Kaynakların Şahitliğinde Ongutlar’ın (Öngütler) Menşei Üzerine Bilgiler / Cahit Alptekin*

Tarihte Ongut ya da Öngüt olarak anılan ve Cengiz Han Hanedanı ile akrabalık kuran kavimin Türk veya Moğol menşei üzerine tarihçiler ile sinologlar arsındaki tartışmalar uzun süre devam etmiştir. Biz bu kısa çalışmamızda Ongutların menşeini tespite çalıştık. Ogutların selefleri olduğu düşünülen Sha-t’o Türklerinden bahsettik ve tarihi bağlantıyı oluşturmaya çalıştık. Daha sonra Ongutların menşeleri konusunda çeşitli araştırmacıların düşüncelerini özetledik ve kendi fikirlerimizi de belirterek sonuca varmaya çalıştık. Öncelikle Ongutların Türk tarihi için neden önemli olduğunu ifade etmemiz gerekmektedir.

13. Yüzyılda Ongut halkının çoğunluğu şimdiki Suei-yüan’da Tokto veya Kuei-hua-ç’eng vilayetinde oturuyordu. Bu vilayet, Moğol çağında Tang-şeng adıyla bilinmektedir. Burası, Nesturiliğe çok sıkı bağlı, aynı zamanda Cengizhanlı Ailesi ile yakın akrabalık bağları bulunan Öngüt Hanedanının esas toprakları idi. Bu Nesturi Prenslere karşı, Cengiz Han’ın ailesinin unutmadığını gördüğümüz bir şükran borcu vardı. Ongut Başkanı Alakuş Tegin, hayati bir anda Moğollara çok önemli bir yardımda bulunmuşlardı; 1204’te Naymanlar tarafından Cengiz Han’a karşı kurulan cepheye girmesi istendiğinde o, tam tersine Cengiz Han ile birleşmişti. Naiman elçisini yakalatmış ve elçinin beraberinde getirdiği 6 şişe şarapla beraber onların planlarını Cengiz Han’a haber vermişti.[1] Alakuş Tegin, bu bağlılığını hayatıyla ödemişti. Naymanlara karşı savaşıp ülkesine döndüğünde, Naymanlarla ittifaka taraftar olan boyunun bazı mensupları onu ve büyük oğlu Buyan Şiban’ı katletmişlerdi. Dul karısı, ikinci oğlu Po-yao-ho ile birlikte Yün-çong’ta hayatını kurtarabilmişti. Kin’leri yenen Cengiz Han, Yün-çong’a girdiğinde sadık müttefikinin ailesini Öngüt ülkesinin başına geçirmeyi bütün kalbiyle arzuluyordu. Gene Po-yao-ho, onunla birlikte Harzem seferine katılmıştı. Dönüşte, Cengiz Han, kendisine eş olarak öz kızı Alağay-beki’yi vermişti. Po-yao-ho’nun ölümü üzerine, Cengiz Han’ın doğrudan kızı olarak, Alağay-beki, gayretli bir tarzda Öngüt ülkesini yönetmeye başlamış, kocasının bir cariyeden olan üç oğlu Kün-buka, Ay-buka ve Çolığ-buka’yı kendi öz oğulları gibi (çocuğu olmamıştı) benimsemişti. Bu prenslerin ilk ikisi de Cengizhanlı Prensesleri ile evlenmişlerdi. Kün-buka, Güyük Han’ın kızı Prenses Yelmiş ile ve Ay-buka’da Kubilay Han’ın kızı Prenses Yurek ile evlenmişti. Ay Buka’nın oğlu Körgüz veya Görgüz (Georges) ise arka arkaya Kubilay’ın oğlu Çen-kin’in kızı Prenses Kutadmış ve Temür Kağan’ın kızı Prenses Ayamış ile evlenmiştir.[2] Görüldüğü gibi Ongutlar ile Cengiz Hanedanı arasında akrabalık bağları kurulmuş ve taraflar birbirlerinden kız alıp vermişlerdi. İşte bu akrabalık bağları Ongutları araştırmacılar için önemli bir konu kılmaktadır.

Peki, Ongutlar hangi soydan geliyorlardı. Türk müydüler, yoksa Moğol mu? Çin kaynakları ve Ongutlar kendileri soylarını Sha-t’o Türklerine bağlarlar. Öyleyse Sha-t’o’lar hakkındaki bilgilere bakalım.

A. Özet Olarak Sha-t’o Türkleri’nin Menşeleri ve Tarihleri Hakkında Bilgiler

      1. Sha-t’o’ların Menşeleri

Tarihte büyük işler yapmış ve isimlerini unutturmamış Sha-t’o’ların gerek ismi ve gerekse topluğu oluşturan boylar hakkında Türkologlar ile Sinologlar çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

İlk olarak Joseph Deguignes’e göre “Sha-t’o” adı, Lop Gölü’nün doğusunda bulunan “Sha-t’o” adlı bir çölden gelmekteydi ve Sha-t’o’lar Hunlardan türemişlerdi.[3] Yine Deguignes’e göre, Araplar, Sha-t’o Türklerine “Bagargar” derlerdi.[4]

Rus bilim adamı Barthold’un, “Cha-t’o” kelimesinin Çince “kum çölü insanları” manasına geldiğini, bu kelimenin Çince transkripsiyonunun “Tch’ou-yue” olduğunu ve bunun Türkçe karşılığının da “Tchöl” yani “Çöl” olacağını ileri sürdüğünü görüyoruz.[5] Yine Barthold’a göre Sha-t’o’lar, adlarını Turfan ve Guçen çevresindeki bir yerin “Sha-t’o”(step) olarak bilinmesinden alıyorlardı.[6] Son olarak, Barthold’un fikrince Sha-t’o’lar, “Asıl Türklerden” yani Oğuzlardan çıkmışlardı ve IX. asrın başında Çin’e doğru uzaklaşan bu Türklere, Araplar, “Tuguzguz” yani Tokuz Oğuz adını vermişlerdi.[7]

Chavannes’a göre ise Sha-t’o’lar Batı Türklerinden ayrılan bir boydur. Ch’u-yüeh’lerle aynı köktendirler. Başlangıçta Türklerin Batı ve Doğu olarak bölünüşlerinde, Batı boyları Wu-sun’ların eski topraklarını işgal ettiler ve Ch’u-yüeh ve Ch’u-mi’lerle karışık olarak yerleştiler. Ch’u-yüeh’lerin yerleştikleri Barkul’un (Bar Göl) doğusunda, Sha-t’o isimli büyük bir taşlık çöl vardı, bu sebepten onlara Sha-t’o ismi verildi.[8]

Eberhard’a göre de Sha-t’o’lar Batı Türklerindendir. Doğu ve Batı Türklerinin ayrılışlarında Sha-t’o’lar, Ch’u-yüeh’ler ve Ch’u-mi’lerle birlikte eskiden Wu-sun’ların oturduğu sahaya yerleştiler.  O zaman nispeten küçük bir topluluk olan Ch’u-yüeh kabile birliğinin hâkimiyeti altında yaşıyorlardı.[9]

Cevdet Gökalp’e göre, “Sha-t’o” Çincedir. Anlamı “taşlı, kumlu çöl” demektir. Bu yer, Barkul’un doğusuna düşmektedir. Burada oturan kabileye Çinliler “Sha-t’o” adını vermişlerdir.

