AYRIŞMAK YA DA AYRIŞTIRILMAYA KARŞI: AYRIŞMAMAK!

Ayrışmak ya da Ayrıştırılmak, Ayrıştırılan biz, bizi ayrıştıranlar ise Emperyalist güçler. Aylardır açılımla saçılan, ülkemizde biz de fikir belirtelim, gördüklerimizi, bildiklerimizi paylaşmak istedik. Seviyeyi koruyan her eleştiriye açığız. Yusuf Suresinde denildiği gibi: “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen bulunur.”

Aslında ortak kültürü paylaşıyorsa bu insanlar (ki doğum, ölüm, evlenme… vs. adetleri; tepkileri, namus kavramları, sevinçleri, hüzünleri hep aynıdır bu insanların.) birbirimizi sen şusun ben buyum diye kategorize etmemizin veya bunu yapanlara prim vermemizin bir manası yok, ama zararı çok.

Folklor araştırmaları aslında bu toprakların insanlarının ne kadar ayniyet gösterdiğini ortaya koyuyor. Mesela Tunceli’de Şavak Kürtlerinin kilimlerine kadar işledikleri motiflerin Orta Asya’da 5 bin yıllık Pazırık kurganından çıkarılan kilimin motifleri ile aynı olduğunu, bu motiflerin Edirne’ye kadar bütün Türk dünyasında görüldüğünü biliyor musunuz? Mesela Türkiye’de Doğum, Ölüm, evlenme ile ilgili geleneklerin, hayvanlardan günlük eşyalara kadar vurulan damgaların Orta Asya kökenli olduğunu; Ocak Kültü, Dağ Kültü gibi unsurların bulunduğunu ya da 1930’larda Alman dilbilimci A.De Groot’ un “Die Hunnen” eserinde Kürtçede tespit ettiği 537 Tane Gök-Türkçe kelime olduğunu ve bu kelimelerin Anadolu Türkçesinde bulunmadığını, bugün kemençe olarak Karadeniz yöresinde kullanılan çalgının yöreye yerleşen Kıpçak Türklerince getirildiğini ve de Çin kaynaklarında “Üç Telli Hun Kemanı” olarak geçtiğini biliyor muydunuz?[1] Bahsettiğim konularda yüzlerce eser var, açınız ve okuyunuz.

Nüfus Konusu: Türkiye’de en büyük yalanların bazıları nüfus konusunda söylenebiliyor. Tabiî ki amaçlı yayılıyor bu tür temelsiz rakamlar. Örneğin çok tartışılan Kürt nüfusu konusu var. Türkiye’deki Kürt Nüfusu konusunda şunu söyleyebilirim: Bilmeyenlerin ya da bilip te amaçlı dillendirenlerin verdikleri 20 veya 35 Milyon gibi rakamlar bütün dünyadaki Kürt nüfusunun tamamına yakın! Hatta fazla. Eğer kendi kaynaklarınıza, kendi eserlerinize güvenmeyecek kadar zararlı etki altında kaldıysanız, özellikle Avrupa ve ABD kaynaklı akademik (siyasi amaçlı değil) eserleri inceleyiniz. Türkiye’deki Kürt nüfusu doğru bir biçimde veriliyor. Gerçi benim nüfus rakamıyla işim yok ama böyle arttırımlar Emperyalizmin güdümündeki Sivil Toplum Örgütleri kaynaklı ve bölünmeye hizmet amaçlı. Amaç: Azınlıkların tüm nüfusa oranını %35 veya daha fazla olarak göstermek. Çünkü BM’e ve uluslar arası kurallara göre bir topluluğun federasyon talep edebilmesi için nüfusun en az %35’ini oluşturması gerekiyor. Çeşitli toplulukların abartılan nüfuslarını üst üste koysanız Türkiye nüfusunu aşıyor ya da Türkiye’de hiç Türk kalmıyor![2] Bu Türkler yerin dibine mi girdi acaba? NGO ya da Türkçesiyle Sivil Toplum Örgütleri için Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” isimli güzel bir eseri var, tavsiye ederim.  Ayrıca Ali Tayyar Önder’in “Türkiye’nin Etnik Yapısı” isimli eseri de bilgilenmeniz için yararlı olur kanısındayım.

