Ey Bakarkörler! 12 Haziran 2011 Türkiye Cumhuriyetinin Yıkılıp Yıkılmamak Seçimidir!

Hiç lafı dolandırmadan, söyleyeceklerimizi doğrudan doğruya yazmamızı gerektiren bir durumdayız.

Geldiğimiz noktada ülkemiz işbirlikçilerin yönettiği, emperyalizmin her çeşidiyle saldırılan, yıkılışa sürüklenen bir duruma gelmiştir. Bu noktada cahil bırakılmış, bu yüzden, cehaletin bütün kötülüklerin anası olduğunun farkına varamayan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağından habersiz, bu bakımdan da fikir sahibi olduğunu zanneden; sonuçta kendi elleriyle ülkesini çöküşe götüren şuurunu kaybetmiş bir halktır benim halkım. Sadece terör bile son dokuz senede sıfırdan ülkenin bölünmesi noktasına gelmişse ve buna rağmen halkın çoğunluğunu oluşturan bakarkörler çok mutlu ve memnunsa bunun açıklaması kara bir cehalet, müthiş bir şuursuzluk ve de duyarsızlıktır. Cahil ve aç bırakılmış milletler milli reflekslerini ve düşünme yeteneklerini kaybetmişlerdir. Bunun sonucu olarak Futbol takımı tutar gibi parti tutarlar, kutsal değerleriyle oynayanları samimi zannedip severler, bu noktada satılmış bir medya devreye girer ve beyin yıkar. Devleti yönetenler ile bu kişilerin medya ve iş dünyasındaki peykleri Tarih Şuurundan, bununla bağlantılı olarak da Vatan Sevgisinden yoksun oldukları için (badem bıyıklıların dinleri imanları paradır) kolaylıkla işbirlikçiliğe ve ihanete girişmekten kaçınmamaktadırlar. Sonuçta bizim insanlarımız bir çuval pirince oylarını verirler, televizyon ekranlarından, kendileriyle dalga geçilircesine, alenen söylenen yalanlara inanır, düşünmeye güç yetiremezler. Maslov’un Temel İhtiyaçlar Hiyerarşisi Türk Milletinde vücut bulmaktadır. Temel İhtiyaçlarını karşılayamayan insanlardan oluşan toplumlar iyi ile kötüyü ayırt edemez. Bilerek ve kötü niyetle bu millet cahil ve aç bırakılmıştır.

Friedrich Nietzsche bu durumu çok güzel tanımlamıştır:

“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.”

Bir kez daha görevimizi yapalım ve AKP’nin icraatlarını sıralayalım:

Kasım 2002 Tayyip Erdoğan: “AB üyeliği için Kıbrıs’ta taviz”

“AB üyeliği için gereken her şey yapılır” diyerek AB cilik bayrağını devralan Tayyip Erdoğan, AB liderlerine Kopenhag da müzakere tarihi karşılığında Annan Planı nın müzakere edilebileceğini söyledi.

Kasım 2002 Denktaş, hasta yatağında kuşatıldı

Annan Planını kabul etmeye yanaşmayan Rauf Denktaş a karşı AKP cephesi yoğun bir saldırı başlattı.

Kasım 2002 Tayyip, Yunanlıları sevindirdi…

Kopenhag Zirvesi öncesi destek için AB turuna çıkan Tayyip Erdoğan, en büyük ilgi ve desteği Yunanistan’da aldı. Yunanlıların “Şahin olmayan ilk Türk” diye açıktan desteklediği Tayyip Erdoğan, Atina’da sevgi gösterileriyle karşılandı ve konuşması Yunan TV’lerinde canlı yayımlandı.

Aralık 2002 Tayyip Erdoğan, daha Başbakan olmadan Bush’a gidiyor

Irak işgali için Türkiye’nin desteğini almak isteyen Bush, Tayyip Erdoğan’ı henüz Başbakan olmamasına karşın Beyaz Saray’a kabul etti. Tayyip Erdoğan’ın Bush ile yaptığı görüşmede ve bu görüşmeden 10 saat önce Wolfowitz ve Grossman ile neler konuştuğu bilinmiyor.

Ocak 2003 Kendi kendini affeden Maliye Bakanı!

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, hayali ihracattan yargılanırken Bakan olunca ilk iş olarak yargılandığı davayı düşürecek bir vergi affı hazırladı.

Nisan 2003 Güney Kıbrıs, AB’ye üye oldu

AB 16 Nisan zirvesinde Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni kuzeyi de kapsayacak şekilde “Kıbrıs” olarak üye kabul etti. Abdullah Gül, buna karşı çıkacağına Rum lider Papadopulos’a zeytin dalı uzattı.

Mayıs 2003 AB’ye Uyum Paketi: Kürtçe yayın serbest, Kürtçülüğe ceza yasak

AKP, 6. Uyum Paketi’ni hazırladı. Bu yeni düzenlemeyle adeta PKK’nın tüm siyasi talepleri yerine getiriliyordu: Kürtçe yayın, eğitim, isim koyma ve propaganda serbest bırakılıyor. Terörle Mücadele Yasası’nın bölücülük karşıtı 8. maddesi kaldırılıyor, yabancı kuruluşlarının seçimlere gözlemci göndermesi serbest bırakılıyor. Başta MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç olmak üzere Ordu, bu paketi sert bir şekilde eleştirdi.

Mayıs 2003 Kamu Reformu adı altında üniter devlet parçalanıyor

AKP, yerel yönetimlere geniş yetkiler getiren bir Kamu Yönetimi Temel Kanunu tasarısı hazırladı. Bu reforma göre, Türkiye’nin üniter yapısı parçalanıyor ve ülke adım adım eyaletlerden oluşan federal bir yönetime gidiyordu. Bölücülüğü ve gericiliği güçlendirecek reform büyük tepkiler sonucu rafa kaldırılmak zorunda kaldı.