T’ang Shu’ya göre, Sha-t’o’lar, Batı Gök-Türklerinin ayrı bir kabilesidirler ve Ch’u-yüeh’ler ile aynı soydandırlar. Gök-Türkler, doğu ve batı olarak birbirlerinden ayrıldıkları zaman batı kabileleri, yani Batı Türkleri Wu-sun’ların eski ülkesi olan Isık Göl ve İli havzasına yerleşmişler ve Ch’u-yüeh-Ch’u-mi karışık olarak oturmuşlardır. Sha-t’o’lar ve Ch’u-yüehler Batı Gök-Türklerinin egemenliğinde, fakat onlardan ayrı bir Türk zümresini teşkil etmişlerdir. Ch’u-yüeh’ler Chin-shan dağında oturuyorlardı. Bu dağ, Barkul’un kuzeyine ve batısına düşer. Şu halde Barkul’un batısında ve doğusunda Sha-t’o’lar oturuyorlardı.[10]

Wu Hsing-tung’a göre de Sha-t’o’lar Türk’tür. Daha doğrusu Batı Türklerindendir. Türkçede, Çincedeki “Kum Yığınları” kelimesi “Çöl” manasına gelir. Bunun Çince karşılığı “Sha-t’o’dur. “Ch’u-yüeh” kelimesi eski Türkçedeki “Çöl” kelimesinden tercüme edilmiş olmalıdır.  M.S. 582 senesinde Doğu ve Batı Türkleri ayrılınca Sha-t’o’lar Ch’u-yüeh ve Ch’u-mi’lerle beraber eski zamanlarda Wu-sun’ların oturdukları sahaya yerleştiler. Görünüşe göre o zamanlarda Sha-t’o’lar nispeten küçük bir grup olarak Ch’u-yüeh kabile birliğinin hâkimiyeti altında yaşıyorlardı. Ch’u-yüeh’ler aslında Chin-shan Dağının güneyinde ve P’u-lei Denizinin doğusundaki yerlerde yaşıyorlarmış. Buralarda çölün bulunması sebebiyle kendilerinden “Sha-t’o Türkleri” olarak bahsedilmiştir.[11]

Ahmet Taşağıl da Gök-Türkler ikiye ayrıldığında Sha-t’o’ların Tanrı Dağları havalisinde Wu-sun’ların eski topraklarında oturduklarını belirterek. Ch’u-yüeh’leri onların ataları olarak gösterir. Yani Ch’u-yüeh’ler, Sha-t’o gruplarının ilk ataları idi. Ch’u-yüeh’ler, Ch’u-mi’ler ve Sir Tarduşlarla beraber karışık vaziyette yaşıyorlardı.[12]

Sencer Divitçioğlu ise, “Oğuz’dan Selçuklu’ya” adlı eserinde Sha-t’o’ları köken olarak “Çiğil Türkleri”ne bağlamaktadır.[13] Bilindiği gibi 10. ve 11. yüzyıllardaki en tanınmış Türk topluluklarından biri de Çigiller’dir. Çiğiller, milattan önceki yüzyıllara uzanan İskitlerin öncüleri sayılan ve daha sonraları Gök Türkler ve Karahanlılarda, devlet idaresinde önemli yeri olan, en eski ve en kalabalık Türk kavminin adıdır. Bunların aslında Karluklar’ın bir boyunu teşkil ettikleri, Mervezi’ye dayanılarak kaydedilmişti. Çigiller, o kadar büyük bir topluluk idiler ki daha 10. yüzyılda müstakil bir Türk kavmi sayılmışlardır. Hududu’l-âlem’de Çigiller’e dair şu bilgiler veriliyor: “Bu Çigiller aslında Karluklar’dandır. Bunların nüfusları çoktur. Çigil ülkesinin doğu ve güneyini Karluk ülkesi, batısını Topsılar’ın yurdu teşkil eder; kuzeyi de Kırgızlar’ın yurdudur.” Ancak şunu da belirtmek gerekir ki incelediğimiz kaynaklarda Sencer Divitçioğlu’nun görüşüne kaynaklık eden bir bilgiye rastlamadık. Bizce Sha-t’o’lar, Çiğillerle sadece Türk olmaları hasebiyle akrabadır. Sha-t’o’ların Çiğillerden çıktıklarına dair herhangi bir bilgi bulmadığımız gibi Gök-Türkler çağında aynı çatıda yeralmalarına rağmen yakın ilişki içinde bulunduklarına dair bir kaynak da bulunmamaktadır. Aslında yetersiz kaynaklarla kesin yargıda bulunmak bizi hatalara da sevk edebilir. İbrahim Kafesoğlu gibi bir uzman bile Sha-t’o’ların kesin olarak Çiğiller ile yakın akraba olup olmadıkları konusunda karar verememektedir. Kafesoğlu, Ch’u-yüeh (Çiğil?) ve Ch’u-mi’lerin(Çumul?) 630’u takip eden yıllarda Gök-Türk Hakanlığının fetret devresinde Beşbalık civarındaki kurak bozkırlara çekildiklerini ve Sha-t’o’ların böylece ortaya çıktığını belirtir.[14]

Peter B. Golden da eserinde[15] Sha-t’o/Çiğil akrabalığını, kesin kanıtı olmasa da, savunmuştur. Ancak Sha-t’o’ların atalarıyla Çiğillerin, incelediğimiz dönemde birbirlerine uzak bölgelerde faaliyet gösterdiğini belirtmek isteriz.

Gülçin Çandarlıoğlu’na göre de Dokuz Tatarlarla beraber bulunan Sha-t’o’lar, Batı Gök-Türkler’in hem “Ch’u-yeh” (Çiğil) hem de “Ch’u-mi” (Çumul) uruğları ile karışmış seçkin bir kolu idi. Bunlar, Batı Gök-Türklerden ayrılıp doğuya gelince, T’ien Shan’a göç eden Wus-sun’ların vatanında, Balhaş kıyıları ve Pei-shan dağlarında yerleşmişlerdi. Sha-t’o’ların neşet ettiği “Ch’u-yeh” ailesi(Bkz. : Ek 10) Ch’u-yüeh boyunun şef ailesi idi ve dolayısyla Sha-t’o’lar Ch’u-yüeh’lerden çıkmışlardı.[16] Zeki Velidi Togan, Chavannes’a atfen ve Rus Sinologlarınca desteklendiğini belirterek Sha-t’o’ların Çumuk’lardan geldiğini söylemektedir.[17] Ch’u-yüeh şubesi Çinlilere Sha-t’o ismi ile maruf idi. Ch’u-yüeh yine birçok şubeden müteşekkil kabileler yığınından ibaret idi. Bunların başında da Gök-Türk sülalesine mensup hanedanın bir kısmı bulunuyordu. (Ch’u-ye Ailesi) Bunlar Uyguristan’ın Barköl (Bars-Köl) civarında yaşıyorlardı.[18] “Çumuk” isminin “Tch’ou-yue” (Fransız transkripsiyonu) veya “Ch’u-yüeh” karşılığı olması gerekmektedir.

Gumilëv ise, Ch’u-yüeh’leri Orta Asya Hunlarının torunları olarak vermektedir.[19] Bu fikre göre “Altı Çub” olarak ifade ettiği Ch’u-yüeh, Ch’u-mi, Çu-mu-kun ve Çuban VII. Yüzyılın ortalarında iki kola ayrılmış ve Ch’u-yüeh’lerden Sha-t’o’lar çıkmışlardır. Ch’u-yüeh’lerin Çin kitabelerinde doğrudan “Batı Türk komşular” olarak zikredilmesi bu tahmini yoruma esas teşkil etmektedir.[20] Gumilëv, “Hunlar” adlı eserinde de Hunların Ch’u-yüeh, Ch’u-mi, Çumukun ve Çuban adında dört kabile teşkil ederek Ch’u-yüeh’lerden Sha-t’o’ların türediğini tekrar etmektedir.[21] Rus tarihçi, Oğuzları da Hunlardan saymakta ve onların Ch’u-yüeh’ler ile akraba olduklarını ifade etmektedir. Genel olarak Rus araştırmacılarda hâkim olan görüş Sha-t’o ve Oğuzların Asya Hunlarının torunu oldukları ve bunların ikisi arasında bir fark olmadığı görüşüdür.[22] Bu görüşü son olarak Lazlo Rasonyı’de tasvip etmiştir.[23]

Sıraladığımız bu görüşler doğrultusunda Sha-t’o’ların, isimlerini Ch’u-yüeh’lerden aldıklarını ve bu ismin kabilenin Barkul’un doğusunda bulundukları kumluk ve taşlık alandan neşet ettiğini söyleyebiliriz. Zaten “Ch’u-yüeh” kelimesi Türkçe “Çöl” kelimesinin Çince telaffuzundan ibarettir. “Sha-t’o” kelimesi ise bizzat “Çöl” kelimesinin Çince karşılığıdır.[24]

Ch’u-yüeh’ler, Sha-t’o’ların atalarıdırlar ve bunların yönetici boyunun unvanı ise “Ch’u-ye”dir. Araştırmacılar hangi Türk boyuyla akraba oldukları konusunda farklı görüşler belirtseler de Sha-t’o’ların Batı Gök-Türk sahasındaki Türk boylarından biri olduğu konusu şüpheye yer verilmeyen ortak görüş oluşmuştur. Sha-t’o’lar Türk’türler ve Batı Gök-Türklerinin hâkimiyetindeki Türklere mensupturlar. Bu fikir kaynakların ve bizim ortak görüşümüzdür.

