ERGENEKON HAKKINDA KISA BİR FİKİR JİMNASTİĞİ

Haklıların mahkûm edildiği bir ülkede, bütün doğruların yeri cezaevidir. THOREAU

Yazdığım bu kısa yazı Ergenekon adı altında yürütülen dava hakkında bir vatandaş olarak fikirlerimi içermektedir. Bu yazıyı okuyan siz değerli okuyucularım, fikirlerinizi benimle paylaşıp, eleştirilerinizi esirgemezseniz ve yanlışlarımı düzeltirseniz daha mutlu, içi rahatlamış bir vatandaş olacağım. Sonuçta herkesin gerçeği bilgisi kadardır.

Fikrimce, bu davayı tam tahlil etmek için ABD’nin Büyük Ortadoğu projesini, Emperyalizmin klasik BÖL VE YÖNET mantığını, tarihinden ders almayan milletlerin coğrafyalarının başka milletler tarafından çizileceğini ve Fethullahçı yapılanmanın Türkiye’de ABD desteği ile gerçekleştirmek istediklerini hakkıyla bilmek gerek.

Ergenekon İddianamesinin içine dava ile alakalı alakasız ne varsa sokuyorlar. Kullanım süresi dolmuş hurda silahları gömüp gömüp çıkarıyorlar, sonra da saf vatandaşa ‘bak işte silahlı terör örgütü’ diyorlar. Önce Taraf’ın ABD-Fethullah destekli saldırıları başlıyor, arkadan bütün borazan medya onu takip ediyor.[1] Militarist falan değilim ama gördüğüm Orduya sürekli bir saldırı olduğu ve Fethullahçı yapılanmanın dal budak sardığı Polis teşkilatının da sürekli mevcut arttırımları ve ağır silah alımlarıyla TSK’ ya bir rakip haline sokulduğu.[2] Aklıma Hitler’in SS’leri ya da İran’daki Rejim Muhafızları geliyor. Ortada bir çete var, darbe var diyerek bazı alakasız insanları sırf AKP karşıtı oldukları, sırf Fethullahçı yapılanmaya[3] savaş açtıkları, halkı uyandırmaya çalıştıkları için Ergenekoncu yaftasını yapıştırıp hapse atıyorlar. 1 seneyi aşkındır hapiste olup suçunu bilmeyenler var. Emekli ve muvazzaf askerler, yazarlar, doktorlar… vs. var. Haklarındaki suçlamayı bilmeden Silivri Toplama Kampında yatmaktalar. Bu tür durumlar faşist idarelerde polis devletlerinde, dikta rejimlerinde olur. Bir tarafta bunlar olurken, diğer tarafta Şemdinli de ayağına gelen hâkimin 1 dakika 20 saniyelik yargılamasından sonra “pişman değiliz, liderimizin emri ile geldik” demelerine rağmen pişmanlık yasasından faydalandırılıp törenle, bayramla salıverilenleri görüce mevcut çifte standarda isyan etmemek mümkün mü!

Bu kadar Emperyalist gücün at oynattığı coğrafyada orduya, manevi ve milli değerlere bu kadar çok zarar verilmesini, Samanyolu, TRT, ATV, Kanal 24…vs. gibi kanalların yayınlarını amaçlı, emperyalist emirlerin yansıması olarak görüyorum. George Bush, Irak’a girerken Türkiye için “küresel haçlı seferinin cephe ülkesi”, George Soros: “Türkiye’nin tek ihraç maddesi askerinin kanıdır” demişti. Sözün özü Türkiye ve Türk Ordusu, onların fikrince, emperyalist emellere hizmet etmeli. Etmek istemeyenler tasfiye edilmeli.

Geçmişte ordu, ABD Emperyalizmin yararına çok iş yapmadı mı yaptı. Bunun en bariz örneği 12 Eylül Darbesi idi. 1980 darbesini yapan ordu kurmayları darbeyi ABD’nin yeşil kuşak projesi ve Türkiye’yi ekonomik-siyasi sömürgeleşmeye götürecek 24 Ocak kararlarının rahat uygulanması doğrultusunda verdiği emir üzerine yapmışlardı. K.Evren ve avenesi yok edilesi ABD Maşaları idiler ve yakın zamanda ‘Türkiye Eyaletlere ayrılmalıdır’ diyen K. Evren başta olmak üzere, hala öyleler… (Yeşil Kuşak Projesi’nin amacı Sovyet Rusya’yı güneyden İslami rejimlerle sarıp, nüfuzunun petrol alanlarına uzamasını engellemekti. Zaten K. Evren bu amaç doğrultusunda Kur’an kurslarını, İmam Hatip Okullarını devreye sokmuştu.)

Aynı ordu, ABD 2003’te Irak’a girecekken ortaya çıkan tezkere krizinde karşıt tutuma geçince Ergenekon patlak verdi gibi gözüküyor bana. Şöyle ki ABD, Türk Ordusunun yavaş yavaş kendi kontrolünden çıktığını gördü, bazı şeylerin ayırt edilmeye başlandığını fark etti ve harekete geçti. Komuta kademesinde ABD’ye yakın olanlar bulunmakla beraber ordunun hemen bütün kademelerinde bir uyanış, bir ABD karşıtlığı söz konusu idi.