Mayıs 2003 AKP vatan toprağını satışa çıkardı

19 Temmuz 2003’te yabancılara toprak satışını mümkün kılan 4916 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasanın çıkmasının ardından özellikle verimli GAP bölgesi toprakları ve turistik sahil şeridinde yoğun toprak alımlarına rastlandı. AKP iktidarı boyunca madenler dâhil, topraklarımızın %13’ü yabancıların eline geçti.

Haziran 2003 Kerkük’e Kürt vali atandı

ABD Irak’ı işgal ettiğinde Kürtlerin ilk işi Kerkük’teki tapu kayıtlarını yağmalamak olmuştu. Kerkük’ü sözde Kürdistan’ın başkenti yapmak isteyen Kürtler, şehri Araplardan ve Türkmenlerden temizleyerek bir Kürt şehri haline getirmek istiyorlardı. Bu planın önemli bir aşaması olarak ABD Kerkük’e bir Kürt’ü vali olarak atadı. AKP hükümeti konuyla alakalı hiç bir açıklama yapmadı.

Haziran 2003 Kürtler artık ayrı devlet isteyebilir: İkiz Sözleşmeler kabul edildi

“Azınlıkların siyasal ve kültürel hakları” ile “kendi kaderini tayin hakkı”nı tanıyan iki Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (ikiz Sözleşmeler) TBMM tarafından kabul edildi. Böylece Kürtçülük ve bölücülük yasallaşmış, ona karşı mücadele ise uluslararası hukuk karşısında yasadışı hale gelmiş oluyordu.

Ağustos 2003 PKK’lılara af çıktı: Eve Dönüş Yasası

Silah bırakan tüm teröristlere af imkânı veren geniş kapsamlı bir af yasası çıktı. Kamuoyunda Eve Dönüş Yasası olarak bilinen yasayla PKK’ya darbe vurulmadı, aksine bölücü terör artmaya başladı. Sivas Katliamı sanıklarının da yasa kapsamına alınması büyük tartışma yarattı.

Ağustos 2003 Kerkük’te Türkmen katliamı

Türk Ordusu Süleymaniye’de başına çuval geçirilerek Kuzey Irak’tan uzaklaştırıldığı için Türkmenleri koruyacak bir güç de kalmadı. Kürtler, bu durumdan yararlanmaya başladı. Kerkük’te ABD’nin desteklediği Talabani’ye bağlı peşmergeler 7 Türkmeni öldürdü. AKP iktidarının yine kılı bile kıpırdamadı.

Kasım 2003 PKK Adliye basıp karakol taşladı

Eve Dönüş Yasası’nın sonuçları alınmaya başlandı. İstanbul’da PKK’lılar Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nü taşladı, Sultanahmet Adliyesi’ni basarak pankart asıp eylem yaptı. 23 değişik ilden otobüslere binerek Gemlik’e, oradan da İmralı’ya gitmek isteyen PKK’lılar İnegöl’de durdurulabildi.

Kasım 2003 Tayyip, Talabani’yi kabul etti

PKK terörü şehirlere kadar inmiş, Kerkük’te Türkmen katliamı yapılırken Tayyip, Talabani ile resmi görüşme yapmaktan çekinmiyordu.

Şubat 2004

Tayyip ABD’de Bush’la, Fethullah’la ve Nakşî Şeyhiyle görüştü, Yahudilerden “Cesaret Ödülü” aldı ve 2. Abdülhamit’in torununu ziyaret etti

Şubat 2004 Ermenilere de tavizler başladı

Tayyip Erdoğan, Ermeni meselesinde de uzlaşma çağrıları yapmaya başladı. Ermeni meselesinin özü sanki bir tarih sorunuymuş gibi, Ermeni tarihçilerine beraber çalışma çağrısında bulundu.

Ekim 2004 Türk düşmanı Papanın heykeli altında imza

29 Ekim 2004’te, yani Cumhuriyetin 81. kuruluş yıldönümünde Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan AB Anayasasına imza koydular. Üstelik Haçlı Seferleri düzenlemiş Türk düşmanı X. Innocentius un heykeli önünde…

Ocak 2005 Türkiye PKK’yla savaşı ABD’ye havale ederken, ABD’li yetkililer PKK ile görüşüyor

Abdullah Gül, ABD’yle PKK’ya karşı mücadele etmesi için görüşmelere başladı. Tam da o günlerde ABD’li bir askeri yetkilinin PKK’lılarla yaptığı görüşmenin fotoğrafları ortaya çıktı.

Mart 2005 İsrail seninle gurur duyuyor!

Tayyip Erdoğan, İsrail’de Şaron’u ziyaret etti. Amaç İsrail’le dostluğun geliştirilmesi.

Temmuz 2005 KiT’leri sattılar

AKP iktidarı döneminde Türkiye en büyük özelleştirmeleri yaşadı. Temmuz 2005’te bunların en büyüğü olan Telekom özelleştirmesi 6,5 milyar dolar tuttu. AKP döneminde yapılan önemli özelleştirmeler ise şunlardı: Petrol Ofisi, Petkim, Telsim (Cem Uzan’dan el konuldu TMSF tarafından satıldı), SEKA, Sümerbank, İGSAŞ, Erdemir, TÜPRAŞ, Eti Alüminyum, Etibank, İşdemir vs…

Burada biraz ara verip, veriler ışığında AKP öncesinden günümüze uzanan süreçte özelleştirmelere bakalım:

Ülkemizde kamu kuruluşları özelleştirme adı altında yabancı şirketlere devrediliyor ya da SEKA gibi doğrudan kapatılıyor. Böylece ülkemiz, üretim yapamaz bir hale sokuluyor. İşbirlikçilerin KİT’lerin zarar ettiği yolundaki propagandası gerçeği yansıtmıyor. KİT’ler hazineye yük olmak bir yana ödedikleri vergi ve ettikleri kârlar ile devlete büyük bir gelir sağlıyor(du). Hazine Müsteşarlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu verilerine göre KİT’ler 1992 yılında 3,3 milyar dolar, 1993’te 2,1 milyar dolar, 1994’te 5,6 milyar dolar, 1995’te 7,4 milyar dolar, 1996’da 10,3 milyar dolar, 1998 yılında 4,3 milyar dolar net kâr sağlamışlardı. KİT’ler, 2003’te 13,4 milyar dolar, 2004’te 14,9 milyar dolar net kâr sağlamışlardı.