      2. Tarihleri

Yukarıda da değindiğimiz gibi, Sha- t’o’lar, Batı Gök-Türk ülkesinde doğan boylardan biridir. Batı Gök-Türk Devleti 630 yılında Tung Yabgu’nun ölümü üzerine iç karışıklığa sürüklenmiştir. İşte bu esnada Sha-t’o’lar Tanrı Dağları havalisinde Wu-sun’ların eski topraklarına hüküm sürüyorlardı. Bu sırada Ch’u-yüe boyu onların ataları olarak gösterilmektedir. Yani, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Ch’u-yüe’ler, Sha-t’o gruplarının ilk adı idi. Ch’u-yüe’ler, Ch’u-mi’lerle Sir Tarduşlar gibi karışık bir vaziyette yaşıyorlardı. 630’lardan sonra bir kısım Ch’u-yüeh boyları Batı Gök-Türk Kağanlarından Aşina Mi-che’nin peşinde Çin’e gelirler. Bir kısmı ise Batı Türkleri içinde az çok güçlenen İ-pi Tulu Kağan ve Aşına Ho-lu yönetiminde kalırlar. Bu bir kısım Sha-t’o, T’ang hanedanına isyan ederek Ho-lu’ya destek verirler ancak yenilerek T’ang hizmetine girerler ve 659’dan sonra Sha-t’o’lar, T’ang hanedanının diğer Türk boylarına karşı savaşkan öncü birliği olurlar.

712 Senesinden sonra bağımsızlaşan Sha-t’o’lar, T’ang etkisinden çıkarak Tibet hizmetine girerler. Sha-t’o’lar 808 senesinde Tibetlilerle araları bozulduğundan, Ötüken bölgesine kaçmışlar, ancak orada da fazla kalamayarak Çin’e sığınmışlardır. Çinli kumandanlar bunları kuzey hudutlarını korumakla görevlendirerek, Ordos’un kuzeyinde Ling-Chou civarına Yen-Chou’ya yerleştirmişlerdir. Zamanla bir kısmı Alaşan Dağlarının batısına giden Sha-t’o’ların asıl büyük kısmı ise Ordos’un kuzey doğusuna doğru kaymışlardır.

874’ten itibaren ardı ardına gelen sarsıcı isyan dalgalarında, Sha-t’o’lar, T’ang Hanedanına hizmet etmişler ve yaptıkları hizmetlerle onun 907 senesine kadar yaşamasını sağlamışlardır. Ancak 907 senesinde eski isyancılardan Chu-wen, T’ang Hanedanını yıkıp Sonraki Liang Hanedanını kurunca Sha-t’o’lar mücadeleye girişmişler ve başarılı olarak 923’ten 951 arasında Çin’de Sonraki T’ang (923-936), Sonraki Ch’in (936-946), Sonraki Han(947-950) Sülaleleri ile 951-979 arasında hüküm süren Kuzey Han (Pei-Han) Krallığını kurmuşlardır. 923-979 arası devrede özellikle Sha-t’o – Kitan mücadelesi dikkat çeker.[25]

B. Son Sha-t’o Krallığı Kuzey Han (953-979) ve Ongutlar

950 Senesinde Sha-t’o İmparatoru Liu Ch’eng-yu’yu katleden ve böylece Sha-t’o’ların Sonraki Han Sülalesini yıkan Çinli General Kuo-wei, kendisini “İmparator” ilan edip kurduğu sülaleye de “Sonraki Chou Sülalesi” adını verdiğini ilan ettiği zaman, yıkılmış bulunan “Sonraki Han Sülalesi”nin ilk imparatoru olan Liu Chih-yüan’ın küçük kardeşi Liu Ch’ung da Kuzey Çin’de yine “Han” isminde bir sülale kurup kendisini “İmparator” ilan etti.[26] Bu devlet merkezi Shan-hsi’de yerleşmiş ve başkent olarak T’ai-yüan’ı seçmişti.[27] Böylece bir yanda K’ai-feng’de hüküm süren Sonraki Chou (951-960) ve Song Sülalesi gibi İmparatorluk Hanedanları ile T’ai-yüan’da[28] hüküm süren, yani merkezi Shan-hsi’deki “Pei-Han” (Kuzey Han) Kralları arasında sürekli bir savaş seyri gelişti.[29]

Tarihçiler Kuzey Çin’de Sha-t’o’lar tarafından meydana getirilen bu krallığı güneyde bulunan adaşı ile karıştırmamak için Sha-t’o Devletine “Pei-Han” yani “Kuzey Han”, güneyde Çinliler tarafından meydana getirilmiş Han Sülalesine ise “Nan-Han” yani “Güney Han” ismini vermişlerdir.[30] Sha-t’o’lar tarafından kurulan Han Sülalesi yalnız 12 Bölge’den oluşan bir araziyi kaplaması sebebiyle esasında pek küçük bir krallıktı.[31]

Kendilerini İmparatorluk tahtından edenlere karşı duyulan öc alma hissi ile Shan-hsi’deki küçük krallıklarını da kaybetmemek isteği Sha-t’o’ları Kitanlara (Liao) yaklaştırmış, onların himayesine sokmuştu. Kitanlar mücadelenin içine girmekte tereddüt etmemişler ve ne zaman Sonraki Chou veya Song kuvvetleri T’ai-yüan’ı alıp Pei-Han’a son vermeye niyetlenseler Sha-t’o’ların yardımına koşmuşlardı.[32]

954 Senesinde Liu Ch’ung, Sonraki Chou’ların kurucusu Kuo-wei’nin ölümünden faydalanarak Liao (Kitan) kuvvetleriyle birlikte Sonraki Chou’lara karşı taaruza geçmiş, ancak Kuo-wei’nin oğlu ve halefi yani “Sonraki Chou’nun yeni İmparatoru” Kuo-jung tarafından mağlup edilmişti. Kuo-jung birçok kenti teslim aldı. Kuzey Han ahalisinin bir kısmı dağlara kaçtı. Bu yenilgi Liu Ch’ung’u adeta üzüntüsünden kahretmiş ve 955 senesinde ölümüne neden olmuştu.[33] Bunun üzerine yerine oğlu (daha doğrusu evlatlığı) Liu-ch’eng-chün’ün geçtiğini görüyoruz.[34] Kitanlar Liu-ch’eng-chün’ü İmparator olarak tanıdılar ve bunu onaylayan bir ferman da yolladılar. Kitan desteğiyle Sonraki Chou’lara saldıran Liu-ch’eng-chün başarısız oldu ve geri çekilmek zorunda kaldı.[35]

Sonraki Chou İmparatoru Kou-jung, önce güneye yönelerek, 955 senesinde Hou-Shu’ya (Sonraki Shu), 956 senesinde Nan-T’ang’a (Güney T’ang) ve 959 senesinde Liao’ya (Kitan, Ch’i-tan, Hitay) seferler yaparak büyük zaferler kazanmış; Liao zaferinden sonra güneye dönüşünde öldüğünde yerine yedi yaşındaki oğlu Kuo-tsung-hsün geçmişti.[36] Fakat çok geçmeden bir Çinli general olan Chao K’uang-yin tarafından bertaraf edilmiş ve kurulan Sung Sülalesi ile Beş Sülale Çağı sona ermişti. (960)[37]

Sung Sülalesi T’ai-yüan’da bulunan Pei-Han dışında bütün Çin’in birliğini sağlamıştı. Chao K’uang-yin ise “T’ai-tsu” unvanını alarak İmparator olmuştu.[38] İşte bu sırada Pei-Han (Kuzey Han) İmparatoru bulunan Sha-t’o Türkü Liu Ch’eng-chün, Sung ordularıyla yaptığı birkaç mücadelede başarı sağlayamayınca,  Chao K’uang-yin’e elçi göndererek kendisinin de memleketi idare etmek mecburiyetinde olduğunu ve dolayısıyla İmparator olmak zorunda kaldığını anlatmıştı.[39] Bu durumu şimdilik anlayışla karşılayan Chao K’uang-yin ise ona karşı sefer yapmamıştı.