Ani bir giriş olacak ama şuan moda olan Açılımın özü de, Irak’ı yakın zamanda hemen hemen tamamen boşaltacağını açıklayan, ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt kukla devletçiğinin kendisine sağladığı petrolün akışının herhangi bir sorun çıkmadan devamını (artık bölgede asker beslemek zorunda kalmadan) sağlamaktan ibaret. Bunun için de Türkiye’yi kendi maşaları olarak görüyor ve yönetiyorlar. Bop haritası da Bop’un eşbaşkanı da bu politikanın ürünü. Türk ordusu da bu politikalar çerçevesinde söz dinler hale getirilmeli. İşte operasyonun sebepleri!

Ani girişimizden sonra asıl bahsimize dönecek olursak, ABD’ye göre, yılanın başı ezilmeliydi. Tezkere reddedildiği zaman kuvvet komutanı olan artık emekli olmuş paşaların büyük kısmının bugün Ergenekon sanığı sıfatıyla içeriye tıkılmış olması, Kuzey Irak’ta görev yapan Türk birliğinin kafasına çuval geçirilip sorgulanmasının ardından Şırnak’ta görev yaptığı dönemde, Irak sınırında ABD’li albayı soyup sorgulayan, Ankara’da Beyaz Enerji operasyonunu yöneten Emekli Kurmay Albay Aziz Ergen hakkında “Ergenekon’un bir koluna bağlı faaliyet yürüttüğü” iddiasıyla soruşturma başlatılması ve son olarak Poyrazköy davasında tutuksuz yargılanan Albay Ali Türkşen’in Kardak kahramanlarından olması[4] gören gözler için davanın amacına işaret eden çok açık bir gerçek. Biz Ergenekon’u destan olarak okuduk. Şimdiki nesillerin aklına darbe geliyor. Yani işin Psikolojik Harp Yönü de var. Ergenekon tertibi ile yükselen vatanseverliğe, milli değerlere, Atatürk’e, Türk Kavramına saldırılıyor. Dava sayesinde gündem de değiştiriliyor. Vatanın bütün varlığı satılması, Türkiye’nin yıkılması gizleniyor. Bir tek taşla bir sürü kuş avlanıyor. Daha davanın iddianamesi belli değilken adını “Ergenekon Terör Örgütü” olarak koyup yayın yapan kanalları da gördü bu gözler. İşledikleri suçtu, ancak adalet tek taraflı işliyor bu ülkede, AKP borazanları rahat.

Ergenekon’da komutanlar aleyhine gizli tanık olarak ifade verenlerden birinin deşifre olup PKK Militanı çıkması ise terörle mücadele etmiş komutanların teröristlere yargılatılmasından, hesap vermesinden başka bir şey değil. Davada kanıt olarak sunulan CD’lerin sahte olabileceğine dair bilgilerin ortaya çıkması da bir başka facia. Şehitlere “kelle”, Apo’ya “sayın” diyen kanı bozukların bu derece iğrençleşmesi gayet mümkün. Emperyalizmin politikasıdır bu, girdiği yerde kanser gibi yayılır.

Şuan itibariyle Ergenekonla ilgili gördüğüm görüntü: başı deve kuşu, bacakları at bacağı, gövde kedi gövdesi, kuyruk fil kuyruğu. Yani ne buldularsa doku uyar mı uymaz mı demeyip birbirine dikmişler. Frankeştayn olmuş. Medya da yapmış yayınları, yapmış psikolojik harp metoduyla herkesi uyutmuş. Sözün özü Ergenekon’u tertipleyenler ‘darbe yapacaklardı’ diye diye Türk Milletine, Türk Bağımsızlığına son darbeyi indiriyorlar.

“Akıl, kör için göz, ölü için öz, dilsiz için sözdür.”

CAHİT ALPTEKİN


[1] Bazı basın ve medyanın oluşturmakta pay sahibi olduğu duyarsız, tek tip, hayalci, okuma-yazma, araştırma ve ülke çıkarlarına sahip çıkma bilincinden yoksun büyük bir kısım halk kitlesi geleceğimizin tehlikelerle dolu tuzaklarından adeta habersizdir.

[2] Meraklılara Zübeyir Kındıra’nın “Fethullah’ın Copları” kitabını okumalarını tavsiye ederim.

[3] Fethullah Gülen nerede ve onu kim koruyor: ABD ve onun CIA adlı örgütü.

[4] Albay Ali Türkşen’in 14 Temmuz 2010 tarihli savunmasından: “Bu görevlerde yer almakla iyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum. Ancak bugün buraya getirdiler. Hayatta bazı şeyleri eksik yapsaydık, bugün burada olmazdık. Burada olmaktan hiç üzülmüyorum. İnanıyorum ki, bu davanın sonunda beraat edeceğiz. Sadece ailelerimiz yıprandı. Yer aldığım ilk görev 1993 yılında 14,5 ton uyuşturucu yüklü gemi Lucky-S’e el konulmasıdır. İkinci olarak ise, Kardak krizinde adaya çıkan timin komutanıydım. Her iki olayda da tek bir mermi kullanılmadı. Buradakilere baktığınızda terör örgütü şüphelisi olarak görebilirsiniz ama ben Ercan Kireçtepe’ye bakınca Kardak’a gidecek botun benzini olmadığı için kredi kartıyla benzin alan kişiyi görüyorum. O bayrak oradan gidecek diye 3 saat içinde benzini alıp ekmek arası peynir yaparak oraya gittik. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’yı arıyor. O da bizi aradı. Ben nasıl ‘Komutanım benzin yok’ diyeyim. Şimdi ise burada terör örgütü üyeliğinden yargılanıyoruz.” Türkşen mahkeme heyetine Kireçtepe’nin kullandığı kredi kartının 1996 yılına ait 16 lira 73 kuruşluk fişini gösterdi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s