1997 yılında TEDAŞ 148 trilyon, TMÖ 17,5 trilyon, TEKEL, 15,3 trilyon net kâr etti. 1998 yılında Türk Telekom 111,5 trilyon, Petrol Ofisi 15,7 trilyon, TKİ 12,8 trilyon DHMİ 8,4 trilyon, Türkiye Şeker Fabrikaları 6,3 trilyon lira kurumlar vergisi ödediler. Aynı yıl Ankara’da en fazla kurumlar vergisi ödeyen ilk 10 firmanın 9’u devlet kuruluşlarıydı. Zarar nerededir biz göremedik.

Türkiye’de iş başına gelen hükümetler, IMF ve Dünya Bankasından aldıkları emirler doğrultusunda Özelleştirmeleri uygulamakta ve bunu yaparken halkımıza yalanlar söylemektedirler. 57. Hükümetin Başbakanı Bülent Ecevit 1999 yılında Davos Zirvesinde “Türkiye, yabancı sermaye için bulunmaz bir fırsattır. Çağın ekonomik mucizesini yaratıyoruz” dermişti. Tayyip Erdoğan ise: “Özelleştirme yapmazsak halka ihanet etmiş oluruz”, “Erdemir’i yabancılara söz verdim yerli firmalar olmaz” gibi sözler söylemişti.

Özelleştirmelerde, Dünya Bankasının etkisi, danışman firma saptanmasından bedel belirlenmesine ve ihale biçiminden işçi çıkarmaya dek uzanmaktadır. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın 2005’te Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn’a gönderdiği mektupta “açıklanmama..sı ricasıyla” “2005 Haziranından 2009 Haziranına kadar 21 Kamu İktisadi Kuruluşunun satılacağını, bu süre içerisinde 9381 çalışanın daha işten çıkarılacağını, böylece 2003’ten beri işten çıkarılan çalışan sayısının 29 bine ulaşacağını” belirtiyor, buna karşılık “özelleştirmenin sosyal etkilerinin hafifletilmesi için” 465,4 milyon dolarlık kredinin serbest bırakılmasını diliyordu.

Türkiye’de Özelleştirme adı verilen ihanetin tümü Dünya Bankasına bağlı olarak çalışan ABD danışmanlık şirketlerinin yönlendirmesi altında yapılmaktadır.

BOOZ-ALLEN ve HAMİLTON: TCDD’yi

CS Firs Boston: ERDEMİR’i

Price Waterhause: SÜMERBANK’ı

Samuel Montaqu: PETKİM’i

Chase Manhattan Bank: TÜPRAŞ’ı

Solomon Brothers: PETROL OFİSİ’ni

DEET: KARDEMİR’i özelleştirmek istemektedir ve bu listedeki kuruluşlarımızın bir bölümünün satışı gerçekleşmiştir. Türkiye, yukarıda saydıklarımızla sınırlı olmayan yabancı danışmanlık firmaları tarafından adeta istila edilmiştir. PETKİM’in mali ‘danışman’ı Samuel Montaqu ve Deloite Trouche, teknik danışmanı Trichem ve Chem Systems, ÖİB’nin kuramsal danışmanı Mc Kinsey, “Özelleştirme Uygulamaları Teknik Yardım ve Sosyal Güvenlik Ağı Projesi Danışmanı Coopers & Lybrand’dır.

Biz Uyutulurken Bedavaya Giden Diğer Kitler

1. Fruko-Tamek: %36’sı devlete ait olan şirketin hisseleri 1995 senesinde DYP-CHP Hükümeti zamanında satılmıştı. 1991 yılında bu yüzde 36’lık devlet hissesine 16 milyon dolar değer biçilmişti. Bu hisseler 1995 senesinde 4 yıl önceki değeriyle satıldı. Yani dört yıllık enflasyon göz önüne alınmamıştı. % 36’lık devlet hissesini satın alan şirket, 1997 yılında ayni hisseler için 100 milyon liraya ortak arıyordu.

2. KÜMAŞ: Şirket, madencilik alanında faaliyet göstermekteydi. 1994-1995 yılında 45,6 milyon dolar kar eden bu KİT, yarısı peşin olmak üzere 108 milyon dolara satıldı. Satış öncesi değer tespitinde bulunan firma KÜMAŞ için 99,5, maden rezervleri için 82,1 milyon dolar değer biçmişti. Artı olarak KÜMAŞ’ın devlet bankalarında 40 milyon dolar da parası vardı. Satış işlemlerinin gerçekleştirilmesinden bir gün önce bu paranın büyük bir bölümü alıcı holdingin bankasına devredilmiş, peşin ödemenin yarısından fazlası KÜMAŞ’ın bankadaki bu parasıyla yapılmış, böylece holding KÜMAŞ’ı KÜMAŞ’IN PARASIYLA satın almıştı.

3. ORÜS: Orman ürünleri üreten ORÜS, 1992 Ocak ayında 19,2 milyon dolara satın alınmıştı. Oysaki Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın ABD’li danışman firmaları 1992 yılında ORÜS’ün sadece arsalarına 87,5 milyon dolar değer biçmişti. ORÜS, onca modern tesisiyle arsa değerinin dörtte birinden daha az fiyata elimizden kayıp gitmişti. ORÜS’ün sekiz işletmesinden yedisinde üretim son bulmuş, toplam üretim %78 azalmıştır. ORÜS’ün arsaları bugün TIR parkına dönüşmüştür.

4. 12 Termik Santral: Söz konusu santrallerin işletme hakkı yap-işlet-devret modeliyle 1997 Kasım ayında 20 yıllığına 1,6 milyar dolara özelleştirildi. Santrallerin yıllık kârı 750 milyon dolardı. Yani santraller iki yıllık kârına karşılık 20 yıllığına peşkeş çekilmişti. Üstüne üstlük devlet 20 yıl içerisinde santraller için 2 milyar dolar daha da yatırım yapmayı kabul etmişti. Yani elden çıkarma bedelinden daha fazla masraf yapılacaktı, üzerine para verilerek santraller satılmıştı. Santrallerin işletme hakkını devralan firmalar, elektrik tarife bedellerini istedikleri gibi tayin ederek büyük kazançlar elde ettiler.