Bize “Kürtlere azınlık hakları ver” diyen Emperyalist batı kendi topraklarında gayet üniter. Bu ne biçim ikiyüzlülüktür ki Fransa’da Fransız asıllı olmayanların oranı toplam nüfusun %20’si iken Fransa’da da resmi dil Fransızca ve başka bir dili konuşmayı yasaklamış durumdalar. İsveç, İsviçre, Finlandiya gibi ülkelerde ana dil dışında başka dili konuşmak yasak, ABD her 4 yılda bir 4 Temmuzda Anglo-Sakson kökenden olmayan bütün vatandaşlarına bağlılık yemini ettiriyor. 2,5 Sene önce Türkçe Kosova’da konuşulan resmi diller arasından çıkarıldı ve okullardan kaldırıldı, doğuda ise Çin, çoğalmasınlar diye sistemli bir şekilde Uygur kadınlarını kısırlaştırıyor… vs. Türkiye’de şuan bu tür yasaklar var mı, yok. Türkiye’de devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, sokakta insanlarımız istedikleri dilde konuşuyorlar, şarkılarını söylüyorlar, Kürtçe kursları açıldı, ilgi olmadığından kapandı…vs.

Birçok konuda bize şunu yapın bunu edin diyenlerden çok daha hoşgörülü ve medeni bu Anadolu halkı. Kim nereden gelirse gelsin her göreve atanabiliyor, gelebiliyor Tayyip Erdoğan Türk mü, hükümetin birçok bakanı Türk mü, soyları bir araştırılsın! İsmet Paşa’dan beri bu ülkenin gördüğü Cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve genelkurmay başkanlarının hepsi istisnasız Türk müydü? Hayır. Durum böyleyken azınlık hakları, federasyon talep etmek niye! Asıl olan: bizi birlik yapan ortak değerlerdir. O, zayıflatılan ortak değerlerimiz.[3]

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok önemli ve stratejik, bu coğrafya da etnik mensubiyetleri “yok resmi dil verilsin”, “özerklik verilsin” diye kaşırsak Yugoslavya gibi olur sonumuz. 1991 senesinde dönemin Alman Dışişleri bakanı Hans Dietrich Gencher “Türkiye için Yugoslavya modeli öngörülmektedir” demişti. Bu açıklamadan bir iki sene sonra başlayıp günümüze uzanana süreçte Yugoslavya’nın nasıl parçalandığını ve yaşanan soykırımları anlatmaya gerek görmüyorum. Bugün Türkiye de aynı süreçten geçiriliyor. Ders alalım biraz. Tayyip Erdoğan’ın eş başkanı olduğu Büyük Ortadoğu Projesini ve NATO Brifinglerinde yayınlanan haritasını da bilmek lazım. Emperyalizm Kürtleri piyon olarak kullanıyor. Bu oyuna gelmesin kimse. Bu oyunlara gelmeyelim. Birlikten kuvvet doğar demiş atalarımız. Ayrım değil birlik.

“Bizim Türk halkıyla sorunumuz yok(bazı faşistler hariç) bizi bu hale devlet politikaları getirdi” cümlesi bile ayrımı derinleştirir. Ben, “Benim Kürt halkı ile bir sorunum yok” gibi bir cümle kurmazdım,  kurmuş olsaydım toprağıma, insanıma, kanıma sırtımı dönmüş sayardım kendimi. Tabi ki sorunumuz olmayacak, binlece yıllık soy ve kültür karışmışlığının doğal sonucu bu. Ben Türkiye’de ırkçılığın da tam anlamı ile bilinmediği kanaatindeyim. Bunlar batıda uzun süreç içerisinde oluşmuş ideolojiler. Batının geçtiği aşamaları yaşamamış Anadolu halkı doğunun insanıdır. Batılı değiliz, olamadık. Irkçılığı bilmez gerçek Anadolu insanları.

Maalesef 11 Kasım 1938’den beri, 60 küsur yıldır bu devleti yöneten adam yok. Yönetiliyoruz, yönlendiriliyoruz. Benim günlük sayfamda bir yazım var, linki şu: https://cahitalptekin.wordpress.com/  adı da “ABD ile İmzalanan Sömürge Antlaşmaları” Okumanızı yürekten isterim. Demek istediğim bizi yöneten asıl odakların gelmemizi istedikleri süreç buydu. Emperyalizmin Böl ve Hükmet (Divide and Empera) politikası yararına ayrışmamız.

Çok Uluslu şirketler, dünya üzerinde, özellikle de enerji coğrafyalarında, güçlü ulus-devletler istemiyorlar. Bu yüzden etnik mensubiyetler kaşınıyor. Emperyalist güçler için ufalanmış ve birbirine düşman hale getirilmiş unsurların bulunduğu coğrafyalara girmek, yerleşmek çok daha kolay olacaktır. Türkiye’de bugün İnsan Hakları yoktur. Ancak Emperyalizmin kendi yararına dayattığı bir “insan hakları emperyalizmi”nden söz edilebilir. Şu an Ulus-devleti federasyona çevirmeye yönelik her teşebbüs, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, emperyalizmin(çok uluslu şirketlerin) çıkarlarına hizmet eder.