Liu Ch’eng-chün, tahtı oğlu Liu Hsu-en’e vasiyet edip ölünce Chao K’uang-yin 968’de T’ai-yüan’ı almayı denemiş, ancak her zaman Sha-t’o Krallığının yardımına koşan Kitanlar tarafından engellenmişti.[40] Bu arada Liu Hsu-en de bir saray darbesi sonucu öldürülmüş ve yerine Liu Hsü-yüan geçmişti.[41]

İkinci Sung İmparatoru T’ai-tsong ise Kuzey Han Krallığının yok edilmesi işini ciddiyetle takip etmiş ve 979 senesinde Kitanların müdahalesine rağmen T’ai-yüan’ı kuşatıp almayı başararak Shan-hsi’deki Pei-Han (Kuzey Han) Krallığını ilhak etmeyi başarmıştı.[42] Liu Hsü-yüan ise, Sung İmparatoru T’ai-tsong’a teslim olmuştu.[43] Böylece Sha-t’o’ların Çin’deki rolünün 979 senesinde sona erdiğini görüyoruz.

Artık Sha-t’o’lar, askeri ve siyasi olarak çok yıpranmış, devamlı meydana gelen askeri mücadeleler onların nüfusunu iyice azaltmıştı. Sha-t’o’ların, çevre krallıklara ve özellikle Kitanlara karşı yaptıkları savaşlar zaten T’ang Devrinin sonunda isyan ve savaşlarla berbat bir duruma düşmüş olan Kuzey Çin’i bir harabe haline getirmişti. Güney Çin ise bu mücadelelerden daha az zarar görerek çıktı. Bu durum Çin’in kuvvet merkezinin Güney’e nakledilmesine yol açtı. Artık kuzeybatı ve kuzeydoğu başkentleri Ch’ang-an ve Lo-yang eski önemlerini tamamen kaybettiler.[44]

Yıkımdan kurtulabilen Sha-t’o’lar ise oraya buraya dağılıp hayatlarını sürdürmeye çalıştılar. Genel fikre göre, onların torunları kaynaklarda “Ak Tatarlar” (Beyaz Tatarlar) olarak da bilinen Öngüt Türkleri olacaklar ve Cengiz Han Hanedanına kız alıp veren bir prenslik kuracaklardı.

C. Ongutlar Kimlerdir ve Ortaya Çıktıkları Yer Neresidir

Önemli tarihçi ve sinologlar Ongutların menşei ve de ortaya çıktıkları yer hakkında çeşitli fikirler ileri sürmektedirler.

İlk olarak L. Ligeti’ye göre Huan-ho’nun kuzey dirseğinde Kuku Khoto (Mavi Şehir) şehrinde oturan Ongutlar, Batı Gök-Türk İmparatorluğundan ayrılmış Sha-t’o Türkleri kabilelerindendi. Bu Sha-t’o Türkleri, Çin İmparatorlarının hizmetinde olarak, Mançurya’dan Kansu’ya kadar yayılmakta idiler ve Moğollar onlara “Ak Tatarlar” demekte idiler. Çinlilere göre Ongutların Moğollar zamanındaki başkenti Marco Polo’nun “Tenduc” olarak bahsettiği Tien-dö idi. Dilleri Türkçe olan Ongutlardan Çin tarihçileri bahsederler.[45]

B. Ögel’e göre ise, Ongutlara, Ak Tatarlar da denir. Ongutlar, uzun zaman Gök-Türk hâkimiyetinde yaşadıktan sonra, Çin’in kuzeyine göç eden Sha-t’o Türklerinin Cengiz Han çağındaki nesilleridir. Sha-t’o’ların Türk aslından geldiği herkesçe kabul edilmiştir ve Ongutların Cengiz çağındaki reislerinin isminin Alakuş Tegin olması onların Türklüklerini henüz kaybetmediklerini göstermektedir. Bu çağdaki Ongutların yaşam sahaları Sarı Nehrin kuzey mendireğinin yukarı sahillerinden itibaren yayılıp Yin-Shan Dağlarına kadar uzanıyorlardı. Güneyde Tung-sheng muhtemel olarak kışlakları idi. Batıda da Feng-chou’ya kadar uzanıyorlardı. Ongutlar, din olarak Hıristiyanlığı benimsemişlerdir. Ongutlar, tahsil, terbiye ve nezaket bakımından bu dönemde ün salmışlardı. Ögel’in verdiği bilgilere göre Güney Çinliler, Ongutların tahsil ve terbiyeye verdikleri önemi belirtirken, yalnız kendilerini değil, esir aldıkları Çinli çocukları bile okutarak yetiştirdiklerini belirtiyorlar. Çin’de meşhur simalar çıkarmış olan Yün-ku ailesinin menşei Ongut idi. Ongutlara ait en eski kayıt Chien-yen-Ch’ao-yeh-tsa-chi, İ-chi, 19,10b’deki 1190 senesine ait haberdir.[46]

Z. Velidi Togan ise, Ongutların menşei hakkında, Tatar isminin Orhun Kitabelerince de bilinmesine rağmen bu ismin Gök-Türk ve Uygur devrinden sonra Moğolistan’da yaşayan Türk ve Moğol kavimlerinin genel ismi olarak anıldığını belirtir. Devamında ise Yenisey’deki Tatarların Moğolca konuştuklarını, ancak Çin Seddi yakınlarında yaşayan Çağan Tatarların (Ak Tatar-Ongutlar) ise Türkçe konuştuklarını belirtmektedir.[47]

Peter B. Golden, İç Moğolistan’da Sarı Nehir kıvrımının kuzeyinde bulunan Ongutların, genelde Türk aslından olduklarını belirtmiş, Büyir ve Külün gölleri çevresinde yaşadıklarını, bölgenin en zengin göçebeleri olarak Chin Devleti ile yakın bağları olduğu bilgisini vermiştir. Golden, Ongutların, Moğol hizmetindeki yabancı toplulukların en kalabalık ve etkilisi olduklarını iddia eder ve Yüan Devletinin temel bir güç kaynağı olan imparatorluk muhafızlarına Ongutlarla birlikte Kıpçak, Kanglı ve Karlukların hizmet verdiğini yazar.[48]

J. Paul Roux, Türklerin Tarihi isimli kitabında, Ongutların Çin Seddi boyunca Ordos’un kuzeyi ile Leao-ho’ya kadar Çin Seddi boyunca yerleşmiş olduklarını, bunların Çin’e son Türk harekâtını yapmış çöl insanları olan Sha-t’o’ların çocukları olduklarının öne sürüldüğünü belirtir.[49]

Yine J. P. Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık isimli kitabında, Öngütlerin T’ang döneminde (618-907) Ordos ülkesinde Sarı Irmak’ın kıvrımının kuzeydoğusunda yaşadıklarını belirtir. Yazara göre, ya sürgün ya da göç nedeniyle Kin hükümdarlığı altında ilk yurtlarından Kuzey Mançurya’ya uzanan geniş topraklara yayılmışlar ve Kerülen Vadisinde yaşayan Vahşi Tatarlarla temasa geçmişlerdir.[50]

M. Rosabbı’ye göre, genel olarak Ordos bölgesinde Çin Seddi’nin kuzeyinde, Sarı Irmak’ın önce kuzeye sonra da güneye döndüğü dirseğin sınırladığı bölgede yerleşmiş olan Ongutlar, Cengiz Han ve erken dönem Cengizoğulları ile kader birliği yapan ilk Türk halklarındandı. Her ne kadar Ongutların çoğu göçebe olarak kalmışlarsa da bazıları daha karmaşık bir ekonomi ve kültür geliştirerek şehirlere yerleşmiş, çiftçi, zanaatkâr ve tüccar olmuşlardı. Yabancı tüccarlara ipek elbiseler imal ederlerdi.[51]

L. N. Gumilev’in verdiği bilgilere göre ise, Çin Seddi boyunca, Gobi Çölünün güney kesiminde yaşayan göçebelere “Beyaz Tatarlar” (Ak Tatar) adı verilirdi. Bunların büyük bir kısmını Türk dilli Ongutlar (Sha-t’o’ların torunları) oluşturuyorlardı. Sha-t’o Türklerinin torunları Öngütler, Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Öngütler, Çin Seddi boyunca Yin-Shan Dağlarında yaşıyorlar ve Mançur Kin (Chin) İmparatorluğuna sınır devriye muhafızlığı görevini yerine getiriyorlardı. Yazara göre, diğer birçok göçebe kabilesi gibi, Öngütler de Çinlilerin maddi medeniyet eşyalarını alıyorlar, fakat kategorik olarak Çin manevi kültürü ile ideolojisine sıcak bakmıyorlardı. (TIPKI ATALARI SHA-T’O’LAR GİBİ C.A.) Bu yüzden Nasturilik Öngütler arasında sadık ve ateşli taraftarlar bulabilmiştir.[52]

