59. AKP Hükümeti’nin atadığı Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, bu satışlar karşı çıkanların eylemlerinin ertesinde 26 Mayıs 2005’te yaptığı basın açıklamasında: “Bir ya da birkaç yıllık kârına satılıyor diye özelleştirmeden vazgeçmeyeceğiz. Üstelik kâr eden kuruluşlar daha kolay satılıyor. Ayrıca, özelleştirilen kuruluşların üretimi durdurması diye bir şey yok. Özelleştirme yalnızca çalışma potansiyeli olan kuruluşların satılmasından ibaret değildir” diyordu. Ağzıma çok ağır şeyler geliyor ya neyse!

10. Türk Telekom: İletişim ciddi ve bağımsızlığını korumak isteyen devletler için çok stratejik, siyasi ve askeri güvenlik için oldukça önemli bir sektördür. Türk Telekom 1 Temmuz 2005’te Lübnanlı Yahudi bir şirkete satıldı. Türkiye’ye çok şeye mal olan ve olacak bu satış AKP tarafından aceleyle yapıldı ve devir sözleşmesi 1,5 ay içerisinde hazırlandı. Türk Telekom A.Ş.’nin karar yetkisine sahip %55’lik hissesi %20’si peşin, kalanı beş yılda eşit taksitle ödenmek üzere satıldı. Satış anında Türk Telekom’un kasasında 1,64 milyar dolar nakit parası vardı. Alıcı firma 1 milyar 310 milyon dolar tutan peşinatı, Telekom’un kendi kasasındaki parayla karşılamış, üste de 330 milyon dolar cebine girmiş oluyordu. Lübnanlı Şirket, peşinatın haricinde kalan 5,24 milyar doları 1,04 milyar dolarlık taksitlerle 5 yılda ödeyecekti. Oysa Türk Telekom’un yıllık kârı 2,150 MİLYAR DOLARDI! Kâr hiç artmasa bile, bunun 1,048 milyar dolarıyla taksit ödenecek, üstüne de 1,102 milyar dolar kalacak, Lübnanlılar beş yılda 5,510 milyar doları cebe indirecekti ki, Cem Yılmaz sağ olsun kârlarını arttırdılar. Türk Telekom üstüne 5 milyar dolar da para verilerek elden çıkarıldı.

Güvenliğini düşünen hiçbir devlet iletişimde yabancı sermayeyi kabul etmemektedir. Örneğin, ABD’de iletişime giren küçük bir yabancı sermaye payı için FBI Direktörü Louis Freeh, kongreye rapor üzerine rapor gönderip “iletişim ve ona bağlı olarak ulusal güvenlik için riskler oluşturduğunu” söylemiştir.

1985’ten 2005’e dek geçen 20 yılda 188 devlet işletmesi peşkeş çekildi. Satılan bu işletmelerden 8’i tasfiye edildi, 65’inde üretim son buldu. Üretim zorunluluğuyla özelleştirilen 10 kuruluşun ise bu yükümlülüğü 2007’de son ermiştir. Binlerce işçi, teknisyen ve mühendisi işsiz bırakan özelleştirmeler ile faiz kıskacında üretimsizliğin sonuçlarını yaşayan Türkiye sonucu yok oluş olan yola girdi. Üretimsizlik öyle bir düzeye ulaştı ki bir zamanların sanayicileri kurdukları süpermarketlerde yabancı mallarını pazarlar oldular.

Son Soru: Gelir Elde Ettik mi?

KİT satışları dolayısıyla hazinenin elde ettiği gelir yok mesabesindedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Özelleştirme Yüksek Kuruluna sunduğu rapora göre 1986’dan 1999’a kadar olan devrede tüm özelleştirmelerden, masraflar çıktıktan sonra kalan para 200 milyon dolardır. YENİDEN KURULMASI 35 MİLYAR DOLARA MAL OLACAĞI HESAPLANAN KİT’LER 4.8 MİLYAR DOLARA SATILMIŞ VE BU SATIŞLAR İÇİN 4.6 MİLYAR DOLAR MASRAF YAPILDIĞI BİLDİRİLMİŞTİR. 4.6 MİLYAR DOLARLIK MASRAF ÖDEMELERİNİN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ ABD’YE AİT ULUSLAR ARASI DANIŞMANLIK ŞİRKETLERİNE YAPILMIŞTIR.  

Dünya Bankası ve IMF’nin politikalarının temelinde ulus-devleti çökertecek özelleştirme politikaları vardır. Bu politikalar satın alınmış işbirlikçiler eliyle uygulanmaktadır. BM eski Genel Sekreteri Butros Gali: “Yeterli altyapıya sahip olmayan azgelişmiş ülkelerin özelleştirmeden herhangi bir yarar sağlamaları mümkün değildir. Bu unsurların yeterince gelişmemiş olduğu toplumlarda piyasa ekonomisi kısa sürede bir soygun düzenine dönüşmektedir” sözlerini içeren konuşması gerçeğe parmak basmaktadır. Bu konuşma UNESCO tarafından sansür edilerek yayınlanmıştır. Söz konusu durum BM’nin de kimlere hizmet ettiği konusunda düşünmemizi gerektirmektedir.

Saygılar….

                                                                                              Cahit ALPTEKİN

İşbirlikçilerin Bir Milletin Varlığını Peşkeş Çekişi: Özelleştirme” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s