GAP Projesi ve doğu Anadolu’nun, bölgenin geleceğini belirleyecek, su kaynakları düşünüldüğünde mesele daha rahat anlaşılabilir. TPAO’nun verilerine göre güneydoğu ve doğu Anadolu’da derin sondaj makineleriyle çıkarılabilecek petrol de bulunmaktadır. Bugün başta ABD’yi yönlendiren çok uluslu şirketlerin büyük kısmının sahibi Yahudi sermayesidir ve İsrail’in Fırat ve Dicle hakkındaki emelleri de bilinmektedir. (Su savaşları da yakındır) Fırat ve Dicle’nin yönetimini uluslar arası komisyonlara bırakmamızı teklif etmektedirler. Yabancıya toprak satışını serbest bırakan AKP’dir, GAP Bölgesinde de en çok toprak alan devlet ise İsrail’dir. Museviliğin kutsal kitaplarından TALMUT’da “Vaat edilmiş Toprakların” kuzey sınırı da Fırat Nehridir. İsrail bayrağının iki mavi çizgisinden üstteki Fırat Nehrini, alttaki ise Nil Nehrini simgelemektedir. Ortada ise Büyük İsrail’i simgeleyen Davut Yıldızı bulunmaktadır. Yani kendilerince dini gerekçeleri de vardır!

Bu coğrafyada son 100 yılda yaşananlara bakarsanız Emperyalizmin faaliyetlerini daha iyi tahlil edersiniz. İbni Haldun: “Suyun suya benzediği gibi, hal de geçmişe benzer” sözleri ile günümüzü anlamak için geçmişe bakmanın ne kadar yararlı olduğunu belirtmiştir. Halk kendi kaderini kendi eline alabilecek seviyede olur, kendi ülkesi hakkında kararı bilinç içerisinde, kendisi verirse sağlıklı yönetiliyor demektir. Ancak şu aşamada ve bu bilinç seviyesinde tarihini bilmeyen milletlerin coğrafyalarını başka milletlerin çizmesi kaçınılmazdır. Veyahut Tarihinden ders almasını bilmeyen milletler, onu tekrar yaşamak zorunda kalacaklardır.

Türkiye’yi yönetenler, aslında maşa oldukları için bu noktalara geldik. Mesela: 12 Eylül darbesini yapanlar, o büyük yaraları bırakanlar ABD’nin “bizim çocuklar” dediği kimselerdi. Kısacası bizi yönetenler uzun süredir bizden değil, emperyalizmden yanalar.

Zincirin son halkası da Bop’un eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’dır. Bizim bu durumda birlik olmamız lazım. Kurtuluşun yolu birlikten geçiyor. Ondan sonra ülkemiz için kararı biz veririz.

CAHİT ALPTEKİN


[1] Bu yazıyı yayınladığım şu günlerde yeni kurulmuş Ataşehir Belediyesi bir festival düzenliyor. (2 Temmuz) Adı: “Kardeş Kültürler Festivali” Allah aşkına biz binlerce kabileden meydana gelmiş bir Afrika Cumhuriyeti miyiz ki, yüzlerce farklı kültür mü var bu memlekette ki böyle saçma sapan, belki de amaçlı isimler koyuyorlar. Amacınız ne, açılımın zararlı mahsulleri! Bu milletin paylaştığı kültür tek. Akademik araştırmalarla da kanıtlanmış gerçekler duruken bu ne cahilliktir ya da hainliktir ki böyle bir ad konuyor. Kültür, meydana gelmesinde binlerce yıllık maddi-manevi birikim olan, bütün milletin ortak değerlerini, tarihini, dinini ve beğenisini içeren bir bütündür. Kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültür kavramını kullananlar, önce bu kavramın neyi ifade ettiğini öğrensinler! “İşi ehline bırakacaksın” diye boşuna dememiş atalarımız!

[2] Konu hakkında çok daha geniş bilgi sunan eserler bir yana, en azından Jean P. Roux’un Türklerin Tarihi isimli çok satılan eserinde verdiği nüfus rakamlarına bakınız.

[3] Bugün Milletimizi sevinç ve kederde birleştiren birçok ortak değerimizin aşındırıldığını görüyoruz. Tarihin en kanlı savaşlarından Çanakkale Savaşı: centilmenler savaşı olurken, Kurtuluş Savaşı önemsiz bir çatışma gibi gösterilmeye çalışılıyor. Sevr’i unutturmaya çalışanlar Lozan’ı hezimet sayıyorlar, yapıp ettikleri belgeleriyle ortada olan Vahdettin’e kahraman diyorlar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s