K. Groenbech ise, eski Moğol tarihinden mühim bir rol oynamış olan Ongutların, hakiki Moğol değil de, asılları Türk olan bir kavim olduğunu belirtir.[53]

R. Grousset, Cengiz Moğollarının esasta Türk olan Altaylardaki Naymanlar, Gobi’deki Keraitler, Çak-har’daki Ongutlar gibi aşiretleri Moğollaştırdıklarını iddia etmektedir.[54]

A. İnan ise, “Nayman Boyu’nun Soyu Meselesi” isimli makalesinde Ongutların etnik yapısı ile ilgili şu bilgileri vermektedir: “Aristov, Çingiz Devrine kadar Moğolistan’ın etnografik durumunu şöyle tasvir ediyor: ‘Güneydoğuda Ongut (yahut Tatabı) boyu, onların kuzeyinde kalabalık Tatar boyları, bunlardan daha kuzeyde ve biraz batılarında Kereyitler, Celayirler ve Moğollar bulunuyordu. Bunların çoğu Onon ve Kerulen Irmakları boylarında idiler. Bu boyların batısında Tamir ve Orhon Irmaklarından İrtiş boyuna kadar Naymanlar, bunların kuzeyinde Selenge Irmağı boyunda Merkitler, Kosogol ve Tannaula’da Oyratlar, Tubalar ve türlü orman ulusları bulunuyordu. Yenisey Irmağında Kırgızlar, bunların batısında Tölesler ve başka boylar…’

Aristov’un bu boylardan Ongut, Nayman, Kereyit ve Tatarların Türk soyundan olduklarını kesin olarak iddia ediyor. Ona göre, Türk boylarının büyük bir kısmı Moğollar tarafından sıkıştırılıp batıya göç ettiler, bir kısmı da Moğolistan’da kalıp Moğollaştılar. Ongut, Celayir, kısmen Kereyit ve Naymanların kaderi böyle oldu.[55]

Naymanların Türk olduklarına delil olarak S. Murayama, Reşid-ed-din’in Baytarak-Belçir denilen bir yer adı hakkında verdiği bilgiyi naklediyor. Bu adı Reşid-ed-din şöyle açıklıyor: ‘Bu yerin Baytarak Belçir tesmiye edilmesinin sebebi şudur ki, bir vakit Nayman Hanı Ongut Hanı’nın kızıyla evlendi. Bu kızın adı Baytarak idi. Naymanlarla Ongutlar hep beraber bu yere gelip düğün yaptılar. Belçir demek otu bol, bereketli step demekti. Bu iki isimden bir isim teşkil edildi. Moğollar bu yer adının manasını iyice anlamadıkları için Baytarak kelimesini Baztarak şeklinde söylediler.’ Murayama’ya göre Naymanlarla Ongutların dilini Moğollar bilmiyorlardı. Çünkü Naymanlar ve Ongutlar Türktü ve Türkçe konuşuyorlardı.

Naymanların Türk ırkına mensup olduklarına delil olarak Murayama’nın gösterdiği delillerden biri de Çin’deki Moğol sülalesinin son zamanlarında yaşamış olan T’ao-tsungi’nin Cho-keng-lu adlı eserinde yaptığı imparatorluktaki ulusların etnik tasnifidir. Bu tasnife göre Karluk, Kıpçak, Asut, Tuba, Kanglı, Uygur, Sartagul, Nayman, Serkes, Töbet, ONGUT, Karakıtay, Kamul… Vs. ulusları Moğol olmayan uluslardandır.”[56]

(Barthold’un Ongutların Moğol olduklarına ilişkin görüşlerine binaen A. İnan cevap veriyor. Bir aşağıdaki A. İnan’ın “Ongutların Menşei Meselesi” Makalesinde Barthold Ongutlara Moğol diyor.) “…V. Barthold’un bu kesin hükümlerinden 40 yıl geçtikten sonra Moğolistan’da yapılan arkeolojik araştırmalarda Ongutların Türk olduklarını kesin olarak ispat eden belge bulundu. Bu belge Süryani harfleriyle Türkçe yazılan Ongut mezar taşlarıdır. Demek oluyor ki arkeoloji araştırmaları tarihçi Barthold’u değil, etnografyacı Aristov’u haklı çıkardı. Çingiz egemenliğini kendi isteğiyle kabul eden Ongut beyinin adının Alakuş Tigin olması da bu boyun Türk olduğuna delalet ediyordu.”[57]

Yine A. İnan, “Ongutların Menşei Meselesi” isimli bir başka makalesinde, Ongutların Türk mü yoksa Moğol mu olduklarına dair şu bilgileri vermektedir: “Malum olduğu üzere Reşid-ed-din, Moğol devrindeki kabilelerden bahsederken: ‘Bugün Moğol adıyla malum olan kabileler Celayir, Tatar, Oyrat, Merkit ve başkalarıdır’ diyor. Onun verdiği bu bilgiye göre Kereyit, Nayman ve Ongutları Moğollardan ayırmak icap ediyor. Şayan-ı dikkattir ki Moğol İmparatorluğuna dâhil kavimleri Yüan-Shih’in tasnifi de Reşid-ed-din’in tasnifini hatırlatıyor. Yüan-shih’e göre Moğolların idaresi altındaki kavimler dört gruba ayrılır: 1-Moğollar ve onlara yakın göçebe kavimler, 2-Nayman, Tangut, Ongut, Ar-hun, Kıpçak, Kanglı ve başkalar, 3-Kuzeydeki Çinliler ve 4-Güneydeki Çinliler.

Ongut kabilesinin adı bu şekliyle ilk olarak ‘Moğolların Gizli Tarihi’nde görülür. Bu kaynağa göre Ongutların Başbuğu Alakuş Tegit idi.[58] Reşid-ed-din ve Ebul Gazi’de Alakuş Tegin’dir. Ebul Gazi, Ongutların Türk olduğunu belirtiyor. Ongutlar, Cengiz’in zuhuru devrinde Sarı Irmak civarından geçen Çin Seddi yakınlarında, Kin (Chin) Devleti sınırında bulunuyorlardı. Bu kabile Kin hükümetinin hudut bekçiliğini yapardı. Ongut Beyi Alakuş Tegin, Moğolların Gizli Tarihinde Alakuş-tegit-kuri olarak yazılmıştır ki buradaki ‘kuri’ koruyucu muhafız demek olsa gerek. K. Groenbech’in ‘iç Moğolistan’da Türk Yazıtları’ makalesinde verdiği bilgiye göre Türkçe yazılı Ongut Mezar taşları Pailing miao civarında bulunmuştur. Pailing miao Sarı Irmağın Ordos çevresinde teşkil ettiği kavisin kuzeybatısı üzerindedir. Sarı Irmak kıyılarına tahminen 270, Çin Seddi’nin en yakın noktasına 250 km mesafede bulunur. Moğol istilası devrinde Ongutların bir kısmı Moğol ordularıyla beraber batıya hareket etmiş olduklarını bugünkü Orta Asya, Volga Havzası, Ural Dağları, Kırım ve Kafkasya’da yaşayan Türk zümreleri arasında gördüğümüz küçük küçük Ongut oymakları, bu adı taşıyan köy ve kasaba adları ispat eder. Bunların bazılarını zikredelim: 1-Ongut: Kırım’da Ak Mescit kazasında bir köy, 2-Ongut: Kırım’da Küzlev kazasında bir köy, 3-Ongut: Nesepname-i Özbekiye’de 42. boy, 4-Ongut: Şeybani Han devrinde adı geçen bir Özbek Boyu, 5-Ongut: Kuzey Kafkasya’da Kara Nogaylarda Orjonikidze kazasına bağlı bir kasaba ve bir boy. Bugünkü Türk zümreleri içinde Ongutlar hiçbir yerde büyük bir boy teşkil etmiyor, çok dağınık olarak küçük oymaklar halinde bulunurlar.[59]

