Cumhuriyetimizin 90. Yılı Kutlu Olsun

29ekim07

Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi, Milletleri millet yapan, onlara şuur veren ve bir arada tutan ortak değerler vardır. Savaşlar, bu savaşlarda kazanılan galibiyetler ya da meydana gelen bozgunlar millet olma bilincini sağladığı gibi, önemli günler ve kahramanlar da yine millet olma bilincinin önemli etkenlerindendir.

Bu bakımdan, 19 Mayıs 1919’da Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Milli Mücadeleyi başlatıp, 29 Ekim 1923 tarihinde de “Türk Milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.” diyerek ilan ettiği Cumhuriyet, Türk Milletine bırakılmış en büyük miras ve vazgeçilmez bir değerdir.

Cumhuriyetin en büyük erdemi, Türk toplumunu ulus olma bilincine kavuşturma imkânı vermesi ve bireyi yurttaş konumuna yükseltmesidir. Ulusumuz, Cumhuriyetle birlikte ulusal bir devletin, onurlu, özgürce düşünebilen ve eşit haklara sahip yurttaşları haline gelme, devletin tek ve gerçek sahibi olma şansını elde etmiştir. Bugün bu şansın ne kadar kullanıldığı tartışma götürür.

Demokrasinin eşanlamlısı olan Cumhuriyet, ulus egemenliğini en iyi simgeleyen, en yüksek, dolayısıyla Türk ulusuna en layık ve onun yüce ruhuna en uygun bir devlet yönetimi biçimidir. Bunun bilincinde olan Türk gençliğinin kulaklarında daima Yüce Önder’imizin şu sözleri olacaktır:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Şüphesiz ki, Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir. Türk Milleti Cumhuriyet’e bağlanıp, onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alır. Bu nedenle Cumhuriyeti yüceltip sürdürmek ve nasıl zorluklarla bu sonuca ulaşıldığını bilmek her Türk’ün milli görevidir. Bu milli görevin layıkıyla yerine getirilebilmesi için eğitime ve biz eğitimcilere büyük sorumluluk düşmektedir. Şüphesiz ki gerçek bir demokrasinin olmazsa olmaz şartı düşünen ve sorgulayan insanlar yetiştirmektir.

Atatürk’ün önderliğinde; Samsun’dan başlayıp, İzmir’de noktalanan ve Lozan’da biçimlenen, çöküşten kurtuluşa uzanan yol çetindir, yer yer umutsuzdur, engellerle ve yokluklarla doludur…

Ama Atatürk, en başından umutludur… Ulusuna güvenmektedir… Nevşehir’in köylerinden gelen çarığa, Aksaraylı semerci İbrahim’den gelen kolonlara, yem torbalarına, nallara.. Niğde ovasının buğdaylarına, Sungurlu’nun arpalarına, Havza’nın ununa, Çankırı’nın bulguruna, bu ülkenin insanına, taşına, toprağına güvenmiştir o…

Güvendiği gibi de olmuştur, zafer kazanılmıştır. Asıl önemli olan bundan sonrasıdır. Ulusuna, layık olduğu yönetim biçimini, Cumhuriyeti getirmekle başlar işe…

Cumhuriyeti şu sözlerle tanımlar:
-“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir”. Yasama ve yürütme gücü, milletin tek gerçek temsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu kelimeyi özetlemek mümkündür: “Cumhuriyet”.

Cumhuriyetçilik ise, Atatürk devriminde, ana ilke ve esas değerdir. Anayasalarımızda öteki Atatürk ilkelerinin yer alışında diziliş sırasında en baştadır. Öyle ki anayasamızda değiştirilmesi önerilemez maddelerin en başında gelir. Kısacası bu ilke anayasanın bağımsız ana maddesidir.

Cumhuriyetçilik, öteki Atatürk ilkeleriyle birlikte uğrunda ölümü göze alma inancıdır.

Türk ulusuna seslenen büyük önder, şu tümcelerle cumhuriyetin, bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamıştır:

-Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımlardan uyanmanın ve bu sevgili vatanın her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğinin korumasına bırakıyorum.”

-“EY TÜRK GENÇLİĞİ! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”

Bu sözleri ruhuna ve varlığına perçinlemiş olan Türk ulusu, cumhuriyeti dünya durdukça korumaya and içmiştir.

Yazımın sonuna yaklaşırken, sabrınıza sığınarak, sizleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün son Cumhuriyet Bayramına, 29 Ekim 1938 tarihine götürmek isterim. Şimdi okuyacağım satırlar 1927-1938 arası İçişleri Bakanlığı yapmış ve Atatürk’ün son anlarında yanında bulunmuş rahmetli Şükrü Kaya’nın anılarından bir parçadır:

“Cumhuriyet bayramlarının günlerini ve gecelerini sabahlara kadar ayakta geçiren Atatürk, hayatının son Cumhuriyet Bayramı’nın gününü ve gecesini Dolmabahçe Sarayı’nın bir odasında ölüm döşeğinde geçirdi. Süzülmüş, takatsiz ve solgundu. Artık günleri değil, saatleri sayılıydı. Kesik kesik konuşuyor, yanındakiler de onu oyalayacak laflar söylüyorlardı. Bir aralık pencereden bol bir ışık aksetti. Elektriklerle donanmış bir Boğaziçi vapuru, sarayın rıhtımına yanaşacak kadar yaklaşmıştı. Alkışlar, ölümün kanat getirdiği bu hüzünlü odanın matemli havasını dalgalandırdı. “Üniversite gençleri tebrike gelmişler.” dediler. İşaret etti, kollarına girildi. Pencere kenarındaki koltuğa oturtuldu. Ayağa kalkmak istedi, kaldırıldı.

Eliyle vapurdakileri selamladı. Görüldü mü, sezildi mi bilmiyorum. Vapurda bir alkış tufanıdır koptu. Yaşa sesleri göklere yükselirken vapur da hareket etti. “Dağ başını duman almış”ın ilk nağmelerini işiten Atatürk yanındakilere döndü. Cansızdı, fakat gözlerinde zekânın ve iradenin ışıkları parlıyordu. Fütursuz ve teessürsüz bir sesle gençlere işiteceklermiş gibi: “Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle…” dedi. Atatürk yatağına yatırıldı. Kılıç Ali’yi sert bir öksürük tuttu, dışarıya fırladı. Ben de çıktım.

Hemşehrisi, kızları, arkadaşları, adamları için için ağlıyorlardı. Ben de onların arasında idim.”

Hak ve hürriyetlerden yoksun toplumların ayakta kalmaları ve yaşamaları mümkün değildir. Adalete dayanmayan düzenler mutlaka çökerler. Bu nedenle, bizlere ve gelecek nesillere düşen en önemli görev; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunmak, Atatürk ilke ve inkılâplarını koruyup, kollamak iç ve dış tehditlere karşı duyarlı olmaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle; Cumhuriyetin 90. Kuruluş yıldönümünü kutlar, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve canlarını bu uğurda feda eden kahraman şehitlerimizi rahmetle, fedakârlıkta eşi bulunmaz gazilerimizi de minnet ve şükranla anarım.
Saygılarımla
CAHİT ALPTEKİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s