5. Petrol Ofisi: Petrol Ofisi Anonim Şirketi 3 Mart 2000 tarihinde 1 milyar 260 milyon dolara satıldı. Yeniden kurulması için 8 milyar dolarlık bir yatırımın yapılması gerektiği hesaplanan Petrol Ofisinin borsa değeri bile 4 milyar 521 milyon dolardı. Petrol Ofisi 1999 yılında kârını % 104 arttırmış, vergilerini ödemiş ve kasasında 379 milyon dolar nakit para biriktirmişti. Bu parayla beraber peşkeş çekildi. Alıcılar peşinatın üçte ikisini Petrol Ofisinin birikmiş parasıyla karşıladılar. Böylece Petrol Ofisi Anonim şirketi de kendi parasıyla satılmıştı. O Petrol Ofisi ki son on yıl içinde ortalama %102 kâr artışı sağlamış ve bütün masraflar ve görev zararları düşüldükten sonra yılda 315 milyon dolar kâr etmişti. Yani Petrol Ofisi kendi parası olan 379 milyon dolar düşüldükten sonra kalan 881 milyon dolara satılmıştır ki bu miktar Petrol Ofisinin üç yıllık kazancından azdır.

6. Et ve Balık Kurumu, SEK ve Sümerbank: Et ve Balık Kurumunun özelleştirilen 11 kombinasından 9’unda bir yıl içerisinde üretime son verilmiştir. Üretim % 94, istihdam ise %88 düşmüştür. SEK’nda ise istihdam %57, üretim %33 düşmüştür. Sümerbank’ın altı fabrikası kapatılmıştır. Sümerbank mali açıdan çökertildiği için bütün borçlarıyla beraber devlet tarafından geri alınmıştır.

7. Cep İletişimi: GSM şebekelerinin işletme hakkı 1998’de 25 yıllığına Turkcell ve Telsim’e 500’er milyon dolara satılmıştı. Satış bedelini devlete ait teşvik kredileriyle karşıladığı açıklanan bu firmalar iki yıl içerisinde abonelerinden “sabit ücret” adı altında tam 627 milyon dolar sağdı. Turkcell ve Telsim 25 yıllık lisans antlaşması bedelinin tamamına yakınını iki yılda sabit ücretle karşılamıştı. Daha sonra devlet tarafından el konulan Telsim de herkesin bildiği gibi adı Yunanistan’da tele kulak skandalına karışmış ve girdiği her yerde bu işlerden sabıkalı Vodafone Şirketine peşkeş çekilmiştir. Bu şirketin İngiliz ve Amerikan gizli servisleri ile bağlantıları bilinmektedir.

8. TEKEL: Şuan gündemde olan bu devlet kuruluşunun 2004 yılında Ankara’da yaptırdığı ikiz kuleler 100 milyon dolara Türkiye Odalar ve Borsala Birliğine satıldı. Oysa TEKEL, bu binalara 210 milyon dolar harcamıştı. TEKEL, bu satışla 110 milyon dolar zarara sokulmuştu.

 9. Eti Holding Kuruluşları: Kuruluşu Atatürk devrine uzanan Eti Holding’e bağlı Eti Elektrometalürji, Eti Krom, Eti Gümüş ve Eti Bakır da peşkeş çekilmiştir.

Eti Elektrometalürji, 6.128 milyonu peşin 15.320 milyon dolara satılmıştı. Kasasında 2,06 milyon dolar nakit, işletmelerinde 3,4 milyon dolar stok bulunan şirket için devlet “işten çıkarılacak işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı” adı altında 5,42 milyon dolar da para vermiştir. Bu paraların toplamı 10,66 milyon dolar ediyordu ki; alıcı firmanın ödediği paranın neredeyse iki katı idi. Böylece alıcı firma Eti Metalürji’yi almak için para ödemediği gibi üzerine de para almış oluyordu.

13,2 milyon dolar peşinata sayılan Eti Bakır’a devlet yine “işten çıkarılacak işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı” adı altında 5.06 milyon dolar aktarmıştı.

Eti Krom ise 29,025 milyon dolara satılırken kasasında 18,9 milyon dolar bulunuyordu.

Kimya, otomotiv, tekstil, inşaat, savaş ve uzay sanayisi gibi alanlarda kullanılan Alüminyum madenini üreten tek kuruluş olan Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş. de özelleştirilmiştir. Alüminyum, Türkiye’de çok bulunan Bor madeniyle birleştirildiğinde stratejik yeni bir alışım olan “Milenyum Metili”nin birleşeniydi. Kuruluş zarar etmediği gibi 2004’te 26,5 milyon dolar kâr etmişti. Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş. tüm mal varlığı ve rezervleri ile birlikte 27 Temmuz 2005’te 305 milyon dolara satıldı. Satıştan bir süre önce, 2003 yılında alınan bir kararla Oymapınar Elektrik Santrali de Eti Seydişehir Alüminyum A.Ş.’ye devredilmişti. Yani koca Oymapınar Barajı da 305 milyon dolara dâhil olarak peşkeş çekilmişti. Yani Eti Seydişehir+Maden Rezervleri+Oymapınar Barajı= İHANET.