Moğolistan’da kalan Ongutların mukadderatı da Batıya yayılan Ongutlarınkine benzediğini kabul edebiliriz. Muhtelif Moğol boyları içerisinde küçük oymaklardan bazısı ‘Onhut’ adını taşımaktadır. Mesela Hoto-Goytu’ya bağlı Bisirılti sancağında ‘Onhut’ oymağı vardır. İç Moğolistan’ın Mançu sınırına yakın mıntıkasında Şara Müren Irmağıyla Lao-he Irmağı arasında ‘Oniyut’ oymağı vardır. Moğol devrinde adları meydana çıkan Nayman, Kereyit, Ongut v.b. boyların etnik menşeine dair münakaşalardan en önemlisi Ongutların menşei meselesi olmuştur. Bu boyun etnik bakımdan Türk olduğuna işaret eden ilk batı bilgini, bizim bilgimize göre, Deguignes olmuştur. Rus bilginlerinde N. A. Aristov Ongutların Türk olduğunu kat’i olarak iddia etmiştir. Onun mütalaasına göre Şara Müren Irmağı civarında Kitanlarla sınırdaş olarak bir kavim yaşıyordu. Orhon Yazıtlarının Tatabileri bu kavimdendir. Çin kaynaklarında bu kavim ‘Kumo-hi’ yahut ‘Hi’ olarak adlandırılır. Orhon Yazıtlarında Kitay ve Tatabi birlikte zikredildiği gibi Çin kaynaklarında da Kitan ve Hi beraber geçer. Vasilyev’in tetkiklerine göre Hi’ler yani Kumo-hi’ler Tukyu’ların bir kabilesi idi. Cengiz devrinde bunlara Çinliler ‘Ak Tatar’, Moğollar da ‘Ongutlar’ demişlerdir. Meşhur tarihçi Barthold Ongut, Nayman, Kereyit kabilelerini Türk menşeili olduklarını yazdığı tenkitte Ongutlara dair görüşünü şöyle tenkit etmişti: ‘Asrımızın (19. Asır) başlarında yazan müsteşriklerin çoğu 13. asır Moğolistan’ının etnografik durumunun bugünkü durumundan farksız olduğunu Cengiz’den önce de bütün Moğolistan’ın Moğol menşeli kavimlerle meskûn bulunduğunu zannederlerdi. Sonra bazı etnograflar bu kavimlerden birçoğunun Türk ırkına mensup olduğunu ispata çalıştılar; bu meselelerde[60] Howorth herkesten ileri giderek Moğolistan’ın kudretli kavimlerini, bilhassa Kereyit, Nayman, Merkit boylarının Türk olduğunu kabul etti. Aristov ise daha ileri giderek Howorth’un Moğol veya Tunguz saydığı Tatar ve Ongut kavimlerini bile Türk saymaktadır.’

Ongutların menşei meselesi hala kat’i olarak halledilmiş değildir. son yıllarda yayınladığı eserlerde Fransız muharriri Rene Grousset Ongutları Türk olarak gösterdiği halde Sinolog Prof. W. Eberhard’ın Ongutları Moğol zümresinden saymakta ısrar ettiği anlaşılmaktadır.

İç Moğolistan’da Ongut diyarında bulunan mezar taşları yazıtlarının dili Ongutların menşei meselesini halletmek yolunda kesin bir adım olacağı şüphesizdir. Salahiyet sahibi Türkolog K. Groenbech’in yazıtlar üzerindeki çalışmaları merakla beklenmektedir.[61]

Görüldüğü gibi Prof. A. İnan Ongutların menşei konusunda kararsız kalmışlardır.

W. Eberhard ise, “Ongutlar Hakkında Mülahazalar” isimli makalesinde, Ogutların menşeinin Moğol mu yoksa Türk mü olduklarına dair makalesinde şu bilgileri vermekte ve omların Moğol asıllı olduklarına meyletmektedir: “…Moğol kabile ve klanları hakkında Çince bir araştırma şöyle demektedir:’Ongutların kendileri Kuzey Şansi’de Yen-men mıntıkasında askeri kumandanın ahfadı olduklarını iddia etmektedirler. İlk cetleri Pu-kuo kabile reisi idi. Sonraları Alakuş Tegin-kuri Cengiz ile dostça münasebetler tesis etmiştir. Hatta Cengiz, bir kızını ona vermiştir. Ongutlar, tarihte Beyaz Tatar (Pai-ta-ta) diye adlandırılan kimselerdir. Ongutların Beyaz Tatarlarla aynı olması keyfiyeti şimdiye kadar Bretschneider, Pelliot ve başka araştırıcılar tarafından ifade edilmiştir…[62]

…Beyaz Tatarlar bir kere Kitanların tarihinde zikredilmektedir. Karakitaylar devletinin kurucusu bir kere ülkelerinden geçmiş ve onlardan 400 at, 20 deve, sonra birkaç koyun hediye olarak almış. Moğollar gerçekten Prof. A. İnan’ın tespit etmiş olduğu biri dört gruba ayrılıyorlardı. Se-mu’lar yani yardımcı kavimler ki çok erken Moğollarla birleşmişler, kuzey ve güney Çinlileri. Se-mu’ların en eski listesi Cho-keng-lu’da bulunmaktadır. Burada 31 isim vardır. Fakat bunlar biraz yakından incelenirse sayıları 20’ye iner. Bu Se-mu’lar arasında Naimanlar, Uygurlar, Hui-Huiler(Müslümanlar), A-erh-hunlar ve başka bir takım kabileler bulunmaktadır ki bunların bir kısmı muhakkak Türktü. Fakat aralarında Ongutlar yoktur. Asıl Moğollar Cho-keng-lu’ya göre 72 kabileden ibaretmiş. Bu adette aşağı inilebiliyor; öyle ki yukarıda adı geçen Ch’ien Ta-hsi 42 tane, Moğol devrinin yeni vakayinamelerinin müellifi (Hsin Yüan-Shih) 48 tane saynaktadır. Ch’ien, Ongutları zikrediyor ve bunların Beyaz Tatarlar olduklarını söylüyor. Hsin Yüan-Shih, onları zikretmemekte fakat Beyaz Tatarlardan uzun uzadıya bahsetmektedir. Bu kaynağa göre asıl Moğollar 4 tali gruba ayrılmaktadırlar: a) En Eski Kabileler, b) Siyah Tatarlar, c) Beyaz Tatarlar, d) Vahşi Tatarlar. Bu kaynağa göre Beyaz Tatar kabileleri şunlardır: 1- Cha-la-erh (Celayir), 2- Su-wi-i-t’e (Sunit), 3- T’a-ta-erh (Tatar), 4- Merkit, 5- Dörbet, 6- Oyrat, 7- Pei-ko-lin (Mei-lin), 8- Pu-erh-ku-te, 9- Hu-li, 10- T’u-kuan-la-shih, 11- T’u-ma-t’e (Tümet), 12- Pu-erh-hsia-chin, 13- Ko-erh-mou-chin, 14- Hu-erh-han, 15- Sai-ha-i-t’e.[63]

Bunlardan Celayirliler 10 kabileye, Sunitler 2 kabileye, Tatarlar 6, Merkitler 4, Oyratlar 5 kabileye ayrılmaktadır. Zikredilen bu 15 kabileden hiçbirinin Ongutlarla aynı olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Fakat bütün Beyaz Tatarların Ongutlarla aynı olduğu kabul edilince, o zaman Ongutlar Celayirlere, Sunitlere, Merkitlere, Dörbetlere ve bütün ötekilere tekabül ediyor. Fakat bu da imkânsız görünmektedir. Bir hal çaresi eski Moğol vakayinamelerinde (Yüan-shih) bulunan Alakuş’un tercüme-i halini karşılaştırmakla elde edilir. Eski vakayinameler tercüme-i hale şöyle başlamaktadır:’Alakuş-tekit-kuri Ongut kabilesinden bir adamdı. Sülalesi Yen-men’li Sha-t’o’lardan inmektedir. Ceddi, kendisinden 10 batın evvel kabile reisi idi. Chin (Cürcen) devrinde Ch’an Dağı, kuzeyle güneyi ayıran bir sınır ülkesi idi. Alakuş-tekit-kuri, bir ordu ile bu mühim geçidi tutmakta idi. O zamanlarkuzey batıda Naiman adlı bir devlet vardı…’ Çok daha mufassal olan yeni vakayinamelerde bu hususta şu izahat vardır: ‘Alakuş-tekit-kuri, Ongutların kabilesinin serkerdesi idi. Moğolcada bir hanın oğluna Tekit yahut Tegin derler. Birkaç kabilenin birden başı olan Serkerdeye, Kuri (Hu-li) derler. Alakuş’un adı işte buradan gelmektedir. Ongutlar Beyaz Tatarların 15 kabilesinden birini teşkil etmekteydiler. İlk zamanlarda adları Pu-erh-ku-t’e yahut Burgut idi. Kitanlar onlara Wu-erh-ku derlerdi. Bunlar Kitanlara karşı birkaç kere isyan etmiş ve birkaç kere isyanları bastırılmıştır. Sonraları Chinlere (Cürcenlere) tabi olmuş ve kuzeybatı ülkesinden Chao-t’ao merkezine bağlı bulunmuşlardır. T’a-ting devrinden sonra (1161-1189) kuzey kabileleri yavaş yavaş kuvvet kazanmışlardır. Chinlerle Ch’an Dağı[64], kuzey ile güneyi ayıran sınırdı. Ongut kabilesinin 4 bin çadırı vardı; bu kabile bir sınır geçidinde yaşar ve geriye doğru bir dağla muhafaza edilmişti. Bilahare Moğollar sınır duvarına Yang-ku demişlerdir ki, bu ad daha sonra bozularak Wang-ku şekline sokulmuştur. Cengiz, Wang Hanını mahvettiği zaman T’ai-Yang Han’ı Naimanlardan korkmaya başladı.’

Bu sözlere nazaran Ongutlar esi Burgutlardır. Yani Beyaz Tatarların 8. kabilesi. Kitanların vakayinameleri bunları, Wu-erh-ku adı altında değil, Wu-ku olarak zikretmektedir. Daha 900 yılından itibaren Kitanlar onlarla savaşmakta ve onları mağlup etmekte, haraç almakta, onlar tekrar baş kaldırınca savaşmaktadır. Karakitay Devleti kurucusunun geçtiği memleketler arasında Wu-ku-li’lerin bir kabilesi de zikredilmektedir; fakat bu noktada Wu-ku-li ile Wu-ku’nun aynı olup olmadığı konusu şüphelidir. Zira Wu-ku-li’ler biraz sonra Cürcenlerin bir kabilesi olarak meydana çıkmaktadırlar. Fakat yeni Moğol Vakayinameleri müellifi her iki adın da aynı olduğu fikrindedir. Zira Cürcenler altındaki Ongutların ikamet yerleri hakkında söylediklerinin aynını Cürcenlerin vakayinameleri de Wu-ku-li’ler hakkında söylemekte olup bu sonuncu vakayinameler onun herhalde kaynağı olsa gerek. Wu-ku’larla Wu-ku-li’lerin aynı olduğu kabul edildiği takdirde Ongutların da Karakitaylarla birlikte Türkistan’a gelmiş olmaları muhtemeldir. O zaman belki bunların Burgutlarla aynı olduğu iddia edilebilir. Burgutlar, Z. V. Togan’ın fikrine göre, 17. asırda Türkistan’da zikredilen bir Özbek kabilesidir. Çince’de Burgut pekâlâ şu transkripsiyonla verilebilir: Pai-erh-hu-t’e. Diğer taraftan Z. V. Togan’ın fikrine göre bugün Özbekler arasında bir Burgut kabilesi vardır. Bu ayniyet iddiaları ki tamamen şüpheli mahiyettedirler, doğru çıkarsa Ongutlar için Türktürler denilebilir. Bu tahmin şu nokta yüzünden de kuvvet bulmaktadır. Ongutların kendileri Türk olduklarına şüphe bulunmayan Sha-t’o’lardan geldiklerini iddia etmektedirler. Hiç olmazsa onların arasında yaşadıkları muhakkaktır. Bu küçük not, Ongutlar meselesini etraflıca halledemez. Çince kaynak malzemesi mefkut olduğundan bu meseleyi daha ileriye götürmeye imkân yoktur.[65]

Şimdilik netice olarak şunlar tespit edilebilir: Ongutların asıl adları Burguttur. Fakat bunlara, Proto-Moğol olan Kitanlar Ongut, asıl Moğollar Öngüt demişlerdir. Ongutlar, ilk defa olarak miladi 900’den önce görünmüşlerdir. Türk Sha-t’o’larla birlikte Kitanlar tarafından hâkimiyet altına alınmışlardır. Bir müddet Cürcenlere tabi olmuşlar ve sonra Beyaz Tatarların bir kabilesi olarak Moğollardan sayılmışlardır. Görünüşe bakılırsa bunlardan bazı kısımlar Karakitaylarla beraber batı Türkistan’a geçmiş, oradaki Burgutlar bunlardan neşet etmiş olacaklardır.”

Görüldüğü gibi Prof. W. Eberhard, Ongutları Moğol olarak sayma eğilimindedir. Ancak Türk olabilecekleri ihtimalini de göz önünde bulundurmamazlık etmemiştir.

Sonuç

Kaynakların şahitliğinde Sha-t’o’ların Türk olduklarına dair herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Ongutların Türklüğü konusunda ise, W. Eberhard başta olmak üzere şüphelerini ifade eden ya da A. İnan gibi onların Türk olduklarına meyledip kararsız kalan araştırmacılar mevcut olsa bile, her şeyden önce Ongutların soylarını Sha-t’o Türklerine dayandırdıkları Çin kaynaklarının verdikleri bir bilgidir. Günümüz araştırmacılarının büyük bir çoğunluğu Ongutların Türk asıllı olduklarını ve Sha-t’o Türklerinden indiklerini kabul etmektedirler. Biz de, mevcut kaynaklar ışığında, Ongutların Sha-t’o Türklerinden indikleri ve Türk oldukları eğilimindeyiz.

Ongutlar, bugün Moğolistan’da yaşayan çok az bir nüfusa sahip bir Türk boyudur. Keraitlere bağlı bir boy olarak da bilinmektedir. Yaşadıkları coğrafya, Çin Seddi boyunca Ordos bozkırının kuzey tarafları ve bozkırın kuzeydoğusundaki bölgelerdir. Günümüzde, onlardan indiği söylenen halklar Moğolistan dışında, Kazakistan’da (Uvaklar-Waqdar), Moğolistan’da (Tumed Moğolları içinde bir Otağ), Çin Halk Cumhuriyeti’nde Kansu civarında yaşayan Budist Mongurlar ve Rusya Federasyonu sınırları içinde yaşamaktadırlar.

Kaynakça

ALPTEKİN, C. (2008): Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarihi, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul.

AVCIOĞLU, D. (1999): Türklerin Tarihi II, İstanbul, Tekin Yayınevi, 1. Baskı.

BARTHOLD, W. (2006): Türk-Moğol Ulusları Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, IV. Dizi, Sayı 15.

CHAVANNES, E. (2006): Batı Türkleri Tarihi, İstanbul, Töre Yayın Grubu, 1. Baskı.

ÇANDARLIOĞLU, G. (2004): Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, (Çin Kaynakları ve Uygur Kitabelerine Göre), İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 1. Baskı.

ÇANDARLIOĞLU, G. (2004): Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri, İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1. Baskı.

DEGUİGNES, J. (1976): Büyük Türk Tarihi 3, İstanbul, Türk Kültür Yayını, 1. Baskı.

DİVİTÇİOĞLU, S. (2004): Oğuz’dan Selçuklu’ya, İstanbul, İmge Kitabevi Yayınları, 4. Baskı.

EBERHARD, W. (Ocak 1947): “Sha-t’o Türklerinin Kültür Tarihine Dair”, Belleten, Cilt XI, Sayı 41, Sayfa: 16-26.

EBERHARD, W. (1944): “Ongutlar Hakkında Mülahazalar”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 32, s. 584-588.

GOLDEN, P, B. (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Çorum, Karam Yayınları, 2. Baskı.

GÖKALP, C. (1973): Göktürk Devletinin Kuruluşundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler, Ankara, Sevinç Matbaası, No. 256/ 49/ 39.

GROENBECH, K. (1944): “İç Moğolistan’daki Türk Yazıtları”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 31

GROUSSET, R. (2006): Bozkır İmparatorluğu, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 5. Baskı.

GUMİLËV, L., N. (2006): Avrasyadan Makaleler 1, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı.

GUMİLËV, L., N. (2004): Eski Türkler, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 5. Baskı.

GUMİLËV, L., N., (2003): Hazar Çevresinde Bin Yıl, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 3. Baskı.

GUMİLËV, L., N., (2005): Hunlar, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 4. Baskı.

GUMİLËV, L., N. (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı.