10. Türk Telekom: İletişim ciddi ve bağımsızlığını korumak isteyen devletler için çok stratejik, siyasi ve askeri güvenlik için oldukça önemli bir sektördür. Türk Telekom 1 Temmuz 2005’te Lübnanlı Yahudi bir şirkete satıldı. Türkiye’ye çok şeye mal olan ve olacak bu satış AKP tarafından aceleyle yapıldı ve devir sözleşmesi 1,5 ay içerisinde hazırlandı. Türk Telekom A.Ş.’nin karar yetkisine sahip %55’lik hissesi %20’si peşin, kalanı beş yılda eşit taksitle ödenmek üzere satıldı. Satış anında Türk Telekom’un kasasında 1,64 milyar dolar nakit parası vardı. Alıcı firma 1 milyar 310 milyon dolar tutan peşinatı, Telekom’un kendi kasasındaki parayla karşılamış, üste de 330 milyon dolar cebine girmiş oluyordu. Lübnanlı Şirket, peşinatın haricinde kalan 5,24 milyar doları 1,04 milyar dolarlık taksitlerle 5 yılda ödeyecekti. Oysa Türk Telekom’un yıllık kârı 2,150 MİLYAR DOLARDI! Kâr hiç artmasa bile, bunun 1,048 milyar dolarıyla taksit ödenecek, üstüne de 1,102 milyar dolar kalacak, Lübnanlılar beş yılda 5,510 milyar doları cebe indirecekti ki, Cem Yılmaz sağ olsun kârlarını arttırdılar. Türk Telekom üstüne 5 milyar dolar da para verilerek elden çıkarıldı.

Güvenliğini düşünen hiçbir devlet iletişimde yabancı sermayeyi kabul etmemektedir. Örneğin, ABD’de iletişime giren küçük bir yabancı sermaye payı için FBI Direktörü Louis Freeh, kongreye rapor üzerine rapor gönderip “iletişim ve ona bağlı olarak ulusal güvenlik için riskler oluşturduğunu” söylemiştir.

1985’ten 2005’e dek geçen 20 yılda 188 devlet işletmesi peşkeş çekildi. Satılan bu işletmelerden 8’i tasfiye edildi, 65’inde üretim son buldu. Üretim zorunluluğuyla özelleştirilen 10 kuruluşun ise bu yükümlülüğü 2007’de son ermiştir. Binlerce işçi, teknisyen ve mühendisi işsiz bırakan özelleştirmeler ile faiz kıskacında üretimsizliğin sonuçlarını yaşayan Türkiye sonucu yok oluş olan yola girdi. Üretimsizlik öyle bir düzeye ulaştı ki bir zamanların sanayicileri kurdukları süpermarketlerde yabancı mallarını pazarlar oldular.

59. AKP Hükümeti’nin atadığı Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, bu satışlar karşı çıkanların eylemlerinin ertesinde 26 Mayıs 2005’te yaptığı basın açıklamasında: “Bir ya da birkaç yıllık kârına satılıyor diye özelleştirmeden vazgeçmeyeceğiz. Üstelik kâr eden kuruluşlar daha kolay satılıyor. Ayrıca, özelleştirilen kuruluşların üretimi durdurması diye bir şey yok. Özelleştirme yalnızca çalışma potansiyeli olan kuruluşların satılmasından ibaret değildir” diyordu.

Gelir Elde Ettik mi?

KİT satışları dolayısıyla hazinenin elde ettiği gelir yok mesabesindedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Özelleştirme Yüksek Kuruluna sunduğu rapora göre 1986’dan 1999’a kadar olan devrede tüm özelleştirmelerden, masraflar çıktıktan sonra kalan para 200 milyon dolardır. YENİDEN KURULMASI 35 MİLYAR DOLARA MAL OLACAĞI HESAPLANAN KİT’LER 4.8 MİLYAR DOLARA SATILMIŞ VE BU SATIŞLAR İÇİN 4.6 MİLYAR DOLAR MASRAF YAPILDIĞI BİLDİRİLMİŞTİR. 4.6 MİLYAR DOLARLIK MASRAF ÖDEMELERİNİN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ ABD’YE AİT ULUSLAR ARASI DANIŞMANLIK ŞİRKETLERİNE YAPILMIŞTIR.

Özelleştirme süreci AKP’den önce başlamış ve AKP devrinde artan bir ivme ile devam etmiştir. Satışlardan elde edilen gelir Türkiye’nin dış borcunun bir yıllık faizini ödemeye bile yetmemiştir. AKP döneminde ise son 70 yılda alınana yakın dış borç alınmış Türkiye’nin dış borcu 200’den 400 milyar dolarlar seviyesine çıkmıştır. Borsanın %72’si yabancı sermayenin eline geçmiştir. Yine devam etmek gerekirse Türk ekonomisi son 6 yılda İkinci Dünya Savaşı yıllarında bile görülmeyen küçülmeyi yaşamıştır. Bunu Türk ekonomisi istikrarlı diye haberler yapan bir kısım yabancı basın bile yazmıştır! İşsizlik konusuna değinmiyorum bile, yalnız Türkiye’nin bütün zenginliğini yaklaşık %10’luk bir kesimin elde tuttuğu saklanamaz bir gerçek.

Özet Olarak Yıllar ve Satılanlar

2003 – SEKA Balıkesir İşletmesi satıldı.

2003 – Taksan Takım Tezgahları Sanayi satıldı.

2003 – TZDK Sakarya Traktör İşletmesi satıldı.

2003 – PETKİM Standart Kimya Şirketi satıldı.

2003 – Tekel Çankırı Kaya Tuzlası satıldı

2003 – SEKA Aksu İşletmesi satılı.

2003 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası satıldı.

2003 – Kuşadası Limanı satıldı.

2003 – SEKA Kastamonu İşletmesi satıldı.

2003 – Gerkonsan Gerede Çelik Konstrüksiyon ve Teçhizat Fabrikası satıldı

2003 – Trabzon, Dikili Limanları satıldı.

2003 – SEKA Taşucu Tersane alanı satıldı.

2003 – SEKA Çaycuma İşletmesi satıldı.

2003 – TCDD İzmir Limanı satıldı.

2004 – SEKA Karacasu İşletmesi satıldı.

2004 – EBK Manisa Et ve Tavuk Kombinası satıldı.

2004 – ETİ Bakır İşletmesi satıldı.

2004 – TEKEL Sekili Tuzlası satıldı.

2004 – Bursagaz satıldı.

2004 – ETİ Elektrometaluji satıldı.

2004 – Sümer Holding Bakırköy İşletmesi satıldı.

2004 – Kütahya Şeker Fabrikası satıldı.

2004 – THY’deki kamu hisselerinin % 23’ü satıldı.

2004 – ETİ Gümüş satıldı.

2004 – SEKA Ardanuç İşletmesi satıldı.

2004 – Sümerbank Diyarbakır İşletmesi satıldı.

2004 – Çayeli Bakır İşletmesi satıldı.

2004 – TÜGSAŞ’a ait Gemlik Gübre Sanayi satıldı.

2004 – Tekel Alkollü İçkiler Sanayi satıldı.

2004 – Tekel İçki Bölümü’nün satışının ardından 9 fabrika kapatıldı.

2004 – ESGAZ satıldı.2 004 – ETİ Krom satıldı.

2004 – Tümosan Türk Motor satıldı.

2004 – İGSAŞ ( İstanbul Gübre Sanayi ) satıldı.

2005 – Sümerbank Manisa Pamuklu Mensucat satıldı.

2005 – SEKA’ya ait üretim yapan 120 tesisin yıkımı tamamlandı.

2005 – Şeker Kurumu ve İdare Birimler Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırıldı.

2005 – Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura satıldı.

2005 – SEKA İzmit İşletmesi satıldı.

2005 – ETİ Seydişehir Alüminyum satıldı.

2005 – TÜGSAŞ’a ait Tekirdağ Depoları satıldı.

2005 – TÜRK TELEKOM ( İki Yılık Karına ) yabancılara satıldı.

2005 – Adapazarı Şeker Fabrikası satıldı.

2006 – TÜPRAŞ satıldı.

2 006 – THY’ndaki kamu hisselerinin % 28’i daha satıldı.

2006 – ERDEMİR satıldı. 2006 – Büyük Ankara Oteli satıldı.

2006 – TEKEL Kaldırım Yavşan ve Kayacık Tuzlaları satıldı.

2007 – TCDD Derince Limanı satıldı.

2007 – Deveci Maden Sahası işletme hakkı satıldı.

2007 – Araç Muayene İstasyonu 1. ve 2. Bölgeleri satıldı.

2007 – TCDD Mersin Limanı satıldı.

2008 – PETKİM satıldı.

2008 – TCDD Bandırma ve Samsun Limanları satıldı.

2008 – Ankara Doğalgaz Üretim’e ait 9 Santral satıldı.

2008 – TEKEL Sigara Sanayi İşletmesi satıldı.

2008 – TEKEL’in Adana, Malatya, Tokat, Bitlis ve Samsun Sigara Fabrikaları geniş arsalarıyla birlikte yabancılara satıldı. ( Ardından İstanbul, Adana, Bitlis, Malatya ve Tokat Sigara Fabrikaları kapatıldı. ) 2008 – Türkiye genelinde 60 Yaprak Tütün İşletme Tesisi kapatıldı. 2009 – Başkent Elektrik Dağıtım İşletmesi satıldı. 2009 – Meram Elektrik Dağıtım İşletmesi satıldı. 2009 – Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum ve Çarşamba Şeker Fabrikaları satıldı. Yargı satışı durdurdu.

2011 İDO satıldı.

Hükümetin İcraatlarına kaldığımız yerden devam edelim:

Ekim 2005 Tayyip’in himayesinde Ermeni Sempozyumu

Ermeni tezlerinin savunulacağı Ermeni Sempozyumu Mayıs ayında gerçekleşecekti; ancak büyük tepki toplamış ve yasaklanmıştı. Bizzat Tayyip’in himayesiyle sempozyuma izin çıktı.

Kasım 2005 PKK’lıları serbest bırakan AKP, rektörleri tutukluyor

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Şeriatçı kadrolaşmaya izin vermeyen Rektör Yücel Aşkın, tarihi eser kaçakçılığı yaptığı bahanesiyle tutuklandı. Hukuksuz bu işlem aylar sonra durduruldu ve Aşkın serbest bırakıldı. Bir diğer tutuklu Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı ise intihar etti.

Aralık 2005 Tayyip, Şemdinli’de Türk değil Türkiyeli olduğunu açıkladı

Şemdinli olaylarının peşi sıra Hakkâri’ye giden Tayyip Erdoğan, burada sorumluların kim olursa olsun yargılanacağını söyleyerek Türk Ordusu’na savaş açtı. Bir yandan da Türkiyelilik kavramını yeniden tartışmaya açtı. Tayyip’in TC vatandaşlığı üst kimliği formülünü Apo da benimsedi.

Nisan 2006 Tayyip PKK’yı masaya davet etti

Tayyip Erdoğan, PKK’ya silahı bırakıp masaya oturma çağrısı yaptı.

Nisan 2007 Sizin de babanız Başbakan olursa

Tayyip’in oğlu Burak Erdoğan’ın 2 milyon dolara gemi aldığı ortaya çıktı. (Daha sonra kendisine, devletin parasıyla 60 milyon dolarlık jet ve 500 bin euroluk lüks makam otomobili de aldırdı. Açlıktan ağzı kokanlar hala oy versin!)

Nisan 2007 AKP sınır ötesi harekâta karşı direniyor

Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın birkaç kez, üstelik kamuoyu önünde Kuzey Irak’a girme çağrısı yapmasına karşın, AKP yönetimi ısrarla operasyona karşı çıktı. Operasyon için gerekli tezkere bir türlü geçirilmedi.

Mayıs 2007 Şehit cenazelerinde AKP’ye büyük protesto

Türk milleti AKP’ye öfkesini şehit cenazelerinde kustu. AKP’li bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları cenazelerde protesto edildi. AKP ise, özür dileyeceğine, protestoculara hakaretler yağdırdı, hatta protesto edenler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Mayıs 2007 Ekonomi yabancı sermayeye teslim

AKP iktidarı döneminde ekonominin tüm alanlarında tam bir yabancı sermaye saldırısı yaşandı. Bankacılık sektörünün dörtte biri, sigortacılığın neredeyse tamamı, telekomünikasyon sektörünün yarısından fazlası AKP döneminde yabancı sermayeye devredildi. Oyakbank bile bir Hollanda firmasına satıldı.

Haziran 2007 AKP PKK ile koalisyona hazır

Önceki aylarda PKK’yı masaya davet eden Tayyip’in kastettiği masanın koalisyon masası olduğu ortaya çıktı. Tayyip, DTP ile koalisyon yapabileceğini açıkladı. Zaten Apo da Başbakanın kullandığı kavramların kendisine ait olduğunu söylememiş miydi?

Temmuz 2007 Ermenilerin oyu AKP’ye!

Ünlü Ermeni yazar Etyen Mahçupyan, Ermenilerin seçimlerde AKP’ye oy vereceğini açıkladı.

SON SÖZLER:

Türkiye’de hangi demokrasiden söz ediyoruz. Kaç tane trajikomedi dönüyor gözümüzün önünde. Kör göze parmak gibi! Demokrasinin olduğu bir ülkede halkı aydınlatan, öncü olan gazeteci, aydın tutuklanır mı? Tutuklanırmış. Basılmamış kitaplar toplatılır ve yazarı hapse atılır mı? Atılırmış! Zaten bizde de tutuklandı. Bizimkiler de Silivri-Hasdal zindanlarına tıkıldı. İki seneyi aşkın bir süredir suçunu bilmeden yatan insan olur mu? Oluyormuş! Bu tür durumlar faşist idarelerde polis devletlerinde, dikta rejimlerinde olur. Bir tarafta bunlar olurken, diğer tarafta Şemdinli de ayağına gelen hâkimin 1 dakika 20 saniyelik yargılamasından sonra “pişman değiliz, liderimizin emri ile geldik” demelerine rağmen pişmanlık yasasından faydalandırılıp törenle, bayramla salıverilenleri görüce mevcut çifte standarda isyan etmemek mümkün mü! Başbakan’da bu gelişmeleri güzel şeyler olacak diye kutluyordu. İşçiye, öğretmene, aydına hiç müsamaha göstermeyen devlet nasıl oluyor da PKK’ya ve göstericilerine ve de partilerine taviz üstün taviz veriyor!

Bu kadar Emperyalist gücün at oynattığı coğrafyada orduya, manevi ve milli değerlere bu kadar çok zarar verilmesini, Samanyolu, TRT, ATV, Kanal 24…vs. gibi büyük kanalların yayınlarını amaçlı, emperyalist emirlerin yansıması olarak görüyorum. George Bush, Irak’a girerken Türkiye için “küresel haçlı seferinin cephe ülkesi”, George Soros: “Türkiye’nin tek ihraç maddesi askerinin kanıdır” demişti. Sözün özü Türkiye ve Türk Ordusu, onların fikrince, emperyalist emellere hizmet etmeli. Etmek istemeyenler tasfiye edilmeli.

Geçmişte ordu, ABD Emperyalizmin yararına çok iş yapmadı mı yaptı. Bunun en bariz örneği 12 Eylül Darbesi idi. 1980 darbesini yapan ordu kurmayları darbeyi ABD’nin yeşil kuşak projesi ve Türkiye’yi ekonomik-siyasi sömürgeleşmeye götürecek 24 Ocak kararlarının rahat uygulanması doğrultusunda verdiği emir üzerine yapmışlardı. K.Evren ve avenesi yok edilesi ABD Maşaları idiler ve yakın zamanda ‘Türkiye Eyaletlere ayrılmalıdır’ diyen K. Evren başta olmak üzere, hala öyleler… (Yeşil Kuşak Projesi’nin amacı Sovyet Rusya’yı güneyden İslami rejimlerle sarıp, nüfuzunun petrol alanlarına uzamasını engellemekti. Zaten Kenan Evren bu amaç doğrultusunda Kur’an kurslarını, İmam Hatip Okullarını devreye sokmuştu.)

Aynı ordu, ABD 2003’te Irak’a girecekken ortaya çıkan tezkere krizinde karşıt tutuma geçince Ergenekon patlak verdi gibi gözüküyor bana. Şöyle ki ABD, Türk Ordusunun yavaş yavaş kendi kontrolünden çıktığını gördü, bazı şeylerin ayırt edilmeye başlandığını fark etti ve harekete geçti. Komuta kademesinde ABD’ye yakın olanlar bulunmakla beraber ordunun hemen bütün kademelerinde bir uyanış, bir ABD karşıtlığı söz konusu idi.

Ani bir giriş olacak ama şuan moda olan Açılımın özü de, Irak’ı yakın zamanda hemen hemen tamamen boşaltacağını açıklayan, ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt kukla devletçiğinin kendisine sağladığı petrolün akışının herhangi bir sorun çıkmadan devamını (artık bölgede asker beslemek zorunda kalmadan) sağlamaktan ibaret. Bunun için de Türkiye’yi kendi maşaları olarak görüyor ve yönetiyorlar. Bop haritası da Bop’un eşbaşkanı da bu politikanın ürünü. Türk ordusu da bu politikalar çerçevesinde söz dinler hale getirilmeli. İşte operasyonun sebepleri!

Ani girişimizden sonra asıl bahsimize dönecek olursak, ABD’ye göre, yılanın başı ezilmeliydi. Tezkere reddedildiği zaman kuvvet komutanı olan artık emekli olmuş paşaların büyük kısmının bugün Ergenekon sanığı sıfatıyla içeriye tıkılmış olması, Kuzey Irak’ta görev yapan Türk birliğinin kafasına çuval geçirilip sorgulanmasının ardından Şırnak’ta görev yaptığı dönemde, Irak sınırında ABD’li albayı soyup sorgulayan, Ankara’da Beyaz Enerji operasyonunu yöneten Emekli Kurmay Albay Aziz Ergen hakkında “Ergenekon’un bir koluna bağlı faaliyet yürüttüğü” iddiasıyla soruşturma başlatılması ve son olarak Poyrazköy davasında tutuksuz yargılanan Albay Ali Türkşen’in Kardak kahramanlarından olması gören gözler için davanın amacına işaret eden çok açık bir gerçek. Biz Ergenekon’u destan olarak okuduk. Şimdiki nesillerin aklına darbe geliyor. Yani işin Psikolojik Harp Yönü de var. Ergenekon tertibi ile yükselen vatanseverliğe, milli değerlere, Atatürk’e, Türk Kavramına saldırılıyor. Dava sayesinde gündem de değiştiriliyor. Vatanın bütün varlığı satılması, Türkiye’nin yıkılması gizleniyor. Bir tek taşla bir sürü kuş avlanıyor. Daha davanın iddianamesi belli değilken adını “Ergenekon Terör Örgütü” olarak koyup yayın yapan kanalları da gördü bu gözler. İşledikleri suçtu, ancak adalet tek taraflı işliyor bu ülkede, AKP borazanları rahat.

Bir tarafta bunlar olurken, diğer tarafta Şemdinli de ayağına gelen hâkimin 1 dakika 20 saniyelik yargılamasından sonra “pişman değiliz, liderimizin emri ile geldik” demelerine rağmen pişmanlık yasasından faydalandırılıp törenle, bayramla salıverilenleri görüce mevcut çifte standarda isyan etmemek mümkün mü!Bir tarafta bunlar olurken, diğer tarafta Şemdinli de ayağına gelen hâkimin 1 dakika 20 saniyelik yargılamasından sonra “pişman değiliz, liderimizin emri ile geldik” demelerine rağmen pişmanlık yasasından faydalandırılıp törenle, bayramla salıverilenleri görüce mevcut çifte standarda isyan etmemek mümkün mü!Irak’ta 3 bin civarında aydın, bilim adamı, araştırmacı, doktor öldürüldü. Binlercesi ülkeden kaçtı, çok sayıda insan kayıp… 2003 işgal yılında Irak’ta 45 bin bilim adamı var. Bugün bu 45 bin kişiden kimse kalmadı. Bazıları öldürüldü, bazıları ülkeden kaçtı ya da kaçırıldı. Aydını, bilim adamı yok edilen ülkenin hafızası silinir. Türkiye’de de amaç zaten budur!

İşgalci ülke girdiği ülkenin bütün zenginliklerini talan eder. Bizde kibarlık yapıp(!) borsa ve kredi yöntemiyle soyuyorlar. Sekiz yılda yurt dışına çıkan para 54 milyar dolar. Bizim vatandaşımız fakirleşirken birileri zenginleşiyor. İşgalci ABD askerlerinin yerini F tipi imamın ordusu aldı.

İşgal edilen bir ülkenin haberleşmesi, bankaları ele geçirilir. Bizimkine “özelleştirme” kılıfı uyduruldu. Tarım arazilerimiz “yasa kılıfıyla” ele geçirildi. Çiftçilerimize “ekme” yasağı geldi. İşgal edildiklerini anlamasınlar diye de hektar başı para dağıtıldı. Savaşsız yabancılara ne kadar toprak verdik biliyor musunuz? 54.5 milyon metre kare. Daha yabancı bankaların ipotek ettiği tarım arazilerinden bahsetmiyoruz bile.Maden yasası denilen “işgal yasası” ile maden yatakları küresel sermayenin tekeline verildi.Türkiye’de petrol çıkarma hakkını devlet küresel sermayeye bıraktı.Sıra sularımızın işgaline gelmişti, ona da bir kılıf bulundu: “HES!..” Amerika’dan görev aldığını söyleyen bir zat Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakan yapıldı. Böylece 22 İslam ülkesinin bölünmesinde görev almış oldu. Bop çerçevesinde Diyarbakır’ı yıldız yapma(planlanan Kürt-Yahudi-Ermeni karışımı bir devletinin yıldızı olsa gerek) sözü verdi. Ödül olarak önce Diyarbakır belediye başkanı küfrü bastı. Başbakan olmayı asıp-kesmek olarak algılayan ileri demokrasi(!) mucidi başvekil gıkını çıkartamadı.“Seçilme illüzyonu” ile okyanus ötesinden atanmanın böyle küçük(!) sıkıntıları oluyor demek ki… BOP Eşbaşkanı diyenleri şerefsizlikle suçladı, “ispat edin her şeye varım” dedi. 34 ayrı yerde bop eşbaşkanı olduğunu söylediği konuşmasını verdiler, sağıra yattı. Ve giderek işgal derinleşiyor. Vurmayı planladıkları son darbe için 12 Haziran bekleniyor. Üstelik yeni işgal oyununa Yeni CHP de dâhil oluyor. Yeni CHP ile çıkartmayı planladıkları yeni AB-D yasasını “geniş mutabakatla çıktı” kılıfı uydurularak halka yutturulacak(!)

Yeni CHP Açılımı:

-Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı’na konulan çekinceleri kaldıracak, yerel yönetimler reformu yapacağız.

-Dersim arşivlerini açacağız.

-Talep eden herkese anadilde öğretim sağlanacaktır.

Hiç düşündünüz mü? Aydınlar Türk Devletine kurulan tuzakları halka anlattığı için tutuklanırken, muhalefet bu görevi yeterince neden yerine getirmedi? Kaldı ki onlar çok daha fazla bilgiye sahipler. Onlar ülke için neden bizler kadar endişe duymuyor? Ve neden yeterince muhalefet görevlerini yapmıyor? Hatırlayın geçmiş seçim ve referandumu. Muhalefet ülkeyi eşbaşkan kadar bile neden gezmedi? Bir şüphem vardı; “muhalefet küresel oyunu biliyor ve bu oyuna dolaylı şekilde gerçek muhalefet yapmayarak ortak oluyor.” Yaratılan suni gündemleri ve bu suni gündemlere muhalefetin balıklama atlamasını iyi düşünün.

Belli ki umumi cehalet sistemi besliyor.

Durumun vahametinin farkında olanların, bakıp görebilenlerin, acil olarak, etraflarındaki insanları aydınlatmaya, ayıltmaya çalışmaları gerekmektedir. Düşünenleri görev başına çağırıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s