HSİNG-TUNG, W. (1970): Beş Sülale Çağında Sha-T’o’ların Çin Toplumuna Etkileri, Doktora Tezi, Taipei.

İNAN, İ. (1998): Makaleler ve İncelemeler I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı

KAFESOĞLU, İ. (2005): Türk Milli Kültürü, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 25. Baskı.

LİGETİ, L. (1970): Bilinmeyen İç Asya II, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi, 1. Baskı.

ÖGEL, B. (2002): Çingiz Han’ın Türk Müşavirleri, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı.

RASONYİ, L. (1971): Tarihte Türklük, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, No. 39, Seri III.

ROSSABI, M. (2008): Kubilay Han’ın Seyyahı Doğudan Batıya İlk Yolculuk, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Çeviren: Ekin Uşşaklı), 1. Baskı

ROUX, J., P. (2001): Moğol İmparatorluğu Tarihi, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı

ROUX, J., P. (2006): Orta Asya Tarih ve Uygarlık, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2. Baskı.

ROUX, J., P. (2007): Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı.

TAŞAĞIL, A. (2004): Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1. Baskı.

TOGAN, Z., V.. (1981): Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul, Enderun Kitabevi, 3. Baskı.

VASARY, I. (2007): Eski İç Asya’nın Tarihi, İstanbul, Ötüken Neşriyat. (Çeviren: Dr. İsmail Doğan), 1. Baskı


* Tarihçi/Yazar

[1] Bahaeddin Ögel, (2002): Çingiz Han’ın Türk Müşavirleri, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s. 306.

[2] Réné Grousset, (2006): Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat,  İstanbul, s. 338-339.

[3] Joseph Deguignes, (1976): Büyük Türk Tarihi 3, Türk Kültür Yayını, İstanbul, s. 693-694, 789.

[4] Deguignes, J., 1976: 792.

[5] Réné Grousset, (2006): Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat,  İstanbul, s. 155.

[6] Wılhelm Barthold, (2006): Türk-Moğol Ulusları Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, s. 10-11.

[7] Barthold, 2006: 11.

[8] Edouard Chavannes, (2006): Batı Türkleri Tarihi, Töre Yayın Grubu, İstanbul, s. 96.

[9] Wolfram Eberhard, (1947): “Şato Türklerinin Kültür Tarihine Dair Notlar”, Belleten, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Cilt XI, Sayı 41, s. 16.

[10] Cevdet Gökalp, (1973): Göktürk Devletinin Kuruluşundan Çingiz’in Zuhuruna Kadar Altaylarda ve İç Moğolistan’da Kabileler, Sevinç Matbaası, Ankara, s. 19-20.

[11] Wu Hsing-tung, (1970):  Beş Sülale Çağında Sha-T’o’ların Çin Toplumuna Etkileri, Doktora Tezi, Taipei, s. 2.

[12] Ahmet Taşağıl, (2004): Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, s. 99.

[13] Sencer Divitçioğlu, (2004): Oğuz’dan Selçuklu’ya, İmge Kitabevi Yayınları, İstanbul, s. 33.

[14] İbrahim Kafesoğlu, (2005): Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, S. 96.

[15] Peter B. Golden, (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Karam Yayınları, Çorum, s. 194, 234.

[16] Gülçin Çandarlıoğlu, (2004): Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, (Çin Kaynakları ve Uygur Kitabelerine Göre), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, s.24.

[17] Zeki Velidi Togan, (1981): Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul, s. 434-435.

[18] Togan, 1981: 57.

[19] Lev Nikolayevic Gumilëv, (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 73, 76, 120, 335.

[20] Lev Nikolayevic Gumilëv, (2004): Eski Türkler, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 331, 417.

[21] Lev Nikolayevic Gumilëv, (2005): Hunlar, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 505, 506.

[22] Lev Nikolayevic Gumilëv, “Hazar Çevresinde Bin Yıl” ve “Avrasyadan Makaleler 1” adlı eserlerinde bu yorumunu daha da ayrıntılandırmaktadır. Ona göre, Hunlar, Siyenpi mağlubiyeti sonucu dört kola ayrılmışlar, bir kolu tabiliği kabul ederken, ikincisi Çin hâkimiyetine girmiş, üçüncü grup savaşa savaşa Yayık ve Volga sahillerine çekilmiş; dördüncü ve zayıf grup ise Tarbagatay ve Saur Dağlarına sığınmış, bilahare Yedisu ve Çungarya’yı ele geçirmiştir. Bunların bir kısmı Altaylarda Kıpçaklarla kaynaşarak Kuman(Poloves)’ları meydana getirmişler, bir kısmı ise Çin’e yönelerek orada X. Yüz yıla kadar berhayat olan Sha-t’o Türklerini oluşturmuşlardır. (Lev Nikolayevic Gumilëv, (2003): Hazar Çevresinde Bin Yıl, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 104, 258. Lev Nikolayevic Gumilëv, (2006): Avrasyadan Makaleler 1, Selenge Yayınları, İstanbul, s. 29-30, 57, 186. )

[23] Laszlo Rasonyi, (1971): Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, s. 104.

[24] Istvan Vasary, (2007): Eski İç Asya’nın Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.140-141.

[25] Sha-t’o’ların tarihleri için bkz.: Cahit Alptekin, (2008): Sha-t’o Türkleri Siyasi ve Kültürel Tarihi, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul.

[26] Hsing-tung, 1970: 25.

[27] Grousset, 2006: 160.

[28] Avcıoğlu, D., 1999b: 733.

[29] Grousset, 2006: 160.

[30] Hsing-tung, 1970: 26.

[31] Hsing-tung, 1970: 26.

[32] Grousset, 2006:160.

            [33] Deguignes, 1976: 881-882.

[34] Hsing-tung, 1970: 26.

            [35] Deguignes, 1976: 882.

[36] Hsing-tung, 1970: 26.

[37] Hsing-tung, 1970: 26.

[38] Grousset, 2006: 160.

[39] Hsing-tung, 1970: 26-27.

[40] Grousset, 2006: 160.

[41] Deguignes, 1976: 885.

[42] Grousset, 2006: 160.

[43] Deguignes, 1976: 888.

[44] Eberhard, W., 1995: 232.

[45] Layoş Ligeti, (1970): Bilinmeyen İç Asya II, Milli Eğitim Basımevi, 1. Baskı, s. 156, 157,163, 164,168.

[46] Bahaeddin Ögel, (2002): Çingiz Han’ın Türk Müşavirleri, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Baskı, s. 305-306.

[47] Zeki Velidi Togan, (1981): Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul, Enderun Kitabevi, 3. Baskı, s. 66.

[48] Peter B. Golden, (2007): Türk Halkları Tarihine Giriş, Çorum, Karam Yayınları, 2. Baskı, s. 338, 348.

[49] Jean Paul Roux, (2007): Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 1. Baskı, s. 170, 274.

[50] Jean Paul Roux, (2006): Orta Asya Tarih ve Uygarlık, İstanbul, Kabalcı Yayınevi, 2. Baskı, s. 238.

[51] Moris Rossabı, (2008): Kubilay Han’ın Seyyahı Doğudan Batıya İlk Yolculuk, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Çeviren: Ekin Uşşaklı), 1. Baskı, s. 23-24.

[52] Lev Nikolayevic Gumilëv, (2002): Muhayyel Hükümdarlığın İzinde, İstanbul, Selenge Yayınları, (Çeviren: Ahsen Batur), 1. Baskı, s. 117, 120.

[53] K. Groenbech, (1944): “İç Moğolistan’daki Türk Yazıtları”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 31, s. 457-458.

[54] Grousset, 2006: 20.

[55] Abdülkadir İnan, (1998): “Nayman Boyu’nun Soyu Meselesi”, Makaleler ve İncelemeler I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı, s. 61.

[56] İnan, 1998: 63.

[57] İnan, 1998: 64-65.

[58] Abdülkadir İnan, (1998): “Ongutların Menşei Meselesi”, Makaleler ve İncelemeler I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3. Baskı,  s. 55.

[59] İnan, 1998: 56.

[60] İnan, 1998: 57.

[61] İnan, 1998: 58.

[62] Wolfram Eberhard. (1944): “Ongutlar Hakkında Mülahazalar”, Belleten, Cilt VIII, Sayı 32, s. 584.

[63] Eberhard, 1944: 585.

[64] Eberhard, 1944: 586.

[65] Eberhard, 1